Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        EN son Almanya Başbakanlık Dairesi Başkanı Braun'un açıklaması geldi, “Aşı olana yaptırım uygulanmayacak” dedi.

        Sözü tersten okursanız, aşı olmayanlar kısıtlamalardan kurtulamayacak.

        Yani sinema, tiyatroya gidemeyecek veya sokağa çıkma kısıtlaması onlar için geçerliliğini sürdürecek.

        AŞI OLMAYANIN CEP TELEFONUNA İPTAL

        Benzer bir açıklama Pakistan Pencap Sağlık Departmanı Sözcüsü Hammad Reza’dan geldi, “aşı yaptırmayanların cep telefonu iletişime kapatılacağını” duyurdu.

        İngiltere, Yunanistan, Hollanda, Belçika da benzer şekilde toplumu aşı olmaya zorlayan kararların altına imza koydu.

        Her şeyin ötesinde AB Aşı Sertifikası uygulamasını 1 Temmuz itibarıyla başlattı...

        Ayrımcılığın da kapısını sonuna kadar açıp, belirlediği aşıların dışında aşı yaptırmayanların AB ülkelerine girişinin yasak olduğunu söyledi.

        Buna karşın bir AB üyesi olan İspanya, AB listesinde olmayan Sinovac aşısını yaptıranların da ülkesine girebileceğini belirtiyor...

        Bazı ülkeler ise daha katı davranıp, aşı olmayanların geri hizmette çalıştırılacağını bildiriyor.

        AŞI TEREDDÜTÜ 30 YAŞ ALTINDA YÜKSEK

        Türkiye açısından ise durum biraz farklı.

        Tek doz aşı yaptıranların sayısı 50 milyonu aşan Türkiye’de aşı tereddüdünün 30 yaş altında devam ettiğini dün konunun uzmanları bir daha dile getirdi.

        REKLAM

        Nedenlerine de bakmışlar, birinci etken olarak gençlerin, “Nasıl olsa koronavirüs benim yaşımdakiler üzerinde etki yaratmıyor” yaklaşımını görmüşler.

        İkinci etken olarak da bu yaş grubu altında olanların sosyal medya kullanımlarının çok yüksek olması nedeniyle, ortaya atılan asılsız iddialara çabuk kandıkları sonucuna varmışlar.

        Peki 30 yaş altında %50’ye yaklaşan aşı karşıtlığının giderilmesi için AB ülkelerinde olduğu gibi katı yaptırımlar getirilebilir mi?

        Daha doğrusu buna yasalar izin veriyor mu?

        Görünen o ki Anayasa başta olmak üzere yasaların hemen hepsi, temel hak ve özgürlükler ile kamu yararı arasındaki dengenin kurulması konusunda ne denli zorluk yaşadıklarını madde metinlerinde de sergiliyor.

        Anayasa’nın 17. maddesi, “tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmünü taşıyor.

        ÇİÇEK AŞISI ZORUNLU

        Tıbbı zorlukların neler olduğu konusunda da temel veri ise Hıfzıssıhha Kanunu...

        Kanun’un 57. Maddesi, başta Çiçek Aşışı olmak üzere hangi aşıların zorunlu yapılması gerektiğini sıralamış.

        Koronavirüs çok yeni bir salgın olduğu için de dolayısıyla 1930 tarihli yasada yer bulmamış.

        Ancak o tarihte Kanun’u kaleme alanlar gelecekte olacakları da düşündüğü için 64. maddesinde sayılan salgınların dışında ortaya çıkabilecek bir virüsün önüne geçilebilmesi için Sağlık Bakanlığı’na yetki vermiş.

        Burada da kalmamış, yeni sisteme geçilmesiyle birlikte yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkındaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ise salgın hastalıkların önlenmesi konusunda halk sağlığının korunması ve önlenmesi için Bakanlık tam yetkili kılınmış.

        ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

        REKLAM

        Buna karşın aralarında Prof. Dr. Süheyl Batum’un da bulunduğu bazı Anayasa hukukçuları aşı zorunluluğunun getirilmesinin mümkün olmadığı görüşünü savunuyor.

        Anayasa Mahkemesi’nin geçmişte aldığı ve etkisini de bugün de devam ettiren, bu satırların yazarına göre o günün ikliminde alınmış yanlış bir kararın yükü bugüne de yansımış durumda.

        O gün aşı karşıtı bir kamu görevlisinin, çocuğuna aşı yaptırmamasının hukuki dayanağını yaratmak amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı davası, bugünkü sonucu doğurdu.

        Çelişki ise Yargıtay’ın tam tersi kararına yönelik de herhangi bir itirazın olmamasında...

        Bu durumda ne olacak?

        Sonradan Yargıtay’ın aldığı karar mı geçerli sayılacak, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin Bireysel kararı mı?

        Sağlık Hukuku alanında çalışan Avukat Çağrı Şükrü Uluslu’ya aşı olmayana yaptırım uygulanıp uygulanamayacağını sordum.

        “Yine de yasal değişikliğe ihtiyaç var” diye söze girdi...

        Buna rağmen Hıfzıssıhha Kanunu’nun 64. maddesinden hareketle yapılabileceğini söyledi.

        Ortada olan çelişkinin ancak bu yolla kaldırılmasının doğru olacağına vurgu yaptı.

        AŞI OLMAYANIN İŞİNE SON VERİYOR

        Halk Sağlığı Uzmanı Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Levent Akın ise bir başka noktadan konuya yaklaştı.

        AB’nin Aşı Sertifikası çıkarmasının ötesinde ABD’de bazı eyaletlerde yıllardır grip aşısı olmayan sağlık çalışanlarının işten atma serbestisinin olduğunu anımsattı.

        Buna rağmen, kişinin vücut bütünlüğünü koruma hakkı, dini inancı, korkularını da bir kenara bırakamayacaklarını belirtti.

        Ancak burada önemli bir durum var.

        Kişi, vücut bütünlüğünü koruma hakkına sahip olabilir, ama ondan çok daha fazla kişilerin hakkının başladığı yerde bu hakkı tükenir.

        REKLAM

        Son varyantlarda bir kişinin 7 kişiye virüs bulaştırabildiği, virüse yakalananların aşılı olması halinde hastalığı daha hafif geçirdikleri ve çevrelerine virüs yaymalarının daha az olduğu bilimsel bir gerçek olarak duruyorsa o zaman herkesin de buna uyması gerekir.

        Aşı olmak istemiyorsa Almanya’nın aldığı kararda duyurduğu gibi evinde oturabilir.

        Böylece hem sağlık sistemine yeni yük getirmez, hem de mevcut virüsü kapması halinde çok sayıda insana yayamaz...

        Unutulmasın ki bu ülkede günde 50 kişi hayatını virüs nedeniyle kaybediyor.

        HİÇBİR HASTALIK BU KADAR ÖLDÜRMEDİ...

        Prof. Dr. Akın’a sordum, kanser, kalp krizi veya diğer rahatsızlıklar nedeniyle günde bu kadar kişinin ölümüne yol açan başka bir hastalık yok...

        Son dönem Delta, Alfa veya Gama, Beta veya Latin Amerika’yı kavuran Lambda mutantlarının daha büyük etkisinden söz edilebilir.

        Bazı aşı üreticisi ülkelerin bu varyantlara yönelik abartılı yaklaşımları ekonomik kazançlarını coşturmak amacıyla yaptıkları da söylenebilir.

        Ancak unutulmaması gereken bir durum var ki aşı olunduğunda bu varyantlara karşı da ağır hasta olmadan sağlıklı yaşamaya devam edildiği gerçeği de reddedilemez...

        İNGİLTERE ÖRNEĞİ

        En iyi örneği de İngiltere...

        Vaka sayısı 25 bin civarında, ancak aşı öncesi, bugünkü varyantlardan çok daha az etkili olan Vuhan varyantından ölen sayısı 300 civarındaydı.

        Toplumun büyük bölümünün aşılanması sonrası ise 25 bin vaka karşısında ölen kişi sayısı 11 ile 14 arasında; ki bunların ağırlıklı bölümü de aşısını yaptırmamış olanlar...

        Aşı yapılıp yapılmamaları kendi kararları, ama başkasına yük olmadan...

        Evlerine kapanabilirler, toplumdan izole olabilirler, kimsenin de onlara karışma hakkı yok.

        Ama hastalık kaptıklarında onun bedelini toplum olarak hepimiz ödediğini de unutmayalım...

        Diğer Yazılar