Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

SURİYE sahasında süreç hep benzer ilerledi.

Tahterevalli gibi gelirim bir tarafta azaltılırken, pazarlık kozu olarak diğer tarafta yükseltildi.

Her iki taraf güç dengesini sağladığı anda da masaya oturulup çözüm arandı.

Bu Deyrizor sahasında olduğu kadar İdlib için de geçerli yöntem olarak kullanıldı.

Kullanan da sadece Ruslar veya Amerikalılar olmadı; Suriye sahasında ne kadar güç varsa hepsi benzer taktiği izledi.

DAEŞ’in temizlenmesi, çatışma alanlarının azalması, bazı güçlerin az sayıda vekaletçi bırakıp sahadan çekilmesiyle gerilim kısıtlı bölgelerde kaldı.

Gergin enerjinin biriktiği en önemli saha da İdlib oldu.

Çünkü Şam yönetimi, arkasına aldığı Moskova’nın da desteğiyle Hama, Humus, Halep’te ne kadar DAEŞ ve yabancı terörist savaşçı varsa İdlib’e sürdü.

Ardından da bu bölgede yeni bir sorun çıkarıp, onların da Türkiye’ye aktarılmasını amaçladı.

Ancak Ankara’nın bu konuda kararlı tutumu sonucu Moskova’nın da orta yol arayışı ile çözüm üretildi, önce gözlem kuleleri oluşturuldu.

ŞAM’IN TAKTİĞİ

Ancak Şam yönetiminin silaha sarılmadan bekleme sabrı 6 ay sürdü, bu kez bazı gözlem kulelerinin etrafını sardı.

Bu sorun da Moskova’nın yeniden devreye girmesi ile aşıldı ve Moskova Mutabakatı gereği bölgede ateşkes ilan edilirken, Türkiye etkinliğini M-4 otoyolunun üzerine taşıdı.

Ancak gözlem kulelerinin yerinde kalması da 6 Mart’ta imzalanan Moskova Mutabakatı’nın içinde yer buldu.

Başta da belirttiğim gibi bunun da 6 ay sonra kadük hale getirilmesi için karşıt güçlerin her adımı atacağı belliydi; öyle de oldu.

Bir süre önce M-4 otobanında Mutabakat gereği oluşturulan Türk-Rus ortak devriyesine saldırılar başladı.

Yetmedi, Şam güçleri M-4 otobanının üzerine çıkmak için çaba gösterirken, Halep, Hama yönünden de gözlem kulelerinin olduğu bölgeleri taciz etti.

Ankara’dan bir heyet Moskova’ya giderek durumu masaya yatırdı.

Sürecin devamı için her iki tarafın da gereken önlemleri alması konusundaki niyet bir daha teyit edildi.

Ancak beklendiği gibi olmadı, gerilim gittikçe arttı.

RUS HEYETİ

Bu kez de Rus heyet önceki gün Ankara’ya gelip İdlip ile birlikte Libya’yı da masaya yatırdı.

Tam bunlar olurken, Rusya’nın talepleriyle ilgili Türkiye üzerindeki baskısını arttırmak istercesine dün gözlem kulelerinin etrafında sivil halka gösteriler düzenletildi.

Milli Savunma Bakanlığı açıklamasında da yer aldığı gibi bazı gözlem kulelerini taciz eden eylemlere girişildi, alınan tedbirlerle püskürtüldü…

Dikkat çeken ise bu eylemlerin yapıldığı gözlem kulelerinin Türkiye’nin hakim olduğu İdlib sahasının Halep bölgesi sınırında olması.

GÖZLEM KULELERİNİ ÇEKİN ASKER AZALTIN

Dışişleri Bakanlığı’nda devam eden görüşmelerden yansıdığına göre Ruslar da zaten özellikle M-4 altında kalan 4 gözlem noktasından bazılarının kuzeye çekilmesine ilişkin taleplerini yinelemiş.

Rusların talebi bununla da kalmamış, İdlib bölgesinde Türkiye’nin bulundurduğu asker sayısında da azaltma yapması talebini iletmiş.

Türkiye Moskova ve Astana mutabakatlarına dayanarak talepler karşısında tutumunu net koymuş.

Dikkat çeken ise Rusların, bu talebi dile getirdiği sırada M-4’ün güneyinde kalan bölgeyi savaş uçakları ile eş zamanlı bombalaması…

Aslında bu gelecekte olacakların da habercisi, çünkü geçmişte de ateşkes süreçleri böyle sonlandı.

RUSLAR’DAN LİBYA ÖNERİSİ

Buna karşın bir başka sahada, Libya ile ilgili bölümde ise durumun çok daha uzlaşmacı ilerlediği belirtildi.

Aktarıldığına göre Libya’da Sirte-El Cufra arasında ilan edilen silahsız alandaki güvenliği Ruslar, Türkiye ile sağlamayı önermiş.

Bunun karşılığında insansız hava araçları için çok büyük risk oluşturan hava savunma sistemlerini geri çekmeyi önermiş.

Sputnik Arapça servisinin de dün yayına koyduğu haberindeki iddiaya göre bu konuda ilerleme sağlanmış.

KARTLAR YENİDEN KARILIYOR

ABD-Almanya’nın ortaklığında sağlanan Sirte-El Cufra arasındaki alanın silahsızlandırılması anlaşmasından Ankara son anda haberdar olmuştu.

Libya’da destek verdiği Saraç hükümetinin Türkiye taraftarı olan özellikle İçişleri Bakanı’na yönelik tutumu da burukluk yaratmıştı.

Saraç da geçen hafta içinde Türkiye’ye gelip, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü.

Libya’da Saraç hükümetinin istifasının beklendiği haberlerinin yayıldığı dün Doğu Akdeniz’deki gerilim tekrar karaya çıktı…

Buna bir de son günlerde Yunanistan’ın Türkiye sınırında ABD, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin de hem ABD ve hem İsrail ile tatbikatı eklendiğinde gerilimin denizde de yeniden dirilmeye hazır olduğu açık…

AB’DEN YAPTIRIM KARARI ÇIKMAZ

Buna bir de bu ayın 25’inde toplanacak AB zirvesinden Türkiye’ye bazı yaptırımların çıkmasına yönelik beklentiyi de eklemek gerek.

AB üyesi ülkelerden birinin etkin büyükelçisi ile dün öğle yemeğinde sohbet ederken AB’nin Güney kanadını oluşturan 7 ülkenin geçen haftaki toplantısından çıkan “Türkiye’ye yaptırım” kararını anımsattım.

AB zirvesinde bu teklifin karara dönüşüp dönüşmeyeceğini, bir yaptırım çıkıp çıkmayacağını sordum.

Yanıtı net oldu:

“AB zirvesinden böyle bir kararın çıkması ancak oy birliği ile mümkün olabilir, bizim böyle bir öneriye katılım kararımız yok… NATO kendi içinde çözüm üretecektir…”

Zaten oldukça sıkıntılı dönemler yaşayan NATO’nun çözüm üretmesinin zorluğu ortada.

AB ise Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi iki üyesinin dayatmalarının cenderesinde çıkış arıyor.

Görünen o ki, Doğu Akdeniz’deki bu gelişmeler çok daha sıkıntılı dönemlerin kapısını zorluyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00