Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Başlıktaki soru Temmuz sonundan bu yana bilim insanları ile Sağlık Bakanlığı arasındaki tartışmanın konusu.

Hatta CHP’li Büyükşehir Belediye başkanları ile MHP lideri Devlet Bahçeli de bu tartışmaya dahil oldu.

Bilim insanları turkuaz listede yayınlanan verilerin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Vaka sayısının çok daha yüksek olduğunu, dolayısıyla rakam azaltarak salgın ile mücadelenin yapılamayacağını, olayın büyümesine neden olunacağını ileri sürdü.

CHP’li Büyükşehir Belediye başkanları, defin işlerimdeki kayıtlardan yola çıkarak Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle ölen sayısının gerçeği yansıtmadığını, ellerindeki verilerle örtüşmediğini bildirdi.

VAKA İLE HASTA AYRIMINI NASIL SAVUNDU?

Bakan Koca ise bu eleştirilere her defasında sert yanıt verdi…

“Biz hasta sayısını veriyoruz, batılı ülkeler bunu dahi yapmıyor” savunmasını getirdi.

Nitekim geçen hafta sonu Samsun’a giderken Bakan Koca’ya bu tartışmayı anımsatıp, “Nedir bu vaka ve hasta sayısı farkı?” diye sorduğumda da konuya şu cümlelerle açıklık getirdi:

Avrupa ve İskandinav ülkeleri ne yapıyor? Enfeksiyon kapmış kişiye evinde kalmasını öneriyor, ama kayda girmiyor. Virüs ne zaman ki ciğerlere iniyor, öksürük ve ateşi yükseltiyor o zaman test yapıyor. Onların testi bu dönemde alındığında da %70 negatif çıkma söz konusu. Yani %30 pozitif olan vakayı Covid 19 olarak giriyor, %70’i göstermiyor.”

Bakan Koca, burada da kalmayıp devam etti:

“Ayrıca vaka düştü diye göstermek için tarama da yapmıyor. Siz tarama yapmıyorsunuz, bunu yaptıkça vaka sayınız artıyor. Sizin semptomu olmayan kişinizle, kendisinin solunum sıkıntısı olanını aynı kefeye koyup eşdeğer gösteriyor.”

Ben 29 Temmuz’dan bu yana turkuaz listenin değiştiğini, vaka sayısı yerine hasta sayısının yazılmaya başladığını, bunun turizm mevsimini de göz önüne alıp ekonomik nedenlerle yapılıp yapılmadığını sorduğumda yanıt vermek istemedi.

Sözümü bir noktada kesip, “Durumun özeti şudur” deyip bu konudaki ilk açıklamayı haberturk.com’a aynen şu cümlelerle aktardı:

“Test sonucu pozitif çıkanların her biri birer vakadır. Bunların büyük kısmı belirti göstermeyen, kalan kişiler ise bulgusu olup tedavi altına alan hastalardır. Bir kısmını evde bir kısmını hastanede tedavi ediyoruz. Ağır hasta tanımı nedir? Covid-19’un viral solunum yolu enfeksiyon olmanın ötesine geçip sistemik hasta halini alması, dış desteğe ihtiyaç duyması halinde ağır hasta diyoruz. Entübe olan hastalarımızı bu şekilde rapor ediyoruz…”

BİLİM KURULU’NDAKİ AÇIKLAMASI

Benzer açıklamayı dün Bilim Kurulu toplantısı sonrasında da dile getirdi.

CHP’li milletvekilleri ve Büyükşehir Belediye başkanlarının açıklamalarına tepki gösterdi.

Vaka ve hasta sayısının ayrı olduğunu, “herhangi bir semptomu olmayan, yani testi pozitif çıkmış olsa da ağır geçirmeyenleri hasta olarak kabul etmediklerini” bir daha açıkladı.

Turkuaz listede yer alanların semptomu olan, hastaneye yatan veya tedavi almış olanlardan oluştuğunu da kayda geçirdi.

VAKA SAYISININ ÖNEMİ NE?

Peki, vaka sayısının bilinmesinin önemi ne?

Sahada, halkın arasında çalıştıkları için, konudan en iyi anlayan halk sağlığı uzmanlarından Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pınar Okyay’a soruyu yönelttim.

Bir akademisyenin üniversiteye yeni gelmiş öğrenciye anlattığı açıklıkta özetledi:

“Eğer 110 bin test yapılıyorsa pozitif olanların hepsi gösterilmiyor demektir. Sadece hastalığı artan veya semptomu olanların kayda girildiği anlamına geliyor.”

HANGİ DERECE SEMPTOM HASTA KABUL EDİLİYOR?

Bu noktada soruyu kendisi yöneltti:

“Peki hangi derecede semptom gösteren kayda giriyor. Onun da demek ki bir ölçütü var. Her semptomu olan, yani sadece ateşi veya vücut kırgınlığı bulunan demek ki kayda girmiyor. Bakan’ın size açıklamasını okudum, dünkü sözlerini dinledim; anladığım bu yönde.”

Bunun yaratacağı olumsuzluğu da şöyle özetledi:

“Şunu kabul edelim ki birçok ülkede benzer sorun yaşanıyor. Ekonomik kaygılarla yapıldığı açık. Ama epidemiyolojik olarak yani, salgını durdurmak, hastalığı azaltmak için sağlık bilgilerinin de sağlıklı olması gerekir. Bunun salgınla savaşta bir mantığı var. Bakan, Ankara’da ellerindeki rakamlara bakıp, tarama ekiplerinin sayısını azaltarak hastalığı baskıladıklarını söylüyor. Ama o salgınla uğraşan halk sağlığı uzmanları, enfeksiyon ve mikrobiyologlar bilmeli ki vaka sayısını salgına karşı savaşında ne yapması gerektiğini görsün. Örneğin hidroksiklorokin verilen hastalardaki etkisi takip edildi, yarattığı yan etkilere bakıldı ve verilmesinden vazgeçildi. Kaç kişiyi etkilediğine ilişkin gerçek rakamı bilmese kime ne etki yaptığına ilişkin verisi olmasa nasıl savaşacak?”

EKSİK VERİ, MÜCADELEYİ DE EKSİK YAPTIRIR…

Prof. Dr. Okyay, Dünya Sağlık Örgütü’nün onay verdiği, 15 dakika içinde sonucu çıkaran yeni testin üretimine başlanacağını da belirtip ekledi:

“Üstelik böyle bir gelişme de var; anında bilgi sahibi olunabilecek. Çok geniş kesime test hemen yapılabilecek ve vakalar daha çabuk yakalanacak. Böyle bir gelişme varken, vakayı, hasta sayısı ile gizlenmesi doğru olmaz. Ayrıca vaka sayısını tek başına bilmek de önemli değil. Kişi nerede ve hangi zamanda virüsü almış Türkiye’deki vakalar belli bir kümede mi, temasları yüksek mi, bir bütün olarak ele almalı. Ona doğru bakarsanız diğerlerini de doğru yaparsınız. Eğer eksik verirseniz mücadeleyi de eksik yaparsınız. Bu durumda hiç veri vermemek bazen eksik vermekten çok daha güvenilir olur. Yoksa genel salgın yönetimi ile ilgili yapılacak çabaları engeller.”

Uzmanlık alanı halk sağlığı olan bir profesörden gelen bu sözler aslında her şeyin özeti.

Eksik veri, mücadeleyi de eksik yaptırır…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00