Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ayasofya’nın ibadete açılması bir süredir aklının bir kenarında seçim bulunan siyaset kulisini yeniden hareketlendirdi.
Yakın gelecekte yapılacak seçimin hazırlık adımları olarak değerlendiren sayısı Meclis’te oldukça fazlaydı.
Hatta bazı AK Partili vekillerin de seçim beklentisine girmesine yol açtığını da söyleyeyim…
Cumhurbaşkanı ile sıklıkla görüşen milletvekilleri ve parti yöneticileriyle yaptığım sohbetten çıkardığım sonuç şu ki Ayasofya adımı erken genel seçime yönelik değil…
Sadece bu konuda değil, başkaca atılan adımların da erken genel seçim ile anılmasından da rahatsızlar.
Çünkü erken seçim söylentisinin birçok olumsuz gelişmeyi de beraberinde getirdiğinin farkındalar.

ÖTEKİNİN BAKIŞI

Seçim değilse o zaman ardı sıra gelen ve dindar muhafazakâr kesimi hoşnut bırakan bu adımların gerekçesi nedir?
AK Parti’den ayrılan ve yeni parti kurma çabasında bulunan iki partinin yöneticileri dün konuya girme niyetinde değildi...
Onlar adımın AK Parti’den kopup kendilerine gelme eğilimi olan dindar mütedeyyin kesimi tutma çabası olarak okuyordu.
CHP ve MHP ise dikkat çekici şekilde bu konuda kendi içinde farklı bir bakışa sahip; bir kesimi iyi olduğunu düşünüyor, diğer bir kesim ise evrensel değerlerden kopup, içe kapanmanın adımı diye görüyor…

ENGELLERİ AŞABİLEN

AK Parti’deki bakışa gelirsem.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dün ifade ettiği gibi, “kararlı duruşun bir göstergesi” olarak meseleye yaklaşıyor.
Ayasofya konusunu, ezanın Türkçe okunması kararını iptal edip, Arapça okunmasını sağlayan Başbakan Adnan Menderes’in kararı ile eş değerde tutuyorlar.
Hatta bu dönemde olduğu için çok daha önemli buluyor.
Bir yıl önce böyle bir adımın atılmasından kaçınılırken, bu yıl neden böyle bir yola gidildi?
Buna verdikleri yanıt da “Koşullar bu dönem uygun oldu” cümlesinin ötesinde değil.
Dindar muhafazakar kesimin yüzyıldır aşamadığı, önünde engel gördüğü meseleleri ortadan kaldırmanın kararlılığı olarak meseleye bakıyorlar.

SEMBOLİK TARİHİ DEĞER

Sözlerinden çıkardığım şu ki AK Parti meseleye seçim yatırımı olarak bakmıyor veya yeni kurulan partilere taban kayışını engelleme çabası olarak da ele almıyor.
Dindar muhafazakâr kesim açısından sembolik tarihi değer olarak görülen meselenin önündeki engelin kaldırılması olarak değerlendiriyor.
Bu konuda adım atılabileceğini sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya gösterildiğini ifade ediyor.
Haksız da değiller, sembolik tarihi değer açısından Ayasofya’ya bakıldığında sadece Türkiye değil, uluslararası Müslüman kesim açısından da önem ifade ediyor.
Ayrıca kendilerinin de vurguladığı gibi, dindar muhafazakar tabanın kopan iki partiye gitmesinin önüne set çekme çabası diye okumak da doğru olmaz.

COŞKULU VE FERAGATLİ

Çünkü bu kesimle Erdoğan arasında güçlü, coşkulu ve feragatli bağ söz konusu; bunun bir çırpıda kopmasının da şu aşamada olanağı yok.
Yerel genel seçimlerin de gösterdiği gibi liberal, dindar milliyetçi diye tanımlanan kesimlerden kopuş oldu, ama dindar muhafazakarlar açısından AK Parti’den kopmak pek olası değil.
Nasıl ki sol laik kesim, siyasetine öfke duysa da sandığa gittiğinde CHP’den vazgeçemez, benzer durum AK Parti’nin bu cenahı için de geçerli.
Seçim döneminde Anadolu’daki dolaşmalarım da gösterdi ki bu coşkulu ve feragatli bağ tek başına bugünkü sembollerle ilgili değil; başörtü yasağının kamuda kalkmasından, imam hatiplerin sayısının arttırılmasına, tarikatların rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesine kadar uzanan geniş yelpazeyi kapsıyor.

OLAĞANÜSTÜLÜĞÜ SÜRDÜRMEK

Erdoğan da her bir adımda onlara “bugüne kadar dokunulmaz sanılan konulara ele atabilen olağanüstü kimliğini” gösteriyor.
Yukarıda da belirttiğim gibi, seçim gezilerinde de gözledim ki, bu kesim ekonomik güçlüklerle yaşamasına karşın, Erdoğan’ın her sorunun üstesinden geleceğine inanıyor.
Dış saldırılar altında bulunduğu hissi ile tahkim ettiği cephede yanında saf tutuyor; olağanüstülüğüne destek vermek için her güçlüğe katlanmaya hazır seçmen kitlesi oluşturuyor.
Dolayısıyla Ayasofya konusu, yeni kurulan iki partiye taban kaymasını engellemek yerine, Erdoğan’a “yapabilirlik” gücü katan ve sosyolojik tabanına “olağanüstülüğünün devam etmekte olduğunu” sergileyen bir adım.

MENDERES İLE OKUYACAK

Nasıl ki dindar muhafazakar kesimde Adnan Menderes ezanın tekrar Kuran-ı Kerim dili Arapça okunmasını sağlamasını bugün de önemli bir adım olarak görüyorsa, yarın Ayasofya meselesine de aynı bakacak.
Yassıada’nın açılması, Menderes’i yargılayan Mahkeme’nin ortadan kaldırılması da eklendiğinde Erdoğan adını Menderes ile birlikte okuyacak.
Bütün engelleri aşma becerisini gösteren diye değerlendirecek; anlam dünyasında Menderes ile aynı yere yerleştirecek…
Bunun yanı sıra milliyetçi-muhafazakar kesimde Ayasofya hep İslami kimlik ile anıldı cami olmaktan çıkarılması hazmedilemedi.
Hatta Osmanlı’ya dönüş özlemi duyanlar sosyal medyada kendilerine simge olarak kullandı.
Fatih Sultan Mehmet’in “kılıç hakkı” ile özdeş kılındı; fetihçi anlam yüklendi.
Müze ile cami arasındaki tercihe karşı duruşun simgesel mekanı oldu; bir kesime karşı elde edilecek zafer nişanı gibi görüldü...
Sonunda elde edildi…

AYASOFYA YERELLEŞTİ

Ayasofya’nın ibadete açılması konusuna gelirsek…
Türkiye bu konuda bir karar alabilir, kimse de neden bu kararı aldığına karışamaz; ne UNESCO ne de AB bu konuda bir tek kelime edemez.
Hele ki Ayasofya konusunda çok hassas olduğunu ileri süren Yunanistan’ın bu konuda tek kelime etmeye hakkı yok, çünkü bu aşamaya gelmesinde emeği çok.
Atina’nın bunun için önce şu sorunun yanıtını vermesi gerekiyor; bugüne kadar üyeliğinin önüne engel koyduğu Türkiye bir AB üyesi olsaydı Ayasofya kararı nasıl gelişirdi?
Ya da başkentinde tek camiye izin vermeyen Atina’nın şimdi eleştirel kalması hükümetini ne denli samimi kılıyor?
İspanya’da Kurtuba Camii’ni kiliseye dönüştüren İspanyollar dururken, Ankara’ya niye laf ediliyor?
Ayrıca bu içişleri ile ilgili bir konu ve seçimle işbaşına gelip iktidarı elinde tutan Başkan kararını verdi ve Ayasofya Camii’ni ibadete açtı.
Ayasofya uluslararası aktörlerin ortak payda olarak görüp üzerinde görüş belirteceği yer olmaktan çıktı…
Sonuç olarak, Ayasofya Camii önceki gün ibadete açılması kararıyla tam anlamıyla yerelleşti…

Kalp krizi geçirip hastaneye kaldırıldığını duyanların resimlerine bakın neden “Doğan Abi…” dediğimi anlarsınız.
Siyasi görüşüne bakılmaksızın her kesimden isim kalp krizi geçirdiği haberini alınca ayağında şortu ve terliği ile hastaneye koşturmuş.
Fotoğraflara bakıyorum, hepsinin yüzü asık; kurtarılamamış olmanın sorumluluğu sırtına binmişçesine hüzün dolu.
Bir tarafta Prof. Dr. Aydın Ayaydın, Zülfü Livaneli ile hastanenin bir köşesinde oturmuş; diğer tarafta Mehmet Ağar yüzünde maske olsa da üzüntüsü gözlerinden okunan yüz haliyle telefonda konuşuyor.
Belli ki acı haberi bir yakınıyla paylaşıyor.

ONLARI BULUŞTURAN

Fotoğraftaki işadamları, gazeteciler, siyasetçiler; bir zamanlar en acımasız şekilde birbirine rakip olmuş isimler…
Hak yoluna yürüyen Doğan Taşdelen’in yakınlarını teselli etmek, acısına ortak olmak için Bodrum’da hastane bahçesinde omuz omuza oturuyorlar…
Şurası bilinmeli ki Doğan Taşdelen bunu siyasetiyle elde etti; Çevre Bakanlığı Müsteşarlığı, iki dönemlik Çankaya Belediye Başkanlığı, Başbakanlık Müşavirliği dahil, döneminde kimseyi ayırt etmedi.
Çankaya’ya en fazla yatırım, en çok yeşil alan Doğan Taşdelen’in Belediye Başkanlığı döneminde kazandırıldı; kapısından da dönen olmadı.
Gerekirse gelmekten çekinenin yanına kendisi gitti.

DİYAP AĞA’NIN TORUNU

Zaman zaman telefonla konuşur, bazen de buluşur geçmişi anardık...
Yaşanmış politik gelişmeleri haberdar olmadığımız yönlerini ve gerekçelerini aktarırdı.
Herkesin ağabeyi, arkadaşı, yoldaşı, komşusu, başkanı oldu…
Türkiye dün kavgadan uzak bir gönül insanını, bir Anadolu dervişini, Kurtuluş Savaşı kahramanı, ilk milletvekillerinden Diyap Ağa’nın torununu kaybetti.
Ankara da bir ağabeyi…
Hak yolu açık, devri devran, ruhu revan olsun Doğan Abi; ne iyi insandın…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00