Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

AK Parti milletvekilinin oğlunun düğününe katılanların hepsinin 3 bin 150 lira ceza ödemesi gerektiğini belirtince ilginç bir tepkiyle karşılaştım.

Türkiye’nin sayılı ceza hukukçularından olan Türk Ceza Kanunu’nun yeniden yazılmasında önemli katkısı bulunan Prof. Dr. Adem Sözüer, “O cezaları alamazlar, çünkü kanunda yeri yok” tepkisini gösterdi.

Aynı iddiasını dün Habertürk’teki Gün Başlıyor programımızda da yineledi.

Sonrasında da uzun süren bir telefon görüşmemiz oldu.

Prof. Dr. Sözüer, bu görüşün sadece kendisine ait olmadığını, Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının da Türkiye Bilimler Akademisi Dergisi’nde günlerdir bu görüşü dile getirdiğini belirtti.

Bu durumda İçişleri Bakanlığı’nın dünkü genelgesiyle gece yarısından itibaren müziğin kesilmesine ilişkin yasağı anımsattım.

Diğerleri gibi bunun da sorunlu olduğunu belirtti, “Genelge ile yasak koyamaz; yasak için kanun gerekir” dedi.

Prof. Dr. Sözüer, gelecekte ortaya çıkacak sorunları aşmak için uyarı niteliğindeki bu sözleri sıralamakla kalmadı, Türkiye’nin önemli Anayasa hukukçularından Prof. Dr. Kemal Gözler’in kaleme aldığı bir makaleyi de yolladı.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

Hukuk alanındaki çalışmalarıyla bilinen iki etkin bilim insanı diyor ki:

“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ancak Anayasa’nın 13 ve 15’inci maddeleri kapsamında olabilir… Hasta olmadan veya hastalık şüphesi bulunmadan, getirilen şehirlerarası seyahat yasağı ‘yerleşme ve seyahat hürriyetini’, camilerde namaz yasağı ‘ibadet hürriyetini’, 65 ve 18 yaşa getirilen saatlik yasaklar da ‘kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını’ sınırlandırmaktır. Ortada temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sorunu var.”

Anayasa’nın 13’üncü maddesinin “temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılacağına” hükmettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sözüer, Prof. Dr. Gözler’in de buna atıf yapan yazısına dikkat çekti.

Olağan dönemlerdeki “temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceğini” anımsattı, sınırlama sebepleri arasında “genel sağlık nedeninin” bulunmadığını da belirtti.

HASTA MI, HASTALIK ŞÜPHELİSİ Mİ?

Anayasa’nın 15’inci maddesinin ise Olağanüstü Hal (OHAL) şartlarında temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasına olanak tanıdığını anımsattı.

İçişleri Bakanlığı genelgeleri ile getirilen ve kanuni zemin olarak gösterilen Umumi Hıfzıssıhha, Kabahatler ve İl İdaresi kanunlarının ileri sürüldüğü gibi yasakları almaya yetmeyeceğini belirtti.

Yasaklamalar için gerekçe yapılan, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 72’inci maddesinin “Hasta olanlar ve hasta olduğundan şüphe edilenleri” kapsama aldığını belirtip şu görüşü dile getirdi:

“Sizin hasta olmayan veya hastalığından şüphe etmediğiniz 65 yaş üstü veya 18 yaş altı herkesi bu kapsama sokup, sabah 10:00, akşam 20:00 arasında eve hapsetme yetkiniz yok. Bu kişilerin hepsinin hasta olduğu, olma şüphesi bulunduğu veya hastalığı yaydığından şüphe mi duyuluyor? Eğer böyleyse hastalığı sabah 10:00’dan önce yaymayıp, sonrasında mı yayıyor?”

Burada kalmadı, cezaların dayanağı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282 ve Kabahatler Kanunu’nun 32’inci maddesine göre de ceza yazılamayacağını belirtti.

Nedeni de kanunda yer alan hastalıklar arasında Covid-19’un geçmemesine bağladı.

MASKE TAKMAMA CEZASI

Maske takmadan sokağa çıkanlara kesilen cezaların da geri ödenmesi gerektiğini söyledi.

Bu aşamada Prof. Dr. Adem Sözüer’e, “Peki ne yapılmalı. Tedbir almayıp hastalığı yayanlara bir şey yapılmayacak mı?” diye sordum, yanıtı net oldu:

“Yapılacak olan belli Cumhurbaşkanı OHAL ilan eder, TBMM bir günde onaylar; Anayasa 15’e göre de yasakların hepsi hukuki hale gelir. Şimdiki hali hukuk açısından sorunlu. Ceza kesilenler dava açarsa kazanır, cezanın bugünkü durumunda hükmü de yoktur, alınamaz.”

Söyleyen Türkiye’nin önde gelen iki hukuk insanı; hele ki biri TCK’nın yenilenmesi sürecinde önemli görev de üstlendi.

Tedbirlere karşı bir tutumları yok, tam tersine daha etkin olması için önerileri var.

O nedenle yolu da gösteriyorlar…

“Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendi, düzeltmenin yolu da Anayasa 15’den geçer…” görüşündeler...

NEREDEYSE bir ayı geçti…

Ben “Eczanelerde zatürre aşısı bulunmuyor” iddiasını dile getirdikçe, konuyla ilgili etkili ve yetkili isimlerin tamamı aynı yanıtla karşıma dikiliyordu:

“Yok değil. Piyasada var ama bazı yerlerde talep yüksek olabilir. Aşıyı üreten, daha doğrusu Türkiye’de eczalarını birleştiren şirketin depoları çakılı… Sorunun nedeni tedarik zinciri…”

Demek isteniyor ki, depolardan piyasaya gönderiliyor, ancak herkes zatürre aşısı olmak için çabaladığından son satıcıya ulaşmasına engel oluyor.

Son satıcı dedikleri eczacılarla yaptığım sohbetler de yukarıda verilen bilginin ötesine geçmedi.

Hatta üç hafta kadar önce dönüp yine konunun etkin ve yetkin ismine bir daha sordum…

Bir süre araştırdıktan sonra verdiği bilgi aynı yönde oldu, şirket yetkililerine sorduğunu belirtip ekledi:

“Depolarının ‘çakılı aşı dolu’ olduğunu bildirdiler, sorunun tedarik zincirinden kaynaklandığını belirtiyorlar. Bu ayın sonu veya başından itibaren sorunun kalmayacağını söylediler…”

SAĞLIK BAKANLIĞI KAPATTI

Ancak durum değişmedi, eczanelerde yine zatürre aşısı bulunmadı.

Bunun üzerine dün konuyu bir daha araştırmak için aynı isimlerin kapısı çaldım, bu kez gelen bilgiler konunun tek başına tedarik zincirinden kaynaklı olmadığına işaret ediyordu…

Sağlık Bakanlığı bakmış ki tedarik zincirinde sorun yaşanıyor, “el mi yaman bey mi yaman” deyip, üreticinin depolarındaki tüm aşıları alıp bütün sağlık ocaklarına yollamış.

Aşı yapılması gereken herkese de ücretsiz yapılmasını sağlamış.

Böylece aşı olması elzem görülen 65 yaş üstündekiler ile kronik hastalığı bulunanların sorunu çözülmüş.

PEKİ DİĞERLERİ

Bakan Koca’nın önceki günkü açıklamasında, hastalığın daha çok 20-40 yaş arasında yaygınlaştığına dikkat çektiğini anımsattım.

Bu yaş grubunun aşı olmasının yararlı olup olmayacağını sordum, yanıtları şöyle oldu:

“Bu gruptakilere çok gerekmiyor, ama 55-65 arasındakilere de yapılsa iyi olur…”

Ancak onların olabilmesi için zaten fiyatı 350-400 lira arasında değişen ve uzun süre koruma sağlayan aşıya ulaşmaları gerekiyor.

Onların bulma imkanları bu aşamada gözükmüyor.

BİR HAFTA SABREDİN

Bu kez ilaç firması yetkilileri ile tekrar görüşüp onlardan gelen şu bilgiyi aktardılar:

“Sağlık Bakanlığı yeteri derecede depolama yaptı. Bundan sonra, en geç haftaya ürün depolara verilecek. Eylül 15 gibi tüm depolara inmiş olur. Ardından da her hafta parça parça ürün verilecekmiş. Bu hafta bulmak için kimse çabalamasın, bir hafta daha beklesinler rahatlıkla bulacaklar…”

Oldukça kibar üslupla aktarmış.

Aslında demek istiyor ki “boş yere kazıklanmayın…”, fiyatı 350-400 lira arasında olan aşıları gidip bin liranın üzerinde fiyatla satın almayın.

Sadece bir hafta bekleyin, herkes bulacak…

ALDIĞIN DA BOZUK OLABİLİR

Bununla birlikte yüksek fiyatla karaborsadan almaya kalkanlar için de ciddi uyarıları oldu.

Aktardıklarına göre bu aşı “soğuk zincir” içinde saklanması gereken bir ürünmüş.

Eğer soğuk zincirden bir kez çıkarılırsa tekrar dondurulması aşının bozulmasını engellemezmiş.

Zaten bu nedenle eczaneler ve Sağlık Ocakları özel soğukluk derecesinde aşıyı saklar, buzdolabının kapısını da günde sadece iki kez açarlarmış.

Yani buz kalıpları arasında piyasadan karaborsa fiyata aldığınız aşının etkisinin bozulmuş olma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu da belirteyim.

Bu yola giden hem çok para öder, hem de özelliği kaybolmuş, korumayan bir aşıyı vücuduna boş yere zerk eder…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00