Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

SEÇİM sathına girmiş siyasetin hedefinin, ittifak stratejileri üzerine kurulu olacağını belirtmiştim.

Beklediğim gibi gelişti ve her iki ittifak da öteki üzerine kurulu oyun planını devreye soktu.

Yani kendini büyütemeyip ekliyorsan, kopandan daha fazlasını ötekinden koparmaya, hatta parçalamaya çalış ki kazanma olanağını arttırmış ol...

Bir de genel ve yerel seçimde bir türlü başarılı olunamayan siyasi kutuplaştırma üzerinden yeni propaganda araçlarının geliştirileceği de görülüyor.

Yani bir taraf bunu yapmaya çalışırken, diğer taraf da bunların hayata geçmemesi, hatta karşı tarafın ataklarının daha geniş açılımlara vesile olması için uğraşıyor.

Önce iktidar, yani Cumhur İttifakı’nın stratejisi açısından ele alırsak...

Geçen seçim HDP üzerinden karşı ittifaka yüklenmiş ve “terör işbirlikçileriyle aynı safta yer alıyorsunuz” propagandasını öne çıkararak seçmen devşirme yoluna gitmişti.

Bu taktik İstanbul seçimde işlemedi, hatta geri tepti; Kürt seçmenin İmamoğlu’na yönelmesine de neden oldu.

MUHAFAZAKAR MİLLİYETÇİ İTTİFAK

AK Parti’nin içinden iki partinin çıkması, pandemi sürecinin dünyada yarattığı ekonomik sıkışmanın Türkiye’de en ağır şekilde hissedilmesi Cumhur İttifakını yeni bir stratejiye yönelmesine vesile oldu.

İcraat merkezli politika yerine, ideoloji odaklı siyasete yönelik taktikle, “Bütün milliyetçi muhafazakarlar tek çatı altında bütünleşmeli” anlayışına dayalı yeni bir politika ortaya konuldu.

Hedef olarak da Millet İttifakı’nın sağ seçmene en yakın aktörü İYİ Parti tercih edildi.

İlk adım da MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi; İYİ Parti lideri Akşener'e “Evine dön” çağrısında bulundu.

Ev olarak tanımlanan yerin Cumhur İttifakı olduğu da kayda geçirildi.

İYİ Parti’nin önde gelen etkin ve yetkin üyesinin dün ifade ettiği gibi, “İYİ Parti yönetimi eğer çağrıya olumsuz yanıt verirse, bu kez parti tabanındaki muhafazakar kesime, ‘milliyetçi muhafazakarların işbirliği yerine, solcu, bölücü olanları iktidara taşımak istiyorlar’ mesajı verilecek...”

Böylece Millet İttifakı’ndaki muhafazakar milliyetçi kesimi ideolojik olarak çatısı altına çekmek isteyecek.

Diğer yandan her ne kadar, dostum Fatih Altaylı’ya parti kurma çalışması yerine ‘hareketi’ hedeflediğini açıklayan Muharrem İnce’nin, CHP üzerinde olumsuz etkisini güçlendirecek.

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK ARAYIŞI

Burada İnce’nin oy koparmasından daha çok, ulusalcı kesime yönelik yapacağı açıklamalar ile CHP yönetimini de bu yönde demece zorlaması; bunun İYİ Parti seçmeni üzerinde olumsuz etkisinin sağlanması.

Yani İnce üzerinden yürütülmek istenen stratejinin gerisinde de İYİ Parti seçmeni hedef alınıyor.

Ancak Cumhur İttifakı’nın İYİ Parti konusundaki stratejisinde bir başka cephe var ki o da Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ve arkadaşlarının da sıklıkla dile getirdiği, “AK Parti’yi bırakalım, İYİ Parti, BBP, MHP, DEVA, SP ile yeni ittifaka yönelelim” arayışı.

Yani bir başka cephede üçüncü ittifak modelinin yaratılması...

Bu görüşü, MHP’den ihraç edilen Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın kızının düğününde Akşener, Davutoğlu ve Babacan ile aynı masada bulunan BBP lideri Destici’ye sorduğumda, “Aslına bakarsan ülkücüler olarak bir araya gelsek yüzde 40 oy alırız” cümlesiyle dile getirmişti.

Ancak Destici şu aşamada Cumhur İttifakı ile devam konusundaki kararlılığını da vurgulamıştı.

İDEOLOJİ DEĞİL KİTLE PARTİSİ

Şunu belirteyim ki İYİ Parti lideri Akşener, böyle bir ittifaka kesinlikle kapalı, en yakındaki isimlerin “Biz kitle partisi olmak için yola çıktık, ideoloji partisi değil” cümlesi de açıklıyor.

Ayrıca MHP’den ihraç edilen Cemal Enginyurt’un, “Bugüne kadar insanlara hakaret ettik; İYİ Parti beni davet ederse ayıp ederler, ben gidersem de şerefsizlik ederim” sözünün milliyetçi kesimde yarattığı etkiye dikkat çekiliyor.

MİLLET İTTİFAKI'NIN STRATEJİSİ

Millet İttifakı’nın stratejisi ise Cumhur İttifakı bileşenlerini yalnızlaştırmak hatta tabanından tepki toplayan hale getirmek.

Bunun için en önemli asetleri de ekonomi olacağı aşikar...

Yakın gelecekte ekonomi üzerinden sert eleştirilerle karşılaşılırsa şaşılmasın.

İlk adımını da zaten dün PM toplantısının açılışında CHP lideri gösterdi...

Bunu yaparken Millet İttifakı’nın iki dinamik partisi CHP ve İYİ Parti liderlerinin söylem ittifakını güçlendirmenin yanı sıra, görüntü birliğini de pekiştirmek.

İlk adımını da perşembe günü İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in konuğu olarak Akşener ve Kılıçdaroğlu’nun buluşmasıyla gerçekleştirecek.

İki lider kamuoyu önünde basının sorularını yanıtlayacak.

Birlik beraberliğin yanında bir diğer adım da İstanbul seçiminin kazanılmasında önemli faktör olan Kürt seçmene yönelmek.

Bir yandan muhafazakar Kürt seçmenin oyunu almaya yönelik yeni açılımlara yönelirken, diğer taraftan da HDP’ye oy vermiş seçmeni de oyunun alınabilir hale getirmek...

Bunun ilk adımını önceki gün Habertürk TV’deki tartışma programında Ülkü Ocakları Başkanlığı görevinde de bulunmuş, İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu attı.

Kürt seçmenin terör ile ilişkilendirilmesine tepki gösterirken, “Biz etle tırnaktan daha öte aynı damarda akan kan gibiyiz” dedi.

Dervişoğlu, Kürt sorununun çözümü konusunda adım atılması gerektiğini de dile getirdi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu da partisinin kurultayında benzer bir açılıma adım atmıştı.

Ancak CHP çevreleri bu sözlerin Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış Dervişoğlu tarafından dile getiriliyor olmasını önemsiyor, bunun Millet İttifakı'na oy vermeyi kolaylaştıracağına atıf yapılıyor.

Benzer açılımın muhafazakar ve milliyetçi kesim için CHP’den gelmesi de muhtemel...

Başta da belirttiğim gibi daha sandığın bırakın listesini, adından söz edilmediği bir süreçte Ankara seçim sathına girdi...

Önümüzdeki dönem daha çok taktik ve stratejilere tanıklık edeceğimiz de aşikar...

YUNANİSTAN uzun yıllardır Ege çanağında ileri sürdüğü hakların aynısının, Doğu Akdeniz’in tamamında geçerli kılma hedefindeydi.

Doğu Akdeniz ülkelerine gerekçelerini dayatmak için de on yıllardır ısrarını sürdürdü...

Mısır ile yaptığı Deniz Yetki Anlaşması ile bugüne kadar ileri sürdüğü, hatta yıllardır Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı iddialarını terk etmiş oldu.

Hatta bununla kalmadı, sondaj konusunda rahatsızlık belan ettiği, araya Almanya Şansölyesi Merkel’i aracı sokarak uzaklaşmasını sağladığı Oruç Reis’e daha fazla araştırma sahasını eliyle kazandırdı.

Bu görüşü dile getiren, yıllardır Doğu Akdeniz üzerinde yaptığı çalışmalar ve haritaları ile bilinen, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Anlaşması için uzun yıllar emek harcayan, Doğu Akdeniz’i en iyi bilen Pof. Dr. Sertaç Başeren...

Prof. Dr. Başeren, benim bildiğim 15 yıla yakın süredir sadece Libya ile değil, Mısır, Lübnan ve İsrail ile de bu anlaşmaların yapılması konusunda ısrarını sürdürüyor...

KITA SAHANLIĞINI TERK ETTİ

Yunanistan anlaşması sonrası Prof. Dr. Başeren’i arayıp Yunanistan-Mısır arasındaki anlaşmanın ne ifade ettiğini sordum.

Yanıtına, “Eğer Mısır ile arasında yaptığı anlaşmaya ilişkin harita doğru ise Yunanistan Meis Adası ile ilgili kıta sahanlığı iddiasından vazgeçmiş görünüyor” diye başladı.

İddiasına gerekçe olarak Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Anlaşmasına ilişkin Yunan sitelerinde yayınlanan haritayı gösterdi.

Haritada Anlaşma’nın Rodos’un en kuzey ucu, yani Mısır açısından en uygun olan nokta esas alınarak yapıldığı görülüyor.

Yani doğuda yer alan Meis Adası’nın küçük kıyısı baz alınarak imzalansaydı, Mısır, Akdeniz sahasında geniş bir alandan vazgeçecekti

Prof. Dr. Başeren bu duruma dikkat çekip devam etti:

“Eğer yayınlayan internet sitesinin haritası doğru ise Rodos üzerindeki bir nokta çizilen sınırın doğu ucunu tayin ediyor. Mısır’ın daha doğuya gidip, daha geniş bir alana sahip olması için Yunanistan Meis’i gözden çıkarmış.”

GÜNEY KIBRIS İLE ANLAŞMA YAPAMAZ

Bunun Türkiye açısından önemli bir noktaya işaret ettiğinin de altını çizen Prof. Dr. Başeren, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer Meis’ten vazgeçtiyse, Güney Kıbrıs ile ortak anlaşma yapmaktan vazgeçmiştir. Yunan kıta sahanlığını Kıbrıs’a kadar uzatma sevdasını terk etmiş demektir. Bir başka ifade ile Türkiye 32-16-18’i sınır yaparsa, Yunanistan Kıbrıs’ın elinden tutmayacak.”

Bu aşamada şunu anımsatayım, Yunanistan uzun süredir Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalayıp, bölgeyi hakimiyet alanı yapmak, Türkiye’yi Antalya çanağından çıkamaz hale getirmek istiyordu.

Hedefine ulaşmak için de sürekli olarak Meis Adası’nın küçük sınırını ortay hattın parçası gösteriyor, sınırın buradan çizilmesi gerektiğini iddia ediyordu.

MISIR DAYATMAYI KABUL ETMEYİNCE

Görünen o ki Yunanistan Mısır’a Meis’i dayatmaya ve kendine doğuya doğru daha geniş alan elde etmenin yolu yapmaya kalktı.

Kahire’nin buna yanaşmadığını görünce de iddiasını terk edip, bir anlamda fedakarlık yaptı, Mısır’ın batıya doğru daha fazla alan elde etmesini sağlayan en uygun pozisyon neyse onu kabul etti.

Bunun Türkiye’ye karşı ileri sürdüğü iddialarından da vazgeçtiği anlamına geleceğini belirten Prof. Dr. Sertaç Başeren, nedeni de şöyle anlattı:

“Mısır ile anlaşmak için o adaların kıyılarının kıta sahanlığından fedakarlık ediyorsun, uluslararası hukukun da öngördüğü gibi ‘bunlar kısa kıyılardır’ diyorsun. Mısır’ın işine yarayacak şekilde sınırını kuzeye doğru çekiyorsun. En kuzeyde Mısır ile aynı uzunlukta bizim kıyılarımız var; ne diyeceksin Türkiye’ye şimdi? Madem uzun kıyılara büyük, küçük kıyılara küçük kıta sahanlığı denildiğini kabul ettin, bu Türkiye için de aynı durumdur.”

SONDAJ SAHASI GENİŞLEDİ

Yunanistan’ın Meis iddiasından vazgeçmesi dolayısıyla, Türkiye’nin sondaj sahasının genişlediğini de belirtti.

Bunun yeni bir tartışmaya neden olacağını da vurgulayan Prof. Dr. Başeren endişesini şöyle dile getirdi:

“Biz denizde araştırma yapmaya kalkınca Yunanistan, onlar yapmaya kalkınca da biz engelleyeceğiz. Ege’nin yeni bir kriz alanı daha ortaya çıktı. Bu çatışma riski taşır...”

Bunun çatışmaya dönme ihtimalinin azlığına da dikkat çekti.

Sözlerini sürdürdü:

“Yunanistan eğer yayınlanan haritalarda görüldüğü gibi kuzeye doğru Mısır lehine sınırı çektiyse bu Türkiye’ye karşı ortay hatlar iddiasından da Meis Adası gerekçelerinden de vazgeçmiş demektir. Yunanistan bu durumda Güney Kıbrıs ile de bir anlaşmaya varamaz...”

En önemli cümlesi de sonunda geldi:

“Yunanistan’ın eski iddiaları ile artık Türkiye karşısında tutunma şansı yok... Oruç Reis’e daha da batıya gidip araştırma yapma hakkını Yunanistan kazandırdı; bu işten de Mısır karlı çıktı...”

Ege’nin yıllardır çözülemeyen sorunu bu kez Doğu Akdeniz’e taşındı, bundan böyle de bir çözüme kavuşmaz.

Yıllarca sürüncemede kalmaya namzet bir sorun daha üretilmiş oldu...

Hırs ve harisliğin aklın önünde gittiği durumlarda da hep böyle olmuştur...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!