Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KORONAVİRÜS salgını için ilk kurulan Bilim Kurulu daha çok tıp hekimlerinden oluşunca, sosyolojik sorunlar için de bünyesinde yeni bir Bilim Kurulu oluşturuldu.

Adına da Toplum Bilimleri Kurulu verildi…

Sağlık Bakanı Koca da o gün Kurul’un amacını şu sözlerle özetledi:

“Pozitif bilimlerin sınırlayıcı yapısının ötesinde, yaratıcı dinamikleri hesaba katan toplum bilimleri mensuplarını salt bir bilim kurulu olarak değil, bir beyin fırtınası grubu olarak da görme eğilimindeyiz.”

Belki beyin fırtınasının daha kolay yapılabilmesi için de Bilim Kurulu gibi üye sayısını yüksek tutmadı, sınırlı sayıda bıraktı.

Sosyoloji, iletişim, psikoloji, din sosyolojisi, istatistik, tıp tarihi, iktisat sosyolojisi gibi alanlarda çalışan bilim insanlarından oluşan 7 kişilik ekip, Prof. Dr. Erol Göka, Prof. Dr. Kemal Ataman, Prof. Dr. Nuran Yıldırım, Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Prof. Dr. Teyfik Demir ve Prof. Dr. Bülent Çaplı’dan oluştu...

AMAÇ VİRÜSE KARŞI DUYARLILIK

Amaç, Nisan ayında kapanan toplumun normalleşme sürecindeki davranışlarını kontrol edip, virüse karşı daha duyarlı hale getirmekti.

Bu amaçla Türkiye Barometresi’nin çıkarılması için çalışma yapılması, atılacak tüm adımların da kamuoyu yoklaması ile belirlenen bu parametreler kapsamında ele alınması kararına varıldı.

Ancak Toplum Bilimleri Kurulu’ndaki faaliyetler öyle tam da istendiği gibi ilerlemedi.

Dünya Bankası’nın Barometre araştırması ve sonuçların tahlili için 1,1 milyon Türk Lirası ile destek kredisi verdiği çalışma için ihale açılamadı...

Üç kamuoyu araştırmasının birlikte yapılması sonrasında Barometre'nin yüz yüze araştırmalarının yapılmasına karar verildi.

Kurul üyeleri de buna sıcak baktı, çünkü her bir aşaması yeni bir bürokratik süreci gerektirdiği için üçünün birarada tek seferde gerçekleşmesinde fayda görüldü.

ARAŞTIRMAYI ÇAĞRI MERKEZİ YAPACAK

Barometre için kamuoyu araştırması yapacak daha önce Bakanlığın doğrudan tayin ettiği şirketten de vazgeçildi...

Bunun yerine Sağlık Bakanlığı bünyesinde görev yapan “Çağrı Merkezi” aracılığıyla işin kotarılması, aynı soruların bu merkezde çalışanlar aracılığıyla yönetilmesi sonucu kamuoyu araştırmasının yapılmasına karar verildi.

Bu kez Dünya Bankası, örneklem değişimi nedeniyle yeni uygulamayı kabul etmedi ve krediyi geri çekti.

Kamuoyunun tüm yönleriyle koronavirüs konusuna yaklaşımını ortaya koyacak Türkiye Barometresi araştırmasının yüz yüze yapılması iptal edilmedi ancak daha ileri bir tarihe ötelendi.

Konu bununla da kalmadı, iletişim alanında yapılacak planlamada da farklılıklar yaşandı.

AYRILIŞINI ARAYIP BİLDİRDİ

Aktarıldığına göre bu gelişmeler Toplum Bilimleri Kurulu’nun “iletişim” alanında Türkiye'nin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Bülent Çaplı’yı rahatsız etti.

Üç hafta kadar önce Bilim Kurulu’ndan ayrıldı.

Prof. Dr. Çaplı, ayrılışını da öyle kırgın bir şekilde gerçekleştirmedi, Toplum Bilimleri Kurulu’nda birlikte çalıştığı arkadaşlarını telefonla arayıp ayrılma kararını iletti, ancak nedenleri üzerinde tek kelime etmedi.

Bütün bunları kırk yıllık arkadaşım, dostum Bülent Çaplı'yı arayıp sordum.

"Muharrem sen benim arkadaşımsın, dostane olarak dahi olsa başkalarına söylemediğim gibi sana da nedeni konusunda tek kelime edeceğim, 'Gördüğüm lüzum üzerine ayrıldım'. Söyleyeceğim bu kadar... Ayrılmam da yeni değil 3 hafta oldu; bu konuda tek kelime etmem..."

Dedim ki "Bana bunları anlattılar, o kadar arkadaşlığımız var, sana sormadan yazmak istemedim, doğru veya yanlış da mı demeyeceksin?"

Medya etiğinin kitabını yazmış akademisyen çizgisinden sapmadı:

"Onu da demeyeceğim!..."

Dedim ki "Yerine de henüz atama yapılmamış..."

Demesin mi "Bunu da bana sorma..."

İnanın dün yordu beni...

HDP’de bir süredir “Tersine Türkiyelileşeme” tartışması sürüyor.

Başlatan da Kobani olayları nedeniyle tutuklanan Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in avukatları aracılığıyla kaleme aldığı bildiri.

Bilgen bildirisinde HDP’nin “Türkiyelileşmek” için kurulduğunu belirttikten sonra eleştirisini şu zemine oturttu:

“Hem müdahaleden şikayet edip hem Kandil ve İmralı için pozisyon belirlemeye kalkmak, kendi pozisyonunun gereğini yapamamakla ilgili bir handikaptır.”

Bu noktada da kalmadı, “Sorun gerçekten vesayet ve müdahale sorunu ise, bunu aşabilmenin tek yolu kendi yetkinliğini artırıp rüştünü ispat etmektir” dedi.

HDP’nin tersine Türkiyelileşme içinde olduğunun da altını çizdi.

Bilgen’in açıklamasını aynı nedenle tutuklanıp, denetimli serbest bırakılan eski HDP’li Altan Tan devam ettirdi.

BİLGEN’E İLETİLEN MESAJ

Bunun üzerine HDP yönetimi, Bilgen ile görüşmek için Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç ile bir milletvekilini görevlendirdi.

Aktarıldığına göre cezaevinde yapılan görüşmede Bilgen’e şu mesaj iletilmiş:

“Farklı konulardaki görüşlerini açıktan dile getirmene saygı duyuyoruz, ama parti ile ilgili eleştirilerini bize iletmenin önünde bir engel yok…”

Görüşmede partinin Türkiyelileşme adımlarının daha görünür olacağına ilişkin mesaj da iletilmiş.

Nitekim dün HDP Grup toplantısı ve sonrasında TBMM Genel Kurulu’nda Hatay’ın İskenderun ilçesinde önceki gün yaşanan bombalı eyleme dönük tutum net ortaya konuldu.

İSKENDERUN KINAMASI

HDP Grubunda söz alan Eş Genel Başkan Mithat Sancar konuşmasına yaşanan olayla başlayıp ekledi:

“Dün akşam İskenderun’da acı bir olay yaşandı. Tesellimiz çok fazla zararın ortaya çıkmaması ve can kaybının yaşanmamış olmasıdır. Canlı bomba saldırısı olduğu söyleniyor. Bunu en sert şekilde kınıyoruz.”

Ardından da TBMM Genel Kurulu’nda Grup Başkanvekili Oluç söz alıp bombalı eylemi en sert şekilde kınadıklarını açıkladı.

HDP’de bir süredir devam eden “Tersine Türkiyelileşme” tartışmasının, Eş Genel Başkan Sancar’ın da öteden beri bilinen “Türkiyelileşme” yönünde ilerlemesi kararıyla sonuçlandığını söyleyebilirim.

Ancak unutulmamalı ki geçmişte Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş da bu yönde epey uğraştı.

Bakalım bu kez bu yönde ilerleme sağlanabilecek mi?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00