Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

MARMARA Denizi'nde ortaya çıkan deniz salyası (aslı deniz sümüğüdür) sorununa çöp meselesi gibi yaklaşıyoruz.

Sanki bir yere çöp dökülmüş ve onu oradan kaldırıp yok edince sorun çözülecek yaklaşımı gösteriyoruz.

Birçok sorunun kamusal çözüm yöntemi gibi bunu da gelir geçer mesele gibi görüyoruz.

Günlerdir okuduğum ve dinlediklerimden yola çıkarak yazıyorum ki, koronavirüsten çok daha ağır ve çok daha tehlikeli bir salgın ile yüz yüzeyiz.

Koronavirüsün iyi tarafı doğada kalıcılığı yoktu; toprağa, denize, ağaca zarar vermiyor; insanda da aşı olunduğunda etkisini göstermesi azalıyordu.

KOLERA PATLAR

Deniz salyasının durumu ise bunun çok ötesinde…

Hele ki Marmara’da ortaya çıkan ve üzerine basılacak seviyeye gelmiş halinin durumunun şaka götürür yanı yok…

Nasıl ki koronavirüs döneminde sokağa çıkma yasağı ile salgının insan sağlığı üzerindeki etkisinin azaltılması yoluna gidildiyse Marmara Denizi için de bugünden, hem de vakit geçirmeden “denize girme yasağı” uygulanmalı…

Başlıkta bilinçli olarak “denize çıkma yasağı” cümlesini kurdum, çünkü balık da avlanmamalı…

Marmara’ya girip çıkan tüm deniz araçları eğer müsilaj yığını ile karşılaştı veya içinden geçtiyse sağlam bir şekilde faj diye bilinen müsilajı yiyen virüs ile yıkanmalı.

İlk kez 1729’da Adriyatik Denizi’nde rastlanılan ve 1987’den bu yana da Doğu Akdeniz’i etkisi altına alan deniz salyası aslında kirliliğin nasıl yayıldığını göstermeye yeter…

KOLERA YAPIYOR

Hacettepe Üniversitesi’nde Çevre Sağlığı Bilim Dalı uzmanlarından Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz ile dün sohbet ederken önemli bir noktaya dikkat çekti.

“İklim değişikliği ciddi oranda artmasına neden oldu” dedi.

Son 30 yılda deniz salyasının artışının çarpan şeklinde yükseldiğini belirten Doç. Dr. Yavuz, Bengaldeş’te, Bengal Körfezi’nde son dönem yaşanan gelişmeye dikkat çekti.

Bu bölgede müsilaj ile birlikte kolera vakasının patladığını belirtti ve Marmara için yapılan araştırmada da koleraya yol açan bakteri miktarının oldukça yüksek bir rakama ulaştığına vurgu yaptı.

Dolayısıyla daha biri bitmeyen salgına bir de kolera eklenirse varın durumu siz anlayın.

O nedenle Marmara’da denize girmenin bir an önce yasaklanması taraftarı.

GEMİLER TAŞIYOR SAFRA SUYU İLE TAŞINIR

Sorunun Marmara ile sınırlı kalacağını sananlar yanılır.

Eğer bir süre daha devam ederse büyük bir çevre felaketine Türkiye’nin sınırlarında tanıklık edeceğimizden kimse şüphe etmesin.

Neden de Çanakkale Boğazı’ndan girip, İstanbul Boğazı’ndan geçişi sırasında büyük boy tanker ve gemilerin yük dengesi için denizden alıp boşalttıkları safra suyu…

Marmara’da müsilajın bulunduğu sahada safra suyu çeken gemi, Karadeniz veya Ege açıklarına gelip yük aldığı veya boşalttığında bu su bulunduğu alana yayılıyor.

Bu da bakterinin Marmara dışına taşınmasına ve gittiği bölgelerde de ciddi sorun üretmesine yol açıyor.

Nitekim 2002 yılından bu yana konu ile ilgilenen ve Avustralya’da 2013 yılında trafik lambası boyutuna çıkan deniz salyaları ile mücadele ekibi içinde yer alan Dr. İpek Kurtböke, limanlarda müsilaja daha fazla yayılmasının iki nedeni olduğunu belirtti.

Bunlardan ilk teknenin çevresine yapışıp gelen deniz salyalarının bir bölgeden diğerine taşınması ikincisi de altlarındaki yosunlaşmayı engellemek için sürülen ilaç.

Madem bir bakteri olan müsilaj bu ilacı besin olarak kullanıyormuş ve gidip yapışıyormuş.

HİSARÖNÜ, GÖCEK, FETHİYE, GÖKOVA..

İç deniz durumunda olan Gökova, Göcek, Hisarönü ve Fethiye bu açıdan tehlike çanlarının çaldığı bölgeler olarak kabul edilmeli.

Buraya bir bulaştığında durumun ne hale geleceğini varın siz düşünün.

Bunun etkisi koronavirüse de benzemez, turizmi uzun yıllar yok eder.

Umarım herkes tehlikenin farkındadır…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00