Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

CHP Kurultayı için söylenecek tek cümle var; CHP lideri iktidarı işaret etti, delege ise geçmiş alışkanlığından kurtulamadığı için parti iktidarı olarak algıladı…

Sonuçta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na en yüksek oy verip, “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi” diye sıraladığı politikalarına desteğini 1318 delegenin 1251’i oy vererek gösterdi.

Ama bu politikaları hayata geçirmek için çalışmak istediği ekibe de 11 çizik atıp izin vermedi...

ÜÇÜNCÜ SORUNUNA ÇÖZÜCÜ BIRAKMADI

Öyle ki bazı isimleri neden çizdiğini anlamak olanaksızdı…

Örneğin, Kılıçdaroğlu Kurultay konuşmasında Türkiye’nin üçüncü büyük probleminin dış politika olduğunu söyledi.

Bu amaçla listesine MYK’sında dış politikayı emanet ettiği, Londra, Moskova gibi önemli postlarda Büyükelçi olarak bulunmuş, bu dönem uluslararası ilişkileri en iyi yorumlayan Ünal Çeviköz’e yer verdi.

Her ne hikmettense delege üçüncü önemli sorununa çözüm üretecek en önemli aktör Çeviköz’ü çizdi; daha ilerisi Parti Meclisi’nde dış politika ile ilgilenecek bir isme de yer vermedi.

Yani bir Çeviköz’ü çizip, yerine uluslararası ilişkiler çalışan veya büyükelçilik yapmış birini koymuş olsa anlaşılırdı; listeyi boşalttı...

Benzer durum Kılıçdaroğlu’nun yıllar sonra gündemine aldığı Kürt sorununda yaşandı...

Kürt sorununun çözüm modelleri üzerine emek sarf etmiş, konuyu en iyi bilen Sezgin Tanrıkulu’nu çizip liste dışı bıraktı.

CHP lideri sokak, sokak çalışmalıyız dedi; İstanbul’un bütün semtlerini, sokaklarını ezbere bilen, muhafazakâr seçmene ulaşma yetisi de yüksek olan Gürsel Tekin’i veya en çok oyuna ihtiyaç duyduğun Orta Anadolu insanının derdiyle halvet olmuş Ömer Fethi Gürer’i çizdi.

NEDEN ÇİZDİ?

Gençleri önemsediğini, iyi eğitim almış, dil bilen ve yoksul kesimden gelenlerin önünü açmaları gerektiğini söyledi.

“Halkımızla, işsizimizle, çalışanımızla, apartman görevlileri, kuryemizle, kamu görevlileri toplumun her kesimiyle birlikte hareket edeceğiz” dedi.

Listesine de bu kapsamda bir apartman görevlisinin de kızı olan 3 dil bilen parlak bir üniversite mezunu genç bir kızı aldı; ama delege liste dışına attı.

Paradoksları da yok değildi; önceki Kurultay’da merkez sağ kökenden geldi partide önemli yer buldu diye tepki koyduğu kişiye bu Kurultay’da en yüksek oyu verdi.

Şurası açık ki CHP’de parti içi çekişme öyle kolay sonlanacak mücadele alanı olmayacak.

Çelişki ise Kılıçdaroğlu, “ilk seçimde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız” dediği halde partide iktidar olmak için dostluğun bir türlü kurulamamasında…

SİYASAL KÜLTÜRÜ DEĞİŞTİRDİ

Ancak şurası da açık ki, CHP’nin 9 yılda geldiği nokta açısından bunların çok da önemi olmayacak.

Çünkü CHP bu sürede Kılıçdaroğlu ile önemli bir değişimi gerçekleştirdi, CHP’de siyasal kültür farklılaştı.

Katı, koruyucu yapı gitti, yerine geleneklerine saygılı, renkli ve çoğulculuğa açık siyasal kültür yeşerdi.

Belki bu sürede parti kurumsalını, kadrosunu değiştirmekte zorlanıyor…

Ancak kadroların sürekli değiştiği, bugünün siyasal şartlarını içermeyen katı siyasal kültürün ettiği durumdan çok daha ehveni şerdir…

Çünkü parti tabanının siyasal kültürünü değiştirmekte önemli bir yol aldı.

Bırakın 10 yılı, 5 yıl önce CHP PM’de başörtülü bir kadın görev alacak denilse kim neler söylerdi.

Oysa bugün yadırganmıyor, daha önemlisi yukarıda da belirttiğim gibi merkez sağ politikadan geldiği için PM’ye girmesine; Merkez Yönetim Kurulu’nda bulunmasına tepki koyduğu Bülent Kuşoğlu’na en yüksek oyu verebiliyor.

Bu da politik bakışı ve duruşu değiştirdiğini göstermesi açısından önem arz ediyor.

SÖN DÖNEMİN EN İYİ SLOGANI

Bir başka değişim ise “dostlarla iktidar olacağız” cümlesinde yatıyor.

Şurası açık ki son yılların üretilmiş en iyi sloganı...

Sade, anlaşılır, sıcak, her türlü üst bakış ve kibirden uzak olmakla birlikte ötekini de kucaklayan gerçekçi bir cümle…

“Tek başıma iktidar olacağım” kelimesinin uzaklaştırıcı tarafının yanında, “dostlarımızla birlikte olacağız” cümlesinin bir de kolaylaştırıcı tarafı var.

Başkanlık sisteminin getirdiği ittifakların devamını önceleyen ve onlarla beraber yürüyeceğini bugünden ilan eden bir tutum beyanı olması açısından da önemli…

KİMİ GETİREYİM DEĞİL, KİMİ ÇİZEYİM ARAYIŞI

Buna karşın önemli adımlar da attı, sözünü esirgemeyen, yanlışa yanlış demekten uzak durmayan, muhafazakar kesime ulaşmak için politika değişmesi gerektiğini söyleyen Gürsel Erol’u, CHP liderinin listesinde olmamasına karşın yüksek oyla PM’ye soktu…

Veya bir süre önce PM’den, hatta CHP’den atılan Aylin Nazlıaka’yı da yeniden aynı koltuğu vererek bağrına bastı.

CHP lideri bu Kurultayda çok önemli mesajlar verdi, ama aynı mesajın delegeden geldiğini söylemek olası değildi.

Şurası açık her dönem bilinçli hareket eden delege, bu kez aynı tutum göstermek yerine, işmarı takip etti.

Kimi getireyim yerine, kimi çizeyim derdine düştü…

AK Parti’nin dindar muhafazakar kesime yönelik politikalarına ağırlık vermesinin, bazı kesimlerin fırsatçılığını hortlattığı açık.

Bunu son dönem yapılan açıklamalarda da görmek olası.

Sandılar ki zemin sadece kendilerine kaldı, örümcek tutmuş kadrolarına muhtaçlık doğdu; Cumhur İttifakı kendileri olmadan hareket edemeyecek hale geldi.

Bırakın ittifakın gücünü, son 18 yılda girdiği tüm sandıktan birinci çıkmış hakim bir partinin muhtaçlığının söz konusu olamayacağını idrakte zorlandıkları açık.

PAYİDAR KALACAKTIR

Nitekim AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü Ömer Çelik dün sabah tartışmalara noktayı koydu, akşam saatlerinde de MHP lideri Devlet Bahçeli benzer bir açıklama ile tavrını net koydu…

Akşam da Cumhurbaşkanı tartışmayı noktaladı...

İlk açıklama sabah erken saatte Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten geldi…

Diyanet İşleri Başkanı’nın sözleri ve Hilafet özlemi duyanlara dönük tartışmalara isim vermeden atıf yaptı.

Bunların Türkiye’nin gündemi olmaması gerektiğini belirtikten sonrasında gelen şu cümlesi AK Parti’nin tutumunu özetlemeye yeterdi:

“Türkiye Cumhuriyeti güçlü ve büyük bir devlet olmasının yanı sıra, tüm dünyada ‘bilhassa kimsesizlerin kimsesidir…’ Sorumluluğumuz ahlaki ve siyasidir…”

Ardından da Mustafa Kemal Atatürk’ün o bilinen ünlü cümlesiyle noktayı koydu:

“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır…”

“HAYASIZ VE HAYSİYETSİZ”

Öğleden sonra “MHP niye sessiz kaldı” diyenlere yanıt MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi ve tartışmaya noktayı sert koydu:

“Türkiye Cumhuriyeti'nin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız, istiklal mücadelemizin Lideri ve Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, bu topraklarda lanet okuyacak bir hayasız ve hamiyetsiz henüz anasından doğmamıştır. Atatürk’e hakaret ve hıyanet vatan hainliğidir…”

Akşam Kabine toplantısı sonrasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan Ayasofya’nın ibadete açıldığını belirterek, “Hangi şartlarda müzeye dönüştürüldüğünü tartışmanın öneminin kalmadığına inanıyoruz” dedi.

RUHUNDAN SÖKEMEZSİN

Daha önce de bu sütunda birkaç kez dile getirdim…

Mustafa Kemal Atatürk bırakın Türk toplumunu, bu coğrafya için en önemli değerdir.

CHP’liler kadar MHP’liler, hatta AK Partili birçok genç imzasını omzuna, koluna dövme olarak kazıtıyor, otomobilinin arkasına çıkarma yapıyor ve gururla taşıyor…

Onların bedeninden kazıp çıkarmaya kalksanız ruhundan sökemezsiniz.

Geçmişte Atatürk’e laf edenlerin durumlarına bakın, bugün edenlerin geleceğini anlarsınız…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00