Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ANAYASA Mahkemesi’nin kararını yerel mahkemenin tanımaması sürecine daha önce tanıklık edildi.

Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kez aldığı karara da uyulmadı, hak ihlalinin parasının ödenmesi ile yetinildi…

Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi sürecine Anayasa Mahkemesi kararının yerel mahkeme tarafından tanınmaması ise bunun ötesinde bir durum.

Öncelikle AYM milletvekilliği düşen Berberoğlu’na üyeliğinin yeniden verilmesine ilişkin karar ilk kez karşılaşılan durum olduğu için İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yol gösterici hükümlere de yer verdi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de dün toplanıp, “yeniden yargılama kararı ve durma kararı verilmesine dair yapmış olduğu yol gösterme işleminin yerindelik denetimi olduğunu” belirtti.

AYM’nin kararını uygulamayacağını açıkça belirtti.

Dikkat çeken ise bunun öncesinde TBMM Başkanı Şentop’un AYM’nin kararına ilişkin açıklaması da dikkat çekiciydi; yerel mahkemenin vereceği karara işaret etti.

YOL GÖSTERMEK YERİNDELİK Mİ?

Çok geçmedi birkaç saat sonra da yerel mahkemenin açıklaması geldi.

Şimdi burada tartışılan iki unsur var.

Birincisi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “bana yol gösteremezsin, bunu yaptıysan hakkın olmayan yerindelik denetimi yapmış olursun” yaklaşımı…

Bir de Anayasa Mahkemesi’nin ilk kez karşılaşılan durumla ilgili olarak çizdiği hukuki haritada yer alan Anayasa maddesine uymama sonucu doğan hak ihlali…

Tartışma bundan sonra bu noktada devam edecek.

Ancak ortada da ciddi bir sorun var…

O da AİHM’nin Bireysel Başvuru hakkını Türkiye’nin iç hukukunun bir parçası kabul etmesiyle kazanılan bir hakkın geldiği nokta.

KARAR ANAYASA İHLALİ

Konuyu dün eski Anayasa Mahkemesi Raportörü, Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Osman Can’a sordum, bir noktanın altını çizerek başladı:

“AYM kararına buradaki direnmesi, daha önceki Altan/Alpay kararında olduğu gibi yargılamaya yönelik değil…”

Anayasa Mahkemesi Berberoğlu hakkında karar verirken “adil yargılama konusuna da girmediğini” anımsatıp devamını getirdi:

“Anayasa Mahkemesi burada Anayasa’nın bir hükmünü hatırlatıp, ‘bu kişinin dokunulmazlığı var, yargılayamazsın’ dedi. Yani Anayasa’nın bir hükmünün ihlal edildiğini tespit ederek kararını verdi. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararının yerel mahkeme tarafından keyfi olarak ortadan kaldırılmasına tanıklık ediyoruz. Burada olan mahkemenin yargılamasına yönelik bir karar değil ki, Anayasa hükmünün ihlaline ilişkin bir karar. Anayasa maddesinin hükmünün ihlal edilmesiyle, yerindelik arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Ağır bir haksızlık hali var. Bir üst mahkemeye itiraza gerek yok. Doğrudan AYM’ye başvurulur ve haksızlık halinin giderilmesi talep edilir. AYM açısından yerel mahkemenin tavrı ağır bir durum…”

SUÇ DUYURUSU MU?

Prof. Dr. Osman Can’ın ardından AK Parti’ye de yakınlığı ile bilinen eski Anayasa Mahkemesi üyelerinden biri ile konuşurken konuyu nasıl yorumladığını sordum.

Şu ilginç yanıtı verdi:

“Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyorum. Mahkeme yargısıyla ilgili olmayan, Anayasa hükmünün ihlalinin tespiti var. Yerindelik durumu nereden çıkmış. AYM Başkanı’nın yerinde olsam anında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunurdum…”

Buna da tanıklık edersek, yargıda yeni bir yaşımıza daha girmiş oluruz…

COVİD-19 ile mücadele sürecinde iki kesim ortaya çıktı.

Biri kafelerde, eğlence merkezlerinde, restoranlarda maskesiz, dilediği gibi gezip tozan, virüsün yayılımına verdiği katkıyı önemsemeyen grup…

Bunu özellikle genç kesimin gittiği mekanlarda yoğunlukla görüyoruz.

“Bana bir şey olmaz” havasında dolaşıyor…

Ayağına kadar getirilen ilaca bir kuruş para ödemediği, en büyük sorunun 10 gün evde kalmak olduğu, bir işte çalışıyorsa bunu da tatil olarak değerlendiriyor.

Hatta evde de kalmayıp arkadaşlarıyla buluşup çevreye virüs yayma aymazlığını da elden bırakmıyor.

Sanki virüsü kapınca özgürleştiğini sanıp, hastalık tamamen bedenden atılmadan “Haydi eller havaya” modunda virüs püskürtmeyi sürdürüyor.

AFOROZ EDEMEME

Hayrete düşüren ise böyle davrananlara karşı toplumun tutumu…

Geçmişte bu gibi davranışta bulunanlar dışlanırdı.

Oysa şimdi aforoz etme, kötülükten söz etme gücünü kaybetmiş halde sadece seyrediyor.

Üstelik kötülüğü dile getirmenin üslubunu da unutmuş, hayretini kaybetmiş gözlerle bakıyor.

VİRÜS YAYAR

Karşısındaki virüs-yayar da bundan cesaret alıp, kötülüğünün suç ortaklarını genişletiyor; ötekinin ölümüne yol açacak hayatını yaşama hakkını kullanıyor.

Artık ne istediğini de bilmiyor, bir başkasının önlem alınmasına yönelik tutumunu da takıntı yapıyor…

Dikkat ediyorum bir araya geldiklerinde, sanki farklı hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşmuş geçici mahluk gibi davranıyorlar…

Her biri tek tek iken yapmayacakları davranışları bir araya geldiklerinde hayata geçiriyorlar.

Kaygının yoğun ve sürekli olduğu dönemlerde inkar yükselir, bunlar da ondan kaynaklı denilebilir.

Dikkat ediyorum, bunu yapanlar sürekli bir gerekçe üretiyor, herkes kendine uyanı arıyor…

OLASI KASTTAN YARGILANMALI

Peki bunların yaptığı aymazlığın yükünü çeken biz tedbirliler ne yapacağız?

Maske, mesafe konusunda temkinli davranan, kurallara tamamen uyan ve yarattıkları her olumsuzluğun yükünü çeken bizler ne yapacağız?

Bu yaptıkları Türk Ceza Kanuna göre bilinçli taksir falan da değil, resmen olası kast; hatta doğrudan kast…

Yani, kişinin suçun yasal tanımında yer alan unsurlarının gerçekleşeceğini öngördüğü halde fiili işlemeye devam ediyor olması durumu.

Bilerek isteyerek, sonuçlarını öngörerek yaptığı bir eylem…

İstemediği halde fiilin meydana gelmesi durumu yok; resmen bilerek ve öngörerek yerine getiriyor.

Cezası da TCK’ya göre oldukça ağır…

O halde bu denli aymazlık yapanlara neden uygulanmıyor?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00