Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

YURT içine gelene test yaptırma zorunluluğunun getirilmesini anlarım…

Dışardan virüs getirme riskini engellemek için yapılan en iyi yoldur.

Ancak, bir başka ülkeye gidene test yaptırma zorunluluğunu başladığı günden bu yana ben de hiç anlamamıştım.

Hele ki gidilen ülkenin de test talebi yoksa…

Avrupa’ya yaş sebze meyve ihracatı yapan şirketlerden birinin yöneticisi olan arkadaşımın başından geçenler de tam bu duruma işaret ediyor.

Aile fertleri ve akrabalarıyla neredeyse doğduğu günden bu yana Almanya’da yaşam sürüyor.

İşi dolayısıyla da haftanın 1-2 günü Türkiye’ye gelip gidiyor.

UÇAĞI DA KAÇIRDIK

Önceki gün Almanya’dan arayıp yaşadıklarını paylaştı…

Önce hayıflandı, son iki ay içinde sadece PCR testi için ödediği paranın 20 bin lirayı aştığını belirtti.

“Nasıl olur?” dedim anlattı:

“Önce iki düğün vardı 9 kişi Türkiye’ye iki kez geldik, dönüşte de kişi başı 500 liradan PCR testi yaptırarak çıktık. Ardından bir cenazemiz vardı, yine 9 kişi toplanıp geldik, çıkarken yine PCR için ücret ödedik…”

Bu arada kendisi de defalarca gelip gitmiş.

Hatta bir defasında İstanbul’daki vaka sayısının artışı nedeniyle PCR testi öngördükleri gibi 24 saat içinde çıkmamış; test sonucu olmadan almadıkları için 9’u da uçağa alınmamış.

Çünkü uygulama gereği testin son 48 saat içinde alınması gerekiyor.

Böyle olunca Anadolu’nun en ücra köşesinde test verecek hastane bulamadığından veya oradaki hastanelerin yoğunluğu nedeniyle bir gün önce İstanbul’a gelip otelde konaklamışlar.

Belirtilen özel bir hastanede gidip testlerini vermişler; sonuç ulaşmayınca biletleri yanmış.

Yeniden bilet alıp ertesi gün yola çıkmışlar.

ALMAN POLİSİ: ZORUNLU DEĞİL

Münih’e varınca Alman polisi Türkiye’den alınmış testinin olup olmadığını sormuş.

Sonucu negatif testi olduğu halde, “Yok yaptırmadım” karşılığını vermiş.

Alman gümrük polisi iki yol önermiş:

“Sizin 72 saat içinde belirtilen merkezlerden birinde PCR testi olmanız gerekir; en geç 48 saatte sonuç size ve polise bildirilir. Dilerseniz de hemen yan tarafta bir merkez var oradan da ücret ödemeden testinizi yaptırabilirsiniz. Veya evinize gidersiniz ve 14 gün süreyle karantinada kalırsınız.”

Bir üçüncü yolunun Türkiye’den alınan test olduğunu da bu aşamada kayda geçirmiş.

Türkiye’den gelenlerin hepsinin beraberinde test sonucu olduğu için kendisinde bulunmamasına şaştığını da kayda geçirmiş.

Arkadaşım ise kendisinde de negatif çıkan testin bulunduğunu, ancak süreci teyit etmek amacıyla olmadığını söylemiş.

ALMANYA BEDAVA YAPIYOR

Bütün bunları anlattıktan sonra şu sorunun yanıtını arıyordu:

“Almanya bana 3 yol sundu; Türkiye’de 48 saat içinde yaptırdığım test varsa onu istedi, yoksa havaalanında veya belirlenen merkezlerde 72 saat içinde PCR testi yaptırmam gerektiğini söyledi. Bu test sonucu 24-48 saat içinde bana bildiriliyor. Bunlar yoksa 14 gün evde karantinada kalmam isteniyor.”

BENDEN NİYE 500 LİRA ALIYOR?

Bundan sonra da yakınması geldi:

Geldiğim Almanya, test yaptırarak gitmemi zorunlu koşmadığı halde, niye bana Türkiye'de zorunlu test yaptırılıyor; Almanya’da bedava olan test için neden benden Türkiye’de 500 lira alınıyor? Burada bir terslik yok mu?”

Anlattığı gibi olup olmadığını kontrol için konunun ilgililerine sordum.

Anlattıklarını doğruladılar.

Aktardıklarına göre, Almanya Türkiye’nin de arasında bulunduğu bazı ülkeleri riskli ilan etmiş ve dönenler için “ücretsiz ve gönüllülük esasına dayanan” test uygulamasına geçmiş.

Dönüşten itibaren en geç 72 saat içinde ister havalimanında kurulu merkezde, isterse kendisine iletilen gar, belediye sağlık dairesi, bazı hekimlerin muayenehaneleri gibi yerlerde PCR testi yaptırmasını zorunlu kılmış.

Uçak bileti, Türkiye’deki otel faturası veya benzer bir belge sunması halinde bu kişilerden herhangi bir ücret alınmamasına da hükmetmiş.

PARADOKS DEĞİL Mİ?

Almanya Federal hükümetinin belirlediği bedel de laboratuvar hizmeti için 50, doktor için de 15 Euro; yani son döviz artışı ile Türkiye’den pahalı, 650 lira civarına geliyor…

Arkadaşım Almanya’da yaşamını sürdüren gurbetçi olduğu ve sigortasının da bu ülkede bulunduğu için PCR testinden herhangi bir bedel alınmadığını belirtti.

Türkiye’ye haftada bir veya iki kez, kendi deyimiyle “mal bağlamak” için gelip giden, Güney kentlerde büyük seraları olan iş adamı ve hükümetin sağlık politikalarını da en çok destekleyenlerden. Kendisini dinlediğimde ben de şaşırdım.

Gerçekten Almanya’nın zorunlu koşmadığı, hatta kendi ülkesinde bedava sunduğu hizmeti, gurbetçimize biz neden para ile satıyoruz?

MERKEZ Bankası Bakanı Murat Uysal dün gece ani bir şekilde görevinden alındı.

Tarihte en kısa süre Başkanlık yapanlar arasına katıldı.

Ankara’da neden alındığında ilişkin oldukça çok hikaye var.

Hepsinin ortaklaştığı ortak ise, 22 Ekim’de hemen herkesi ters köşe yapan ve politika faizini %10.25’te tutan kararı.

ABD seçim süreci varken ve piyasa 600 baz puan artış beklerken, en azından 400 baz puan artışın neden yapılmadığı sorgulanmış.

Bir anda dövizdeki yükselişin faturası Başkan Uysal’a kesilmiş.

Merkez Bankası’ndan, kabine ile yapılan müzakereler sonucu bu kararın alındığı söylenmiş olsa da bu yönde bir müzakerenin yapılmadığına ilişkin kimse sorumluluk üstlenmemiş.

Fatura Uysal’a kesilmiş.

AĞBAL’IN ATANMASINDAKİ MESAJ

Yerine de eski Maliye Bakanı, eski AK Parti milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal getirildi.

Merkez Bankası’na Ağbal’ın atamasına dikkat çekenler, “Aslında bu da o faiz kararı konusunda görüş veren ama sonradan olmadığını söyleyen öteki tarafa kesilmiş fatura” yaklaşımında bulundu.

Benzer aksaklıkların veya belgelenmesi olanaksız iletişim aksaklıklarının Ağbal’ın gelmesiyle yaşanmasının olanaksızlaşacağına da vurgu yapıldı…

Burada dikkat çekilen nokta, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile halef selef olan Ağbal’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da çok tutulan bir isim olması.

Devlet ciddiyetiyle tanınan, çalışkan ve dürüstlüğüyle bilinen Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı görevinde çok daha gerçekçi tutum alacağına vurgu yapılıyor.

FONKSİYONEL BAĞIMSIZLIK

Son iki Başkan’da yaşanan dış müdahalelerin ağırlığının ortadan kaldırılacağının da altı çiziliyor.

“Gerçekle erken yüzleşmemizi sağlar, kırıp dökmeden sessizce yönetir” saptaması da kayda geçiriliyor…

Şurası açık ki Merkez Bankası, giden Başkan’ın da kayda geçirdiği gibi “araç bağımsızlığı” içinde hareket eder.

“Fonksiyonel bağımsızlık” olarak da anılan bu özelliği ile Merkez Bankası, nihai hedefine ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını ve yöntemlerini, kabinenin veya bir başka otoritenin onayına gerek duymadan serbestçe seçer.

Son iki Başkan seçemedi mi; yoksa seçmeyi yeltendiği için veya bir başka otoriteye uyduğundan mı gitti tartışılır.

Ama tanıdığım Ağbal, hepsinin ötesinde bir davranış sergiler, doğru bildiğini söylemekten de kaçınmaz…

Ama bunu da arenada yapmaz, “kol kırılır yen içinde kalır” düsturu içinde hayata geçirir.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00