Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BİR süredir dikkatimi çekiyor...

Kısa süre önce bir grup genç ile sohbetimde bu kanı daha da güçlendi.

Mustafa Kemal Atatürk belirli bir yaş grubunun benliğinde, ruhunda, rol modelliğinde önemli bir yere sahip olduğu inkar edilemez.

Ancak şundan emin olun ki genç nüfusta bu oran çok daha yüksek...

Bunu anlamanın en iyi yolu Atatürk’ün imzası…

Trafikte dolaşırken dikkat ediyorum, son dönem otomobilinin arkasında Atatürk imzalı çıkarma yapıştırılmış otomobil sayısı daha da çoğaldı.

Buna paralel gençlerin kollarının iç kısmına veya boyunlarının altına dövme yaptırdıkları Atatürk imzalarına daha çok rastlar oldum…

Hepsi de gururla sergiliyor…

LENİN Mİ KALDI?

Haksız da değiller.

Çünkü bu toplum kurtarıcılarının hepsine sahip çıktı…

Çevremizdeki ülkelere dönüp bir bakalım; neredeyse hepsinin kurtarıcıları ya unutuldu veya meydanlardan heykelleri söküldü.

Rusya’dan başlayalım; söyler misiniz, kaç meydanında Lenin’in heykeli kaldı?

Ya da İran…

Hafızalarda ne Şah kaldı, ne de İmam…

Irak derseniz ha keza; Saddam heykeliyle devrildi ama ondan öncekileri de herkes unuttu.

KAÇ GENCİN KOLUNDA İMZALARI VARDIR?

Mısır’da Kral Faruk’u, Cemal Abdülnasır Hüseyin’i, Muhammed Necip’i; hatta Enver Sedat’ın imzasını koluna kazıtacak bir genç gösterin…

Yunanistan’da da ne Konstantin kaldı, ne de Karamanlis

Bulgaristan’da Georgi Kulişev veya Todor Jivkov’un durumu da ortada…

BİSMARK’I KİM ANAR?

Avrupa da farklı değil…

AB’nin en etkin üyesi Almanya’yı ele alalım; ayakları yere basan devlet haline gelmesinde katkısı bulunan Demir Şansölye Otto Von Bismark’ı kaç kişi anar?

Veya Fransa’da İkinci Dünya Savaşının sembolü olan Charles de Gaulle’ün adı verilen caddelerin ve meydanların dışında toplumda yaşayan anısı ne oranda vardır?

Mustafa Kemal Atatürk, aramızdan ayrılışının üzerinden tam 82 yıl geçti.

Bir insan için ömür demek…

Anısı, ilkeleri hafızalarımızda tazeliğini de diriliğini her geçen gün arttırarak sürdürüyor.

İSTİFA, Arapçadan dilimize giren çok sayıdaki kelimeden biridir...

Köken olarak “Af dileme…” sözcüğünden gelir…

Daha çok bir görevi yerine getirememe durumunda kullanılır…

Dolayısıyla üslubu, yöntemi ve yolu vardır.

Ankaralı gazeteci olarak bugüne kadar çok sayıda bakan istifası metniyle karşılaştım.

Kimi sert içerikliydi, kimi sitem dolu…

Kimi de “Gördüğüm lüzum üzerine görevimden istifa ediyorum…” diye biten 6 kelimelik cümleyi kapsıyordu…

Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın dün sosyal medyadan paylaştığı gibi bir metinle ve yöntemle karşılaşmadım.

‘INSTAGRAM’DAN BİR İLK

Hoş, o dönemde bu denli yaygın sosyal medya araçları da yoktu.

Ancak asıl işlevi fotoğraf paylaşımı olan sosyal medya platformu instagram ilk kez bir istifa olayına da ev sahipliği yaptı.

Oysa bugüne kadar siyasetin mesaj işlevinin de adresi haline gelen twitter uygulamasının da böylece pabucu dama atılmış oldu.

İstifanın yapılışı kadar, sonrasındaki süreç de dikkat çekici.

Daha önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun gerçekleştirdiği “onur istifası”na atıf yapanlar oldu.

Ancak onun da benzeyen yönü yok; çünkü Soylu’nun istifası görevini yerine getirmekte başarılı olamadığı, Cumhurbaşkanı’nı sıkıntıya soktuğu içindi; tepki göstermek için değil…

İçinde de “at izi, it izine karıştı” yönünde suçlayıcı tek kelime de yoktu.

Ayrıca istifasını sadece twitter üzerinden yapmadı, devlet umuru içinde Bakanlık’tan da açıklattı.

KABİNE VE MYK SESSİZ

Albayrak’ın dünkü istifasına ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan düne kadar bir açıklama gelmedi. 

Dostane sohbetler içinde sadece olayın doğruluğuna yönelik bireysel bilgilendirmenin ötesine geçilemedi...

İstifanın içeriğine girmeyeceğim, çünkü çok sayıda spekülasyon dolaşıyor, hangisinin gerçek olduğuna ilişkin kesin bir veri de sunulamıyor.

Ancak nedeni konusunda bir gerçek var ki o da eski Bakan Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilmesi.

ERDOĞAN BİLİYOR MUYDU?

Peki, “Cumhurbaşkanı’nın istifadan önceden bilgisi var mıydı?” sorusuna gelen yanıt da kısaca “Olduğunu sanmıyoruz…” yönünde oldu.

Dikkat çeken de Soylu’nun istifası sonrası partinin neredeyse tamamı geri alması için mesaj yayınlarken, bu kez kabine ve partinin MYK’sından tek bir mesaj gelmedi. 

Cumhurbaşkanı da dün 26 saat kadar sonra istifayı kabul ettiğini İletişim Başkanlığı aracılığıyla duyurdu.

Buradaki en önemli nokta ise "görevine devam etmeme" kararı ile "görevden affını isteyen talebin kabul edildiğini" bildiren metinlerindeki üslup...

Şurası açık ki Albayrak, görevden affını istemedi, görevine devam etmeme kararı aldığını açıkladı, oldukça da sitem dolu mesajlara yer verdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan gelen açıklama çok daha yapıcıydı...

Albayrak'ı geçmiş ve istifa edene kadar sürdürdüğü görevler nedeniyle övüldükten sonra, "Sağlık nedenleriyle görevden affını isteyen bir açıklama yayınlamıştır" denirken, iki satırla geçiştirme yoluna da gidilmedi. 

GENİŞ KAPSAMLI OLMAZ

Ardından de gece yarısı geçe ikinci aşama gerçekleşti, yerine eski bakanlardan, TBMM Plan Bütçe Komisyonu Başkanı Mersin Milletvekili Lütfi Elvan atandı.

Elvan ile çok daha farklı ve yapıcı bir Hazine Maliye Bakanlığı sürecinin yaşanacağını belirteyim, çünkü üslubu, tavrı öteleyici, üstten bakışçı, dışlayıcı hiç olmadı.

Hemen belirteyim bu atama geniş kapsamlı kabine değişikliğine gidileceğine dönük iddiaların hepsini tüketti. 

Zaten böyle bir olasılık da yoktu.

Çünkü geniş kapsamlı bir değişiklik muhalefetin erken genel seçim çağrısını dillendirdiği dönemde, geniş kapsamlı bir kabine değişikliği seçime gidiliyor algısı üretirdi.

Hele ki Türkiye'nin desteği ve arabuluculuğu ile Azerbaycan'ın Ermenistan karşısında kazandığı zaferin sevincini gölgeleyen  Albayrak'ın istifası ortada dururken.

Özetle kriz içinde krize yol açılması beklenemezdi...

SAADET Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun dünkü ziyaretiyle halka tamamlandı.

Sırada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SP’yi yeni binası nedeniyle ziyareti var.

Bu da olunca çifte dikiş süreçleri tamamlanmış olacak…

Sözünü ettiğim, Millet İttifakı bileşenlerinin son dönemde ilke, söylem ve görüntüde sağladıkları ittifakı topluma sergilemek…

Nitekim önce iyileştirilmiş parlamenter sistem ilkesinde uzlaştılar.

Ardından aynı söylemde buluştular.

Sonrasında görüntüde bir araya gelme sürecini işlettiler.

Önce İYİ Parti lideri Meral Akşener yeni kurulan Gelecek ve Deva partilerini ziyaret etti.

CHP liderliğine yeniden seçilen Kılıçdaroğlu ile ekranların karşısında buluştu.

Hemen ardından aynı turu CHP lideri Kılıçdaroğlu yaptı.

“ÖNCE BEN GELEYİM…”

Aslında Kılıçdaroğlu, SP’yi yeni Genel Merkez binası dolayısıyla ziyaret edecekti; ancak Karamollaoğlu tekrar seçilmesini gerekçe gösterip, “Önce ben geleyim” demiş.

CHP Genel Merkezi’ndeki görüşmenin ağırlıklı bölümü baş başa geçmiş.

Çıkışta da aynı söylemde buluştular…

“Gelecek sandık için ittifak görüntüsü” demek için erken; ancak bir gerçek var ki toplum hafızasında gördüğünü tutar…

CHP’NİN RONTGENİ

Aslında Kılıçdaroğlu partisinde iki gündür devam eden Merkez Yönetim Kurulu toplantısına ara verip Karamollaoğlu’nun ziyareti etti, sonrasında ise devamını getirdi.

Toplantıda görüşüler ise “Swot Analizi…(GZFT)” diye isimlendirilen, sürecin veya durumun, güçlü (G) ve zayıf (Z) yönleri ile dış çevreden kaynaklanan fırsat (F) ve tehdidi (T) belirlemekte kullanılan teknikle partinin röntgenini çekmek.

Seçmen davranışı, CHP’ye bakışı, nerelerde eksik bulduğu veya güvenmekte neden zorlandığına ilişkin yapılan yoklamalarından çıkan sonuçları analiz etmişler.

TOPLUM GÜVENMEKTE ZORLANIYOR

Nasıl bir tablonun karşılarında olduğunu sordum…

“Aslında bilinmedik bir durum yok” diye söze girip eklediler:

“Toplumda güven oluşturmakta sorun var…”

CHP bazı şeyleri doğru olarak dile getiriyor olsa da toplumun önemli bir kesiminde “yapabilirliğine” ilişkin güven oluşmuyor.

İkinci önemli veri, “Topluma çok fazla dokunamaması” olarak aktarıldı.

Bir de Türkiye Cumhuriyeti’nin en eski partisi olmasının avantajlı ve dezavantajlı yönleri…

İki gündür güven sorununun aşılması, topluma daha fazla dokunmanın hangi yöntemle yapılacağına ilişkin yöntemlerin belirlenmesi ve köklü parti olmanın getirdiği ağırlığın toplum kesimlerine hissedilmesinin sağlanması üzerinde durulmuş.

Yeni bir şey var mı?” diye sordum…

“Yok…” yanıtını aldım…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00