Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

YEREL seçimin üzerinden iki yıl geçti.

Siyaset bu kadar kısa sürede hızlı bir şekilde kapattı.

Bugün Ankara’da siyasi partilerin istisnasız hepsi kendi çekirdek seçmenine oynuyor.

Oysa iki yıl önce çok daha geniş bir yelpazeye yayılmayı hedefleyen, öteki seçmeni de yelpazesinin içine çekmek için bazen kendi seçmenini üzen bir siyaset hakimdi.

Bu konuda da ciddi bir yarış söz konusuydu.

Bugün ise partiler ağırlıklı olarak kendi sosyolojik tabanına yönelik siyaset gerçekleştiriyor.

Bunu ister herkesi evine kapatıp bireyselliğe iten koronavirüse bağlayın, dilerseniz de dünyada yaşanmakta olan hem siyasal hem de ekonomik krize dayandırın.

Çünkü Prof. Dr. Hilmi Demir’in de tespitinde olduğu gibi böyle dönemlerde siyaset içe kapanır.

Aksini yapıp, çok daha kuşatıcı ve çoğulcu siyaset yerine kendi klasik tabanına sığınır.

Dayandığı sağlam tabanı kaybetme tereddüdü yükselir.

Bugün bu durumu tüm partilerde en açık şekliyle yaşıyoruz.

İktidardan; AK Parti’den başlarsam…

İstanbul Sözleşmesi tam anlamıyla çekirdek seçmenine yönelik bir politikaydı.

Liberal muhafazakar kesimin ciddi oranda sahiplendiği İstanbul Sözleşmesi’nin geniş savunucularına karşı, muhafazakar çekirdek taban öncelikli kılındı.

Benzer adım Andımız konusunda da sergilendi.

Montrö Bildirisi’nde emekli amirallere yönelik sert tutum ve her meselenin çözümünün Türk Ceza Kanunu'na bağlanmasına dönük son dönemde sık görülen tutum da klasik çekirdek tabana verilen mesajdı.

Çekirdek tabana, “amiralleri alır içeri atarız, artık gücümüz var” mesajı verilirken, bu sosyolojik tabanın darbeye karşı geçmişten gelen tepkisi öncelendi.

Oysa Türkiye’de birilerinin darbe yapacak kabiliyette olduğu algısı iktidarlar açısından faydalı bir durum değil.

Darbe yapma kabiliyeti bulunanların olduğu ülkeye, yatırım da sermaye de nazlı gelir.

ATATÜRKÇÜ TABAN ÇEKİNCESİ

Benzer durum muhalefet için de geçerli.

O da bu konuda tutum belirlemek yerine klasik çekirdek taban çekincesiyle hareket etti.

Nitekim CHP’nin Merkez Yürütme Kurulu’nda da Montrö Bildirisi ele alınırken bu durum daha net görülmüş.

“Beyler bir dakika rica ederiz, benim yapacağım siyasete karışmayın, gölge etmeyin” tepkisini gösterelim diyenler olmuş.

Ancak sol, daha çok da Atatürkçü seçmen tabanından çekinilmiş, “Onlar tepki gösterir” diyerek daha ılıman orta yoldan bir açıklamayla yetinilmiş.

Yani CHP de çekirdek tabanını kırmaktan kaçınmış…

BİLİM KURULU'NA SÖZ NİYE?

Bununla kalmayıp Bilim Kurulu’na neden yüklendiği sorusu dün CHP milletvekillerinin de gündemindeydi.

Özellikle de Bilim Kurulu’nda görev alan çoğunluğu alanlarında önemli isim olanlar için, “Bilim Kurulu var; hikaye tamamı… Orada oturanların hiçbirisinin bilimle ilgisi yoktur…” cümlesi.

Bir tabanı memnun ederken, orta üst liberal tabanda kırgınlık yaratmanın ötesine geçmemiş.

Yıllardır CHP’ye oy verdiğini söyleyen Bilim Kurulu üyelerinden biri dün oldukça kırgındı.

Dikkat çeken de bu kesimin Montrö Bildirisi’ni doğru bulmayıp, muhalefetten rol çaldığını düşünen kesim olması.

KIRMIZI ÇİZGİ...

MHP açısından durum daha farklı…

Uzun süredir çekirdek milliyetçi seçmene yönelik politika yapıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması çağrısından, HDP’nin kapatılmasına, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin doğru olduğuna kadar sergilediği tutum çekirdek tabanına yönelik siyasetin yansıması.

Ancak bunu yaparken, yine çekirdek seçmene uygun olarak “Montrö kırmızı çizgimizdir” tutumunu da açıkça sergiledi.

ÇEKİRDEK TABAN OLUŞUYOR

İYİ Parti ise uzun yılları alan bir siyasi süreci olmamasından dolayı kemikleşmiş çekirdek kadroyu henüz oluşturmadı.

Ancak son dönem İYİ Parti lideri Meral Akşener’in ortaya koyduğu duruş, sadece liberal sol kesimde değil, kentli muhafazakar ile liberal taşralı seçmende de yankı buluyor.

Orada yeni bir taban oluşuyor.

Akşener’in dünkü grup konuşması da bunun bir yansıması; özetle oluşturmak istediği çekirdek kadroya yönelik siyaset yapıyor.

HDP açısından durum zaten uzun süredir kesintisiz çekirdek tabana yönelik siyasetle devam ediyor.

Bu noktaya gelinmesinin nedeni pandemi, siyasi krizler veya ekonomik krize bağlanabilir.

Ancak ittifakların da buna katkısı büyük oldu.

Nasıl olsa üst çatı aynı, ötekinin tabanına oynayıp ortağı rahatsız etmek yerine kendi tabanımı konsolide edeyim çabasının bir yansımasıyla da karşı karşıyayız.

Türkiye zaman zaman bu dönemleri yaşadı.

Çıkışı da daha hızlı oldu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00