Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

EĞER yasalar uygulanırsa, AK Parti Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’ın oğluna yaptığı düğünden 4 milyon 725 bin lira para cezası alınması gerekir.

Nedeni de açık; her vatandaşın uyması gereken üç yasa…

Öncelikle Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun verdiği yetkiyle İçişleri Bakanlığı’nın 3 Eylül’de çıkardığı genelge cezaların hangi hallerde uygulanacağını kesinleştirdi.

Buna göre, “Türkiye genelinde bir saat içinde tamamlanmasını zorunlu kıldığı nikah törenleri dışında ülke genelinde yemekli, oturmalı, eğlenceli düğünleri yasakladı...”

Bunu yapanlar hakkında Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282’nci ve Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddelerinin uygulanacağını açıkladı.

Ayrıca cezanın 4 Eylül itibarıyla uygulanmasının takibini de yine Hıfzıssıhha Kanunu’nun 26 ve 72’nci maddeleri gereği mülkü idare amirlerine bıraktı:

“Nikah merasimi şeklinde yapılacak düğünler ile nikahlarda, oyun oynanması/dans edilmesine, toplu yemek verilmesi de dahil olmak üzere her türlü yiyecek-içecek servisi/ikramı (paketli su servisi hariç) yapılmasına, hiçbir şekilde izin verilmeyecek…”

CEZAYI BAKAN KESMELİ

Gelelim yaşanan duruma…

Genelgede her üç yasanın takibini yapmakla görevlendirilen Vali, Kaymakam ile Belediye Başkanı düğündeydi, yani onlar da ihlal edenler arasındaydı…

Kabahatler Kanunu onların cezalarının bir üst makamın, yani İçişleri Bakan Süleyman Soylu’nun kesmesi hükmünü taşıyor…

Şurası açık ki 1930 tarihli olsa da bugüne kadar kaleme alınmış yaşayan en dinamik Kanun olarak, bugün için güncellenmiş ceza miktarı 3 bin 150 lira…

Yani düğüne katılıp, masaya oturup yemek yediği video çekimlerinde açık görülen 1500 kişinin her birinin Kanun’un 282’nci maddesi gereği 3 bin 150 lira ceza ödemesi gerekir.

HER BİRİNE AYRI AYRI

Bazı hukukçular bu cezanın sadece düğün ve işletme sahibini bağlayacağını ileri sürüyor olsa da kanun açık…

Hıfzıssıhha Kanun’unda yazılı olan “yasaklara aykırı hareket edenler veya zorunluluklarına uymayan” herkesi kapsıyor.

Ayrıca Kabahatler Kanunu’nun 14. Maddesi de destek atıyor:

“Kabahatin işlenişine birden fazla kişinin iştirak etmesi halinde bu kişilerin her biri hakkında, fail olarak idari para cezası verilir…”

Burada da kalmıyor, yine video görüntülerinden yola çıkarak salonda bulunanların üçte ikisinin maskelerini çıkarıp koluna taktığı, çenesine indirdiği ya da hiç kullanmadığı görülüyor.

Maske takmamanın cezası da 900 lira; çarpı 1000 dendiğinde rakam 9 bin lira…

Bir de Kabahatler Kanunu’nun getirdiği ceza var; her birine 392 liradan 1500 kişiden alınması gereken meblağ 352 bin 800 lira…

SIRALI UYGULANSAYDI

Eğer sıralı ceza uygulansa her kişinin 4 bin 442 lira ödemesi gerekiyordu.

Bu cezadan Kabahatler Kanunu, “en ağır ceza uygulanır” diyerek kurtarıyor; 3 bin 150 lira alınmasını yeterli buluyor.

Şurası açık ki o düğüne katılıp 3 bin 150 lira cezadan kurtulma şansı yok; Vali, Belediye Başkanı, kamu görevlileri de dahil…

“CEZALARIN ALINMASI ÇOK ZOR”

Peki, bu cezaların alınması mümkün mü?

Her ne kadar hemen ödenirse %25 indirimi de var; ödenmezse de bir ay sonra yasal faiz işliyor.

Soruyu uzun yıllar Savcılık yapmış olan, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Hakkı Köylü’ye yönelttim.

Birçok kişinin “Nasıl olsa yine bir af çıkar, bunu da almazlar” diye yaklaştığını belirten Köylü, “Cezalara ilişkin infazların başlaması ve insanların tahsil edildiğini görmesi lazım” dedi.

Bazı kişilerden alınmasının zorluğuna da dikkat çekip önerisini şöyle dile getirdi:

“Bu tip idari para cezaların alınması gerçekten zor. Çünkü birçoğunun ödeyecek parası olmadığı gibi, haciz koyacağın malı da yok. Onlar da zaten, ‘Nem var ki alacaklar!’ diye baktığı için rahatlar. Bunun caydırıcılığı ancak adli para cezasına döndürmekle mümkün…”

Eğer adli para cezasına dönerse o zaman ödemesi gereken ceza kadar hapis yatması gerekiyor.

Onun için de Kanun değişmesi gerekir ki ancak TBMM’nin 1 Ekim’de açılması sonrası olası…

Onun için de TBMM’nin açılacağı tarihe kadar Ankara’yı kıpkırmızı hale getiren salgını görmek gerekiyor.

Adalet Komisyonu Başkanı Köylü’nün de vurguladığı gibi “Biraz zor tahsil edilir…”

Hatta o düğündekilere ceza baştan kesilmediği için peşine düşülmesi de olanaksız gibi görülebilir.

Ancak dün Kabine toplantısı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Maske kullanımı başta olmak üzere kesilen cezalar muhakkak tahsil edilecektir" açıklaması sonrası daha da kolaylaştı.

Bundan sonrası mülki amirlere kaldı...

UZUN süredir Covid-19 virüsünün genetik yapısında bir değişiklik olacak mı veya genetik çeşitlenmesiyle karşılaşılacak mı diye bakılıyordu.

Eğer bu yönde virüs açısından negatif bir değişim olursa bu Sars veya Mers gibi sevindirici olacaktı; kendi kendini imha ediyor anlamına gelecekti.

Yok, insandan hayvana geçiş gösteren eğilime girerse de bugünden çok daha aşırı tehlike demekti…

Ayrıca insan vücuduna girdiğinde, başka virüslerle ilişki kurup yapısında bir değişiklik yapıp yapmayacağı da önemliydi.

VİRÜS BİR KEZ DEĞİŞTİ

Covid-19 da bugüne kadar sadece bir kez yapısal değişime uğradı, virolog diliyle bazı virüslerin spike proteininde; yani hücrenin bir ev gibi kapısı olduğu varsayılırsa, onun kilidini açıp içeri girmesini sağlayan anahtarı bir kez değişti.

Anahtar benzetmesinden yola çıkarsak, daha önce anahtarın 614D olan şifresi, 614G’ye dönüştü...(614 Aminoasit olan D, yani Aspartik asit, G ile belirtilen Glisine değişti)

Böylece hücreyi daha hızlı enfekte eden ve daha çok kişiye ulaşabilen yapıya ulaştı.

YAKALANANLARDA DEĞİŞİM YAPMADI

Bu işin kompetanı olan virologlar, sonrasında bir değişim olup olmadığını anlamak için Türkiye’nin farklı kesimlerinden enfeksiyon kapmış kişilerden toplanan virüsler üzerinde kapsamlı bir araştırma yapmış.

Dediler ki, “Yaptığımız araştırma gösterdi ki D614G diye tanımlanan yapısalında ve davranışsal tavrında en küçük değişim söz konusu değil…”

Yani ne insan vücudundaki başka virüslerle ilişkisinde çeşitlenmiş, ne de mutasyona uğrayıp farklılaşmış.

Buna karşın bir noktaya dikkat çektiler.

Toplumda hastalığı geçirmiş olanların sorgulanması gerektiğine vurgu yaptılar.

Yani, test yapılırken yakalanıp hastalıktan kurtulmuş olanlardaki antikor, yani direnç miktarının da sorgulanması gerektiğini söylediler.

“Ne yarar sağlayacak?” dedim, yanıtları önemliydi:

“Böylece toplumda hastalığa yakalanıp kurtulanlarda ortalama antikor kalma süresine ulaşırız ki bu aşılamanın ne sıklıkla yapılması gerektiğini bize gösterir... Örneğin bir arkadaşımız, hastalıktan kurtulalı 5 ay geçti vücudundaki antikor seviyesi sıfıra indi.”

Bu da gösteriyor ki 5-6 ayda bir aşı gerekir…

Tabii aşının ne zaman bulunacağı veya yurt dışından üretilip geleceği, önceliğin kimlerde olacağı, ne kadar sürede tüm ülkenin aşılanacağı gibi soruların yanıtlarıyla birlikte…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00