Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

DEVLET güvencesi altında garantili ve kaliteli yaşam sürmek varken bir insan neden cemaate ihtiyaç duyar?

Sorunun yanıtı açık…

Kendini güvende hissetmeyen insanoğlu için cemaat sıcak ortamdır…

Fırtına anında sığınılacak bir dam, soğukta sobası yanan bir ev, kavurucu sıcakta ise buz gibi suya sahip kuyusu olan konaktır.

Dışarıda büyük sorunlar, tehditler, tehlikeler varken, içinde güvende dolaşılan, düşüncelerini dilediği gibi dile getiren, herkesin sizi anladığı, herhangi bir şüphe duymadığı, güven içinde hissettiği bir sığınma yeridir.

Ayağına taş değse yanında olacak, düştüğünde elinden tutup kaldıracak birileri hep vardır.

Kamu görevinde yükselmenin, mahalle bakkalında kazanmanın, iş alanında ihaleleri almanın aracıdır.

Bulunması umut edilen cennetin adıdır.

Ama bedeli de bir o kadar ağırdır…

Çünkü vermeyi veya korumayı vaat ettiği yaşamda ağır bir yükü de beraberinde sunar.

Güvenlik ve özgürlük veya bireysellik ile cemaat arasında bocalamanın yeri haline geldiği çok sonra fark edilir; ama içinden bir türlü çıkmanın da artık olanağı kalmamıştır...

TANTALOS’UN ISTIRABI

Zygmunt Bauman’ın tarifiyle “Tantalos’un ıstırabı” gibidir…

Boynuna kadar suyun içindedir ama ne zaman susuzluğunu gidermek için başını eğse, sular çekilir…

Birilerine göre “hizmet veya hareket”, bazılarına göre de “cemaat” olarak tanımlanan Fetullah Gülen hareketinin gerçek yüzü ortaya çıkara kadar “dini bir yapı” olarak kabul edilip taraftar toplayabilmesinin gerisinde de bu vardır…

FETÖ yapılanmasını bu denli dinamik hale getiren de bu yapılanmadır.

Unutulmasın ki kendisine en çok karşı olduğu farz edilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde en az sayısı 300 civarında olan general kadrosundan 85’ine, yani dörtte birine sahipti.

KAMUDA YÜKSELME ARACI

Çünkü onların sayesinde yükseldi, onlarla iş bulmanın veya ihale almanın, üniversiteye girmenin ve mezun olmanın yolunu buldu.

Bu bazen çalınan sınav sorularının cevap anahtarlarıyla birlikte verilmesiyle oldu, bazen de hakkı olanların uydurma dosya ile hakkından vazgeçirilmesiyle…

Buna ister torpil, ister kayırmacılık veya tehdit, isterseniz nepotizm deyin…

Bu noktaya neden gelindiğini sorgulamadan meseleyi anlamanın olanağı yok…

Çünkü 15 Temmuz bir noktadan bakılarak anlaşılamayacak kadar çok yönlü ve bir o kadar da derin darbe girişimi…

Emir komuta zinciri içinde gerçekleşen geçmiş darbelerden kendini ayırt eden yönü de burada ortaya çıkıyor.

MEYDANDA BOŞALDI

Bazılarının bir yönünden bakıp, tarihin bir diliminde gerçekleşmiş; kısa sürede sonlanmış adli vaka olarak değerlendirebilir.

Bazıları da gizli örgüt tarafından adım adım iktidarın ele geçirilmesinin son aşamasında başarısızlığa uğraması olarak da bakabilir…

Ancak benim için 15 Temmuz, kimin söylediğini anımsamadığım, bir panelde işitip yıllardır hafızamda sakladığım şu cümlede kendini bulur:

“Cemiyetin, cemaat üzerindeki zaferidir…”

Çünkü toplum, cemaat üzerindeki zaferini, o güne kadar suskunluk sarmalı içinde biriktirdiği kini, korkuyu, endişeyi meydanlarda boşaltmasıyla elde etti.

ALNI SECDEYE DEĞENDEN ZARAR GELMEZ ALGISI…

Oysa ona doğduğu andan itibaren alnı secdeye değenden zarar gelmeyeceği öğretilmişti.

Yanında kendisinden daha az birikime sahip olanın liyakat kuralları alaşağı edilerek yükseltilmesini sindiremedi, ama sesini de çıkaramadı.

Veya işini başarı ile yürüten bir kamu yöneticisinin gereksiz yere görevinden alınıp, yerine o işi hiç yapmamış birinin atanmış olmasını da gururuna yediremedi.

Girdiği bir ihalede en iyi teklifi veren olduğunu bildiği halde, işin bir başkasına verildiğini, iş alamaz duruma geldiğini gören iş adamı da bunu hesap defterinin bir kenarına yazdı.

Asker de polis de işçi de kamu görevlisi veya iş adamı da olsa hemen hepsi öfkesini bir kenarda sakladı.

Din görüntüsü altında faaliyet gösteren yapı 15 Temmuz’da harekete geçince, cemiyet, diğer tanımıyla toplum kendi devrimini gerçekleştirdi…

Bu tür yapılanmalara yarın da olsa izin vermeyeceğini canını meydana koyarak gösterdi…

BİREY DE ALDANMIŞ OLABİLİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin dünkü grup toplantısındaki şu cümlesi bu açıdan önemliydi:

Din kisvesi altında milleti sömürenlere izin vermeyeceğiz. Bizim kutsallarımıza saldıranlara izin vermeyeceğiz. Dinimizi yıllardır bunlar sömürdüler. Evet, açık söylüyorum, aldandık…”

Ancak unutulmamalı ki hükümet gibi, birey de aldanabilir…

Onun aldanmış durumu karşısında ortaya çıkan mahcubiyetini gidermek de devlete düşer…

Yani bir bankada hesap açtığı veya bir sendikaya üye olduğu için terörle mücadele yasası kapsamında değerlendirilmemeli, yaşam boyu işe giremez hale getirilmemelidir.

İstihbarat örgütleri, güvenlik birimleri dahil her türlü gücü elinde bulunduran hükümetten daha kolay şekilde bireyin de aldatıldığını kabul etmek gerekir.

Bu noktada olan insanların içinde bulundukları mahcubiyet ve mağduriyeti gidermek de devlete düşer…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00