Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        RUSYA Devlet Başkanı Putin’in, “Sputnik” adını verdikleri koronavirüs aşısını bulduklarını ve piyasaya süreceklerini açıklaması heyecan yarattı.

        Bilim insanları bir süredir, farklı ülkelerdeki aşı çalışmalarını yakından takip ediyor.

        Aslında kim, kimin hangi aşamada olduğunu ve hangi tür aşı için çaba gösterdiğini az çok biliyor.

        Bunun nedeni de aşı çalışmalarının Dünya Sağlık Örgütü kapsamında da takip edilmesinden kaynaklı.

        Putin’in dün ilan ettiği aşı ile ilgili olarak Türkiye’de de bu konuda çalışmalarını sürdüren virologlarla konuştum.

        Bu konuda en yetkin olanı bir noktanın altını çizerek söze girdi:

        “Putin’in açıklamasından da anlıyoruz ki bizim Faz-3 dediğimiz aşamaya geçmiş. Zaten Rusya bir süredir Faz-2 çalışmasını bitirmek üzere olduğunu belirtiyordu…”

        FAZ-3 AŞAMASINA GEÇMİŞ OLABİLİR

        Sözlerini biraz açmasını istedim…

        Aktardığına göre, hayvan üzerindeki çalışmalar bittikten sonra insan deneylerine geçiliyor.

        Bunun için ilk aşamada Faz-1 denilen ve en fazla 30 kişiyi kapsayan insan üzerindeki deneyler yapılıyor.

        Buradan bir sonuç alındığında bir sonraki aşamaya, yani Faz-2’ye geçiliyor ki, bu da 400 kadar kişiyi kapsıyor.

        Faz-3 seviyesi ise bin kişiden fazla insan üzerinde deney anlamına geliyor; Putin’in kızı da bu kişiler arasında yerini almış bulunuyor.

        REKLAM

        Bu aşamada bir noktaya dikkat çekti, “İngiltere’de Oxford ve ABD’deki bir çalışma da Faz-3 aşamasına epey önce geçmişti, görünen o ki Rusya da aynı noktaya yeni geldi” dedi.

        Bunu Dünya Sağlık Örgütü Sözcüsü Tarık Jasareviç’in açıklamasından anladıklarını belirten virolog, Moskova’daki Gamaleya Enstitüsü’nün ürettiği aşıya Rus Sağlık Bakanlığı’nın Faz-3 aşamasına geçtiği için onay ve tescil verilebileceğini belirtti.

        Jasareviç açıklamasında, Rusya yetkililer ile yakın temas halinde olduklarını belirttikten sonra, temkinli bir ifade ile “Aşının bir dizi inceleme ve testten geçerek güvenliğinin kanıtlanması ve etkisinin ortaya konulması gerekir” demişti.

        FARELER HENÜZ GELMEDİ

        Konunun uzmanı da bu noktaya dikkat çekerek, “Faz-3 aşamasına geçilmiş ama kesin onayları Dünya Sağlık Örgütü’nden henüz alınmış görünmüyor” dedi.

        Türkiye’deki aşı çalışmalarına da değinen etkin ve yetkin isim, daha önce de dile getirildiği gibi çok farklı yerlerde aşı çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.

        “Bazı laboratuvarlarımız Nisan ve Mayıs ayında aşı çalışmasını yapabilmek için gerekli olan transgenik dediğimiz fare cinslerinden yurtdışına ısmarlamada bulundu. Bildiğim kadarıyla onlar henüz ellerine ulaşmadı” dedi.

        ONLAR TEDAVİ EDİCİ AŞI

        Bu farelerin aşı çalışması için önemli olduğunu, belirli ülkelerin üretim yaptığını da belirterek, “En az iki farklı hayvanda denemesinin yapılması zorunlu” deyip ekledi:

        “Türkiye’de üretilen de var, ama bu konuda kesin bir sonuç almak için çok özel olan transgenik farelerin en iyilerinin elde edilmesi önemli. Bazıları aşı bulmaya çok yakın olduklarını söylüyorlar. Bunlar büyük ihtimal aşı telepatik aşılar. Yani T hücre yanıtını aktive eden, aslında farklı yapıda tedavi edici ilaç. Buna aşı denir mi bilmiyorum. Belki koruyucu değil de tedavi edici aşı denilebilir. Hayvan aşamasını bitirdik, insana geçiyoruz diyebilmek için Sağlık Bakanlığı’nın ve DSÖ’nün belirlediği kriterleri de geçmiş olmanız gerekir. Çünkü bunu sağlıklı insanlara veriyorsunuz, yükümlülüğü ağırdır…”

        REKLAM

        ZATÜRE AŞISI 50 DOLAR

        Aşıyı ilk kimin piyasaya süreceği ve hangisinin daha etkili olacağı bütün dünyanın bir numaralı meselesi.

        Çünkü bir doz aşıyı bir dolardan satmaya kalkılsa dahi bu en az P’nin aşılanmasının gerektiği dünyada 4 milyar Dolar demek…

        Kaldı ki normal bir zatürre aşı piyasada şu an 350-400 liradan satılıyor; yani 50 Dolardan alıcı buluyor.

        Covid-19 aşısı ilk çıkaran ülkeye çok daha fazla gelir sağlayacağı gerçeği de tüm açıklığıyla önümüzde duruyor…

        Akşener: Benden şüpheniz mi var?

        CUMHUR İttifakı bileşenlerinin siyasetini bir süre daha İYİ Parti odağında sürdüreceği açık.

        Önce MHP lideri Bahçeli’nin “eve dön” çağrısı, ardından AK Parti Genel Başkanı olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Sayın Bahçeli'nin Akşener'e daveti benim yadırgadığım bir davet değildir, en makul seviyede davettir. HDP ile, terör örgütleriyle el ele olmak milli ve yerli olduğunu düşündüğümüz İYİ Parti'ye hiç uygun düşmeyebilir” yönündeki sözleri geldi.

        İYİ Parti Sözcüsü Ağıralioğlu’nun, arkadaşım Mehmet Akif Ersoy’un Habertürk’teki sorusu üzerine, “Ait olduğumuz değerler dünyası itibarıyla AK Parti ve MHP’nin değerler dünyasına aitiz” ve ardından gelen, “Ne AK Parti’nin düşmanıyız ne de Tayyip Bey'in hasmıyız” cümleleri kafaları karıştırdı.

        İYİ Parti lideri Meral Akşener’in dün Kırşehir, Kırıkkale gezisi sırasındaki açıklamasına kadar da bu karmaşa devam etti.

        Sanki Cumhur İttifakına da göz kırpılıyor gibi okundu.

        “DEĞERLER DÜNYAMIZ FARKLI”

        Anlaşılan bu ikiliğe meydan veren okuma İYİ Parti yönetiminde de sıkıntıya yol açmış.

        İYİ Parti’nin cumartesi akşamı yapılan GİK ve milletvekilleri ile gerçekleştirdiği ortak internet ortamı toplantısında bazı üyeler konuyu gündeme getirip, Ağıralioğlu’nun sözlerini eleştirmiş.

        Milletvekili Ahat Andican, “Bizim değerler dünyamız Cumhuriyet ilkelerini ve insanı önceleyendir; sizin ileri sürdüğünüzle alakası yok” yaklaşımı göstermiş.

        Andican dünkü sohbetimizde bu sözlerini doğruladı ve şunları söyledi:

        “MHP devleti önceler, bireyi ardına koyar, AK Parti’nin değerler dünyası ile de hiçbir benzerliğimiz yok. Biz insanı önceleriz, Cumhuriyetin değerlerine inanırız. Onların değer dünyasıyla özdeş değiliz”

        “YENİ MC PEŞİNDE DEĞİLİZ”

        İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı da sorum üzerine cumartesi günü internet ortamında toplandıklarını doğruladı, polemik yerine, partinin genel ilkelerini sıraladı:

        “Bizim değerlerimiz Türk insanının ortak değerleridir. Yeni Milliyetçi Cepheler kurup ayrıştırma yapmaktan değil, bütünleştirmeden yanayız. Gelir adaletini sağlayarak, acıyı da mutluluğu da birlikte paylaşarak, bütünleştirerek ülkeyi en iyi noktaya ulaştırma hedefindeyiz…”

        Andican ve Paçacı bunun ötesinde bir paylaşımda bulunmadı.

        Ancak partinin milletvekilleri ile sohbetimde anladım ki konu gündeme gelince ortam bazen ısınmış.

        Bir ara Akşener’e, “Daha net bir açıklama yapmamız gerekir, hatta bir bildiri ile akılda soru bırakmayacak netlikte açıklama yapmalıyız” talebi iletilmiş.

        NİYE AÇIKLAMA YAPAYIM?

        Akşener’in buna yanıtı net olmuş:

        “Böyle bir açıklamayı niye yapayım? Bugüne kadar bir kadın olarak onlara karşı verdiğim mücadeleyi bütün Türkiye ezbere biliyor. Niye çıkıp bir açıklama daha yapacağım? Benden şüpheniz mi var?”

        Akşener’in bu sözü ortamı yumuşatmış, Ağıralioğlu da cümlesini daha iyi bir kontekste kurabileceğini belirterek, “Yanlış algılanmama neden oldu, sözüm kastı aştı” yaklaşımı göstermiş.

        Yurt gezilerinin olacağını, CHP lideri Kılıçdaroğlu ile de Perşembe günü İzmit Belediye Başkanı’nın davetinde bir araya geleceğini, oralarda da gerekli açıklamalarda bulunacağını belirtmiş.

        PARLAMENTER SİSTEM İÇİN Mİ?

        Nitekim bu kapsamdaki ilk açıklamasını Akşener dün yaptı ve “Başkanlık sisteminden vazgeçip, parlamenter demokratik sisteme geçiş için kendilerinden bir destek bekleniyorsa bunu sağlayabileceklerini” söyledi.

        AK Parti ve MHP’nin Türkiye’nin içi ile ilgili oluşan sorunlara karşı sayısal çoğunluğunun bulunduğunu, dış politikada da her zaman herkesin destek verdiğini anımsattı, “Bize ihtiyaçları yok” dedi.

        Son cümlesi de Millet İttifakında kalma kararlılığını gösteriyordu:

        “İYİ Parti olarak milletimizin çıkarlarına, menfaatlerine, değerlerine aykırı davranılmadığı süre içerisinde yola çıktığımız hiçbir insanı yolda bırakmadık…”

        Şurası açık ki bu yanıtı Cumhur İttifakı bileşenleri de bekliyordu.

        İKİ AYAKLI STRATEJİ

        Kurulan strateji de İYİ Parti’nin yönetiminden çok tabanına yönelik.

        Burada da iki hedef var…

        Kılıçdaroğlu karşısındaki Akşener’in elini Millet İttifakı içinde güçlendirip, Gelecek ve DEVA partileri karşısında pazarlık gücünü arttırmasını sağlamak.

        Bu noktada oluşacak çatlakları genişletmek…

        İkinci olarak da İYİ Parti tabanına, “Biz yerli ve milli yapıda olan Cumhur İttifakının iktidarını paylaşmayı teklif ettik, ama onlar HDP ile birlikte hareket eden CHP ile olmayı tercih etti” mesajını vermek.

        Getiremediği parti yöneticileri yerine, tabanını yanına çekmek, en azından ittifak çatlatmak…

        ÇAĞRI GEREKLİ MİYDİ?

        AK Parti kadrolarında siyaset yapan isim ile dün sohbet ederken yapılan çağrıya değinip şu ilginç tespitte bulundu:

        “Anket şirketlerinin AK Parti ve MHP oylarının düştüğünü söylediği dönemde niye bu çağrıyı yapıyoruz? “Zor durumdayız, gel bizi kurtar’ algısını yaratıyoruz. Kendi elimizle İYİ Parti’yi büyüttük, milliyetçi oyları oraya gidebilir, zararı yok noktasına getirdik. Bu çağrı ne denli gerekliydi?

        Siyaset bazen iki taraflı yoldur; bazen götürdüğünden fazlasını getirir, bazen de gelmesini beklediğinden fazlasını götürür…

        Diğer Yazılar