Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

RUSYA Devlet Başkanı Putin'in, dün Şam yönetimi lideri Esad’ı kabulündeki sözleri geleceğin habercisi gibi...

Alacağını sanmıyorum ama üzerine alır ise Türkiye’ye de verilmiş bir mesaj olarak okunabilir…

Aslında meselenin bu noktaya geleceği belliydi.

Nitekim kısa süre önce bu sütunda bölgeyi iyi okuyan isimlerden Doç. Dr. Serhat Erkmen, bunun yaklaşmakta olduğunu duyurdu.

Hatta son dönem Rus güçlerinin hava saldırılarının son 6 ayın iki katına çıktığını anımsattı.

Moskova’dan gelen mesajlarla birleştiğinde aslında Suriye ve özellikle de İdlib sahasında yeni bir durumun gelmekte olduğu açıktı.

Beklendiği gibi de oldu.

Rusya Devlet Başkanı Putin, desteği ile iktidarını ve ülkenin %90’ına hakim olmasını sağladığı Şam yönetiminin başındaki Beşar Esad’ı dün Kremlin’de kabul ederek görüştü.

Görüşme önemli, ilki Esad Şam’dan çok sık çıkmıyor; bugüne kadar biri 2015’te Moskova diğeri de 2018’de Soçi olmak üzere iki kez görüştü.

İki görüşme sonrası Şam yönetimi, Rusya’nın desteği ile sahada önemli kazanımlar elde etti…

Rusya İdlib’de M-4 şartını dayatırken, Doğu bölgesinde hakimiyeti sağlaması için de ciddi hava desteği verdi ve Şam güçlerinin sahadaki hakimiyetinin en önemli aracı oldu.

Bu da Esad’a uluslararası arenada meşruiyet kazandırdı.

ERDOĞAN ÖNCESİ ESAD

Putin, dün bir adım daha attı ve 2018’de de dile getirdiği gibi BM kararı veya Şam’ın daveti olmaksızın Suriye sahasında bulunan yabancı ülkelerin güçlerini eleştirip ekledi:

“Bana göre asıl sorun şu ki, ülkenin belirli bölgelerinde bir Birleşmiş Milletler kararı ve sizin onayınız olmaksızın yabancı güçlerin bulunması. Bu durum uluslararası hukukla çelişiyor ve size, eğer ülkenin tamamı meşru hükümet tarafından kontrol edilseydi mümkün olabilecek hızda bir restorasyon yolunda ilerlemek açısından, ülkeyi konsolide edecek azami çabayı gösterme fırsatını sağlamıyor."

Putin'in, Esad'ı kabulü ve bu sözleri söylemesinin zamanlaması da önemli...

Çünkü ,Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hafta sonu BM'nin yeni çalışma dönemi ve Türk Evi'nin açılışı nedeniyle gideceği New York'ta ABD Başkanı Biden ile buluşacak.

Ardından da bir sonraki hafta Soçi’de Putin ile buluşacak.

Kabulün ve açıklamanın tam döneme denk geliyor olması da tesadüf sayılmaz; hele ki bir de teröristlerin ardından yabancı güçlerin de Suriye'yi terk etmesine yönelik çağrısı olunca...

ALTINDA İMZASI VAR

Peki, Putin’in altını çizdiği, Suriye’deki sorunun kaynağı olarak gösterdiği, “yabancı güçler” tanımı içinde Türkiye var mı?

Ya da İran da bu kapsama giriyor mu?

Eğer öyle ise bu durumda Putin’in de altına imza koyduğu Astana ve Soçi Mutabakatları ne olacak?

Bizzat altına imza koyduğu her iki mutabakat da Türkiye’nin sahada Rusya ile işbirliğini öngörüyor; sadece İdlib bölgesi değil, aynı zamanda Suriye’nin Kuzey Doğusunda YPG’nin ABD desteğinde hakim olduğu bölgenin Türkiye sınırı bölgesinde de “ortak devriye” yapmasını hükme bağlıyor.

Dolayısıyla Suriye sahasında başta DAEŞ olmak üzere teröre karşı ortak operasyonlara imza attığı, savunma alanı oluşturduğu Türkiye’den herhalde söz etmiyor?

Eğer ediyorsa o zaman bunun gerisinde Suriye dışında Moskova’nın rahatsız olduğu başka bir durum var mı ona bakmak gerekir.

MESELE İDLİB Mİ?

Bu da bize iki noktayı işaret ediyor.

İlki Azerbaycan ile birlikte Kafkaslarda geliştirdiği işbirliği kapsamı içinde İran, Türkmenistan ve hatta İsrail ile birlikte ortak tatbikatlara son olarak Pakistan’ın da eklenmesi.

Hazar Denizi'nde Türkiye-Azerbaycan ve Pakistan tatbikatının hala sürüyor olması.

Türkiye’nin bu işbirliğinin içine bir süredir Gürcistan ve Ukrayna’yı da katması ve İHA, SİHA satışı.

Çevresinde sinek uçsa dikkat kesilen Rusya’nın, yanı başında, hem de Afganistan’da içinde Türkiye’nin bulunduğu hareketliliğin yoğunluğundan rahatsız olmaması anormal karşılanır.

Kendisi rahatsız olduğu durumlarda buna neden olanların sinir uçlarına dokunur.

Son günlerde İdlib bölgesindeki hareketliğin gerisinde yatan nedene geçmişte olduğu gibi tek boyutlu bakan yanılır…

Buna bir de son dönem sıklıkla dile getirilen yeni göç dalgası eklenirse, durum içinden çıkılmaz hal alır…

Son dönem hükümet üyelerinden ve AK Parti çevrelerinden gelen mülteciler ve yeni göç dalgası ile ilgili açıklamalar da bu konudaki kaygıların ne denli yüksek olduğunu sergiliyor.

İkincisi de Türkiye’nin ABD ile yakın ilişkisi ve geçmişte eğitim ve Karadeniz gibi alanlarda güvenlik ve NATO toplantılarına davet ettiği Rusları bir süredir dışarda tutması…

MADEM GERİ DÖNDÜLER, SAYILARI NİYE ARTTI?

Dolayısıyla Putin de bunu görüyor ve Türkiye’yi sahada en çekindiği noktadan sıkıştırıyor…

Çünkü Ankara’dan 450 bin, uluslararası örgütler de 300 bin civarında geri dönüş olduğunu iddia ediyor olsa da Suriyelilerin Türkiye’deki sayısı artıyor.

Seçim öncesi kamuoyundan da tepki yükseliyor.

Artışı görmek için Türkiye’nin eski Şam Büyükelçisi Ömer Önhon’un makalesindeki şu bölüm önemli:

“19 Ağustos 2021 itibarıyla Türkiye'deki Suriyeli sayısı 3 milyon 701 bin 584 olarak açıklandı. Bir önceki aya oranla 10 bin 688 kişilik artış yaşanmış. Geri dönüş derken, Suriyeli sayısında artış olduğu görülmekte. Bu artış yeni gelenler kaynaklı mı, yoksa bu kadar bebek mi doğdu?”

Unutulmasın ki Suriye’den gelenlerin yarısı 18 yaş altındaki çocuklardan oluşuyor; bunların 550 bini de Türkiye’de doğdu…

Mesele bundan ibaret…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00