Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“ANKARA, Adana, Bursa, Konya’nın da arasında bulunduğu kentlerde salgın neden bu denli yükseldi?”

KOVİD-19 ile ilgili sözüne güvenilir hangi bilim insanı varsa bir süredir arayıp yanıtını bulmaya çalışıyorum.

Konuştuğum 10’a yakın bilim insanının buluştuğu nokta şu oldu:

“Açılımda kontrolü kaçırdık…”

Kasıtları, salgın dönemindeki yasakların birden gevşetilmesi...

Son dönemde düğün, nişan, cenaze ve asker uğurlaması törenlerine getirilen kısıtlamanın gerisinde de bu yatıyor.

Ankara Valiliği’nin “10 yaşından küçük çocukları bulunan kadın kamu çalışanlarının evden mesai kararının” ardındaki nedenlerden birinin de hem okulların açılması dolayısıyla annelerin sıkıntılarının aşılması, hem de “seyretme çabasının” yattığını bildirdiler.

Bu aşamada bir noktada dikkat çektiler:

“Eğitimde fırsat eşitliğine en üst derecede sahip Ankara bu kararı alıyor. Ama önemli olan eğitim ile birlikte sağlıkta da fırsat eşitliği…”

Şurası açık ki bu denli çok hastaneye sahip olmasına, koronavirüs ile mücadelenin en önemli doktorlarını barındırmasına karşın, Ankara’da enfeksiyon kapanlar ağırlaşmadığı sürece hastaneye kabulü mümkün değil; çünkü yatıracak yer yok...

Bunu enfeksiyon kapmış ve evlerinde tedavi yoluna gidilmiş tanıdık dostlarımdan biliyorum…

Sakın ola ki bunu hastanede hiç yer kalmadı diye yorumlamayın…

Salgının yoğun olduğu dönemde İbn-i Sina, Hacettepe, Şehir hastanelerinde koronavirüs vakaları için ayrılan bölümler daha genişti.

Azalması ile birlikte bölümler eski faaliyetlerine döndü, belirli kısımlar koronavirüs enfeksiyonu kapmış hastalar için açıldı.

Salgının yayılmasıyla ayrılan bölümler yetmemeye başladı…

Bu seyirde devam ederse, hastanelerin yeni bölümler eklemesi kaçınılmaz.

GELENEKSEL ADETLER YAYIYOR

Şimdi gelelim baştaki soruya, yayılmasının gerisindeki nedene…

Kendisinden daha önce burada söz ettim; yasaklar ile gevşetmeye ilişkin kuralları belirleyen Bilim Kurulu’nun alt grubu halk sağlığı uzmanları arasında önemli yere sahip Prof. Dr. Levent Akın’a sordum…

Prof. Dr. Akın, Ankara ve çevresindeki kentlerde, salgının bu denli artıyor olmasının nedenini ağırlıklı olarak “geleneksel adetlere” bağladı. Yani, düğün, nişan, sünnet, cenaze ve asker uğurlama törenlerinin yaygınlaşmasına yol açtığını bildirdi.

Salgının batı illerindeki artışın gerisinde maske kullanma konusundaki tutum eksikliğinin bulunduğunu da belirtip devam etti:

“Maske hem kendimizi, hem de karşımızdakini koruyor. Eğer tek kişi maske takıyorsa virüsü engelleme oranı % 30, ama iki kişi takıyorsa bu oran % 97-98’e çıkıyor. ‘Bende bir şey yok’ davranışı gösteriyor, ama yakalandığını 4 gün sonra öğrendiğinde iş işten geçiyor…”

VİRÜS YAYILIMINI EN FAZLA YAPANLAR?

Kentlerde toplulaşmanın olduğu yerlerde sorunun arttığını anımsattı, İsveç örneğini verdi:

“İsveç sorunun çözümünü halka bıraktı; yakın diğer ülkelere göre salgın 2,5 kat arttı. Onlar da kapanma yoluna gitti…”

Salgını artıran kesimlerin kimler olduğuna ilişkin bir çalışma başlatılması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Levent Akın’ın üzerinde durduğu 3 kesim var; “taksi şoförleri, güvenlik görevlileri ve kuryeler…”

Kuryelerin içinde yemek dağıtımı yapanlar da yer alıyor.

Bu kesimlerin süratle periyodik testlerinin yapılmasının, “yayılımı en fazla etkileyen kesimin tespitine” yardımcı olacağını bildirdi.

Eğer bu kesimde görünmüyorsa bu kez bir başka kesimin ele alınarak kimlerin daha fazla yayıcı olduğunun bulunabileceğini, bu konudaki hazırlıklarının devam ettiğini açıkladı.

AYNI HATTA OLANLARA FARKLI SAATTE MESAİ

Filyasyon ekiplerinin elde ettiği verilerden de yola çıkılarak şu söylenebilir ki Ankara’daki yayılımın en önemli nedenlerinden biri toplu taşım…

Prof. Dr. Akın da bunu doğruladı ve önlem alınması için Sağlık Bakanlığı’na tavsiyelerinin olduğunu belirtip şöyle açıkladı:

“Mesai saatlerinde değişikliğe gitmeliyiz. Ankara’da trafiğe bakarak söyleyebiliriz ki insanlar henüz dönmedi. Döndüklerinde salgın da artacak. O nedenle mesai saatlerini düzenlemeliyiz. Kurumlar mesai başlama saatlerini 08.30 ile 10.00 arasında dağıtmalı…”

Önemli bir tespit…

Çünkü Ankara’da toplu taşım araçları günün belli saatlerinde kaçınılmaz olarak üst üste…

Eğer aynı güzergahta bulunan kamu kurumlarının mesai saatlerinde farklılık yaratılabilirse o hattaki kalabalığın seyreltilmesine de olanak tanınmış olur.

Bunun için il pandemi kurullarının da elinde yeteri oranda yetki var…

Yoksa durum içinden çıkılmaz bir hal alır ki bunun nelere mal olduğunu Mart-Haziran arasında gördük…

Bakalım bu hafta yapılacak Bilim Kurulu’ndan hangi tavsiyeler çıkacak…

AB, Fransa ve Almanya’dan ardı sıra gelen açıklamalara, ABD Başkanı’nın devreye girmelerine bakıp da Türkiye ile Yunanistan arasında hemen bir çatışma çıkacakmış algısına kapılmayın.

İşin gerisinde olup bitenin gerisinde bir zamanlar Almanya’nın deniz altında yaptığı gibi bu kez de Fransa’nın savaş uçağı satma gayreti var.

Denizdeki firkateyn veya savaş gemileri kontak kapatıp kıçtan karaya bağlanıp sahilde beklemeyeceğine göre her birinin bir de yakıt gideri var…

Hemen belirteyim bu iş son tahlilde Yunanistan’ı yorar, bir zamanlar Almanya’nın sattığı denizaltılar nedeniyle ekonomisi nasıl harap olduysa, bu kez de Fransa’nın satacağı 18 Rafale tipi uçağın yükünü taşıyacak.

18 ALANA 8 BEDAVA

Fransız firma her ne kadar, 18 alana, 8 bedava vereceğini belirtip, Mısır’ın 20 siparişinin yarısını Yunanistan’a aktarmak için çaba gösterdiğini söyleyedursun, bunları satacak yer bulamıyordu.

Doğu Akdeniz’de her adımda coşturduğu Yunanistan, bu açıdan iyi bir pazar oldu...

İddiaya göre Fransa’nın, 18 uçaktan hibe olacağını söylediği 8’i Libya’daki El Vatiyye Hava Üssünde görev yapmış…

Burada amaç belli…

Fransa, ekonomik ve siyasi açıdan gerisinde kalmaktan hayıflandığı Almanya stresini atarken, Yunanistan Başbakanı da gerilimle beslediği iç politikasından umduğunu bulur…

Ceremesini de kasa-sandık işbirliğinden geçmişte çok çeken Yunanistan halkı bir kez daha öder…

Oysa sorunun çözüm adresi belli, Lozan Anlaşması…

Yeniden üç mil sınırlarına dönülür, açık deniz alanları daha da genişletilir, herkes de huzura kavuşur…

Türkiye’nin Karadeniz’de yaptığı gibi Yunanistan da gider İtalya ile arasındaki denizde 12 mil uygulamasını yapar.

Ama illa ki Ege’de de 12 mile çıkmaya kalkarsa, TBMM’nin aldığı karar gereği olacağı bellidir…

Bunu da Yunanistan’da bir siyasinin aklından dahi geçireceğini sanmam…

HEPSİNİN TOPLAM UZUNLUĞU 167 KM

Hele ki tüm kıyılarının toplam uzunluğu 167 km olan adalarına son örneği Meis’te görüldüğü gibi Paris Anlaşması’na aykırı asker sevkini yapmış olduğu bir dönemde.

Uluslararası hukuk alanındaki tüm bilim insanlarının söylediği net:

“Meis silahsızlanması gereken ada değil, daha ileri şekilde gayrı askeri statüdeki bir ada… Yani Meis’te bırakın feribotu, üzerinde asker botunu bağlayamaz; üzerinden savaş uçağı geçemez. Ama Yunanistan bu statüdeki 23 adasından 16’sını hukuk dışı kullanıyor.”

Devam ederse ne olur?

Ankara’da verilen yanıt aynı:

“NATO dahil, birçok mekanizma iki ülkenin savaşa girmesine izin vermez. Ama Atina’nın para harcamasını da engellemez. Sonrasını herkes görür. Dileğimiz Ege sorununun daha da içinden çıkılmaz hale gelmemesi…”

Bu aşamada bir noktaya da dikkat çektiler:

“Akdeniz’de önleyici mekanizma çok ama Azerbaycan ile Ermenistan arasında çıkacak sorunun hiçbir mekanizması yok...”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00