Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

SİYASATTE yakın zamana kadar var olan söylem ittifakı, seçim yaklaştıkça yatak bozmaya yüz tutmuş rulmana döndü.

Hem çok ses çıkarıyor, hem de titreme yapıyor.

Bu da ister istemez partilerin sosyolojik tabanlarında sürekli bir zıplama hali yaratıyor.

Bunu ister acaba kaygısı ile seçmen tabanının endişesine bağlayın, isterseniz “ne oluyor” diye sürekli sağa sola bakmaktan bitap düşmesine...

Bu tek başına muhalefette de yok; Cumhur İttifakı açısından da benzer süreç yaşanıyor.

Her iki tarafta da hem iç çelişkileri belirginleştiriyor; hem de müstakbel rakip adaylar açısından tepkimeyi yükseltiyor…

Oysa yakın geçmişe kadar sağlam bir söylem ittifakı söz konusuydu.

Aynı noktaya yüklendikleri için de etkileri ciddi oranda hissediliyordu.

Seçimin yaklaşması, partilerin ötekinin tabanına da ihtiyaç duyar hale gelmesi nedeniyle yeni söylemlere yönelmesi ister istemez ittifak yapılarındaki söylem ahengini de dağıttı.

FREKANSI KAYDI

Bunun en belirgin göstergesine Millet İttifakı’nda rastlanıyor…

Yakın geçmişte, “Merkez Bankası’nın 128 milyarı…” veya “kamudan çok maaş alan bürokratlar” gibi birçok konuda dinamik siyaset yürüten Millet İttifakı bileşenleri, konu liderlerinin Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu gündeme getirdiğinde farklılaştı.

Ahenkli ses yerini, karmaşık, hatta çoğu zaman frekansı kaymış küçük hoparlörlü radyonun çıkardığı gürültülü sese bıraktı.

Liderler çelişkiyi toparlamaya, kayan frekansı yerine getirmeye çabalasa da kahvedeki vatandaşın okey masasına bir kere düştü.

SİYASİ PARATONER OLACAKTI

Oysa Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu bütün bunların ötesinde, “belediye başkanları üzerinden yürütülen adaylık yarıştırmasının önünü kesmek” için yaratılan bir algı operasyonu olarak başlamıştı.

Daha önce, “Ben Cumhurbaşkanı değil, Başbakan olmak istiyorum” diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, adaylık sinyali veriyormuş gibi söylemde bulunup, bütün şimşekleri üzerine çeken siyasi paratoner olmayı amaçlamıştı.

Parti içinden bunu ciddi kabul edip paçayı sıvayanlar da kaçınılmaz olarak ortaya çıktı; öngörülmedik şekilde de etkili oldu...

Buna son dönem CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında bugüne kadar hiç görülmedik şekilde “ben…” vurgusunu tekrar etmesini de eklemek gerek…

Bu da partneri ile kurduğu söylem ittifakının bir çırpıda yerinden oynamasına, yatağının bozulmasına neden oldu.

ZEMİNİ KAÇIRDI

İYİ Parti lideri Meral Akşener Tunceli gezisi sırasında, “Adaylık Kılıçdaroğlu’nun da hakkıdır. Ben kendi namıma bir şey istemiyorum” diyerek tartışmayı noktalamak istese de henüz tam anlamıyla tüketildiğini söylemek olası değil.

Tek ortak adayla seçime gideceklerine yönelik açıklamalarla stratejik konularda uyumsuz olmadıklarını sergilemeye çalışsalar da beklemedikleri yerden farklı açıklamaları da durdurabilmiş değiller.

Her iki partinin kurmay kadrosu da ortaya çıkan bu durumu gidermek için çaba gösteriyor.

Bu durum Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır gezisinden, zamlara, vergilerdeki artışa kadar birçok alanda kendilerine tanınan zemini kaçırmalarına yol açtı…

HASSASİYET BOZUYOR

Cumhur ittifakı açısından da durum farklı değil.

Bir yanda güvenlikçi önlemler ve buna ittifak ortağının verdiği destek, diğer yanda ise seçmen baskısıyla gelen demokrasi talepleri arasında sıkışmış Cumhur İttifakı milletvekilleri var.

Hatta parti yöneticilerinin de OHAL uygulamalarının bazılarının 3 yıl daha devam etmesine olumsuz baktığı gerçeği de ortada.

Bütün bunlar varken,

Daha önce de belirttim…

İttifak partilerinin ötekine yönelik hassasiyeti, kendisine özgün politika yapmalarının bir süredir önüne geçiyor; söylem kısıtlamasına itiyor.

Hatta parti yönetimlerini söylem geliştiremez içe büzük halde bırakıyor.

Bu da siyasetin ahengini bozuyor…

Belki de son dönem çıkışların gerisinde de bu durumdan bunalmışlık hali yatıyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00