Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BİR hafta kadar önce Cumhurbaşkanı’na yakın bir isimle sohbet ederken, hazırlığı devam eden reform paketine değinmiş ve aynen şöyle demişti:

“Ekonomik ve yargısal reform, yeni bir Anayasa hazırlığının da zeminini oluşturacak…”

Anayasa değişikliğinin nasıl olabileceği konusunda epey uzun süren sohbette bulunmuştuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün açıklayınca hafızam beni o günkü sohbete götürdü.

Öncelikle Anayasa tartışmasının reform paketi zemininde gerçekleşmesi hedefleniyor.

Bu kapsamda bazı kurumların hak ve özgürlükler kapsamında Anayasa’dan çıkarılması öncelikli hedef; YÖK ve RTÜK bunun başında geliyor…

Bir diğeri ise kurulduğu günden sonra birkaç toplantı yapıp, yıllardır bir araya gelmeyen Ekonomik ve Sosyal Konsey…

Bu kurumların Anayasa metni dışına çıkarılması amaçlanıyor.

Yeni yüzyılın hak ve özgürlükler kavramına uygun bir Anayasa’ya ihtiyaç duyulduğunun da altı çiziliyor.

“Neden bir önceki değişiklikte bunlar gerçekleşmedi de bugüne bırakıldı?”

Verilen yanıt, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öncelikli olduğu dolayısıyla, başka tartışmalara konuyu çekmemek için sürecin bugüne bırakıldığı yönünde.

Cumhurbaşkanı’nın da dünkü konuşmasında vurguladığı gibi, askeri rejimler döneminde yapılan iskeletini koruyan Anayasa’yı daha sivil bir iskelete kavuşturma amaçlanmış.

YENİ ANAYASA'NIN KIRMIZI ÇİZGİSİ

Hatta çok daha cesur bir çıkışla bu paketin getirilmesinin hedeflendiğine de dikkat çekiliyor.

Anladığım kadarıyla iki başlık hariç, Anayasa’nın bütün maddeleri masada olacak.

Baştan sona birçok metinde görülen Türkçe bozukluklarının giderilmesi için de bazı maddelerinin elden geçirilmesi de hedefler arasında.

Olmazsa olmaz, kırmızıçizgi olarak gösterilen iki şart var:

1- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devamı,

2- Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısı ve bölünmez bütünlüğü…

DAHA ÇOK HAK VE ÖZGÜRLÜK

Yanlış algıya neden olmamak için dönüp bir daha sordum, Anayasa’nın var olan Cumhuriyetin temel ilkelerinde kökten değişiklik yapılacağını kast etmediklerini belirttiler.

Bunların Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri, bayrağı, milli marşının korunmasının yeni Anayasa için de geçerli olduğunun altını çizdiler.

Ancak yarım asır öncesinin darbe dönemi şartları ile bugünün hak ve özgürlüklerinin tarif edilemeyeceğine de işaret edip, bunları daha ileri taşıyacak unsurların eklenmesiyle güçlü bir Anayasa hedeflediklerini söylediler.

Cumhuriyet, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkelerinden kopmanın söz konusu olmayacağını belirtiler…

“Ancak, bozuk Türkçe ile kaleme alınmış maddeleri de elden geçmesi gerekir...” görüşünü de birkaç kez dile getirdiler.

Gördüğüm kadarıyla, hiçbir partinin başaramadığı 19 yıldır iktidarda kalma becerisini gösteren, köprü, tünel, baraj yapan iktidarın Anayasa yapma becerisini de göstermesi gerektiği görüşü öne çıkmış.

REFORM YOLUYLA

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da altını çizdiği gibi yakında açıklanması planlanan “reform paketlerinin felsefesi” de bu değişime dayandırılmasına karar verilmiş.

Öncelikle Erdoğan’ın da belirttiği gibi, seçimde yeteri sayısal çoğunluk elde edilmiş dahi olsa, Anayasa’nın halk oylamasına sunulması konusunda kararlılar.

Bunun için önlerinde iki yol bulunuyor...

Eğer CHP katılırsa hemen, olmazsa zihni hazırlığını bugünden yapmak ve tartışmaya açmak...

Çünkü bugünkü parlamento çoğunluğu, MHP ile birlikte de olsa AK Parti’ye Anayasa değişikliğini halka sunmak için gereken 360 çoğunluğunu vermiyor...

HEDEF 2023 SEÇİMİ

Dolayısıyla 2023 seçimi öncesi bir paket çıkarıp, seçimi Anayasa değişikliği, hak ve özgürlükler zeminine oturtmakta kararlılar.

Anlaşılan o ki, AK Parti, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın karşısına sistemi koyup, Anayasa değişikliği ile çıkma gayretine kendi değişikliği ile kontur çekiyor…

Eğer bu şekliyle devam ederse, seçimin zemini tamamen Anayasa değişikliği üzerine oturacak gibi görünüyor…

Ancak AK Parti kesiminin bu kez önündeki en büyük sorun önceki Anayasa değişikliğinde vaat ettikleri üzerinden yenisinin değerlendirilecek olması…

Burada da unutulmaması gereken bir gerçek var ki Erdoğan, kendi yarattığı kitlesini dönüştürme başarısına eriştiren lider.

Unutmayın ki AK Parti kurulduğunda AB yoluna koyulmuş, liberal, demokrat, çoğunlukçu, özgürlükçü hedeften, 2016 sonrası güvenlikçi milliyetçi muhafazakar yapıya dönüşen de aynı sosyolojik taban...

“DÜNÜN güneşi ile bugünün çamaşırını kurutamazsın…”

TBMM Araştırma Komisyonu üyeleri 1980 darbesi konusunda kendisini dinlemeye geldiğinde merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, onlara bu cümleyle karşılık vermişti.

Diyalektiği bu denli iyi anlatan cümle o günden sonra da siyasetin kurum cümlesi haline geldi.

Bunu yazmamın nedeni son günlerde ardı sıra gelen ve daha da gelecek olan yeni kurulan partiler.

Birçok kişi iki yapılı ittifak düzeninin bu küçük partilere olanak tanımayacağı noktasında.

Yani, ayrılmasının gerekçesi yaptığı AK Parti hükümetine karşı sağlam muhalefet yapılmadığını savunup, seçimde gidip Cumhur İttifakının içinde yer alamayacağına göre; "Millet İttifakı haricinde ne yapabilir?" bakışı…

Veya tersi…

Yani AK Parti’den ayrılıp, yeniden gidip onun içinde yer alamayacağına göre, ötekine mahkum olacağına yönelik beklenti.

SHP’NİN DURUMU

Demirel’in o meşhur sözü de tam bu noktada devreye giriyor.

Siz bugünün güneşine bakıp, yarının çamaşırının nasıl kurutulacağını tayin edemezsiniz.

Belki yeni kurulan partiler %2-3 oy oranları ile bir şey ifade etmeyebilirler, ama bir araya gelip yeni bir ittifak yapılanması oluşturmaları halinde öteki açısından seçtirmeme üzerine kurulu güçlü bir yapı oluşturma yetisine sahiptir.

Bunun örneklerini 1990 ortalarında net gördük; 1989’da yerel seçim başarısına imza koymuş, 1991’de iktidar ortaklığını uzun yıllar sonra yakalamış SHP, yeni kurulan partiler karşısında ciddi sıkıntı yaşadı.

Sonunda, yeniden kurulan CHP ile bütünleşmek zorunda kaldı…

Benzer durum AK Parti ve DYP için de geçerliydi.

AZ OY BİRLİKTELİĞİ

Dolayısıyla gelecek seçim sahaya yeni aktörlerle çıkılmasını da beraberinde getirecek.

Yeniden Refah Partisi lideri Erbakan’ın da son dönem dile getirdiği gibi az oy almışların birlikteliği öteki partiler için bir sonuç doğurabilir.

Ayrıca her yeni aktör de mevcut büyük partilerin söylemlerini değiştirmelerini de zorunlu kılacak.

Şurası açık ki retorik konusunda iyi olan Muharrem İnce’nin söylemi şöyle veya böyle CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun da yeni bir söylem geliştirmesine neden olacak.

Benzer durum, partileri büyük kongrelerini tamamlayan Davutoğlu ve Babacan’ın söyleminin Erdoğan’ın söylemine etkisini de beraberinde getirecek.

Seçim bu açıdan ilginç bir süreci de beraberinde taşıyacak.

Bakalım yarının güneşi nasıl doğacak…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • meralper@hotmail.com 4 ay önce Türkiye Cumhuriyetini kuruluş değerlerinde olan laik ten ödün mü verilecek...
    CEVAPLA
0:00 / 0:00