Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KURULTAYA 11 gün kala CHP, Deniz Baykal’dan boşalan koltuğu nasıl dolduracağına çözüm arıyordu.

        Bir yanı çözümü Baykal’ın devamında bulurken; diğer yanı Baykal’sız formül üretemememin bunalımındaydı.

        Peki, CHP Baykal ile ama Baykal’sız formülü üretebilir mi?

        Buna yanıt verebilmek için öncelikle Baykal’ın dönüp dönmeyeceğinin irdelenmesi gerekiyor.

        Partinin en etkin ismi Genel Sekreter Önder Sav’ın dünkü grup konuşmasındaki şu sözlerine bakılırsa Baykal’ın dönüşü söz konusu olmayacak:

        “Sayın Deniz Baykal, Sevgili Genel Başkanımız, bizi Türkiye’nin bu karmaşık ortamında kendi göbeğimizi kesmekle baş başa bıraktı... Hiç kimse Sayın Genel Başkanımızın hamiliğine soyunmaya kalkışmasın...”

        BAYKAL’IN KARARI

        Sav’ın da söylediği gibi, CHP göbeğini kendisi kesebilecek mi?

        Partiden dün yansıyan haberlere bakılırsa, CHP’de birçok milletvekili partinin göbeğinin yine Baykal tarafından kesilmesini istiyor.

        Hatta onunla devamdan yana tavır koyuyor.

        Baykal’ın önceki gün bize, dün de arkadaşım Ali Öztunç’a söylediği sözlere bakılırsa genel başkanlığa yeniden dönme taraftarı gözükmüyor.

        İkbalini genel başkanlığa devamında görenler bir kenara bırakılıp, Baykal ve Sav’ın sözleri birlikte okunduğunda kurultayda adaylık ihtimali dün itibarıyla daha da zayıflamış bulunuyor.

        DUYGUSAL CENDERE

        Bu durumda Baykal’ın önünde iki yol duruyor.

        Biri partinin “Onursal Genel Başkanı” olarak aynen yola devam edip kurultayda seçilecek genel başkanı da kendisinin doğrudan belirlemesi...

        İkincisi ise kurultay sürecine hiç müdahil olmadan genel başkanlık yarışında arkadaşlarını serbest bırakması.

        Baykal’ın düne kadar “Arkadaşlarımın imza toplayıp beni aday göstermelerine saygı gösteriyorum ancak ben kesinlikle yokum” açıklamasında bulunması, CHP’de bir adayın ortaya çıkmasının önünü kesiyor.

        “Böyle bitmemeliydi” duygusal söylemlerine gözyaşlarının karıştığı ortamda da kimse aday olmaya cesaret edemiyor.

        Görünen o ki Baykal kurultayda yine tek belirleyici olacak.

        EMANETÇİ DÖNEMİ Mİ?

        Yaşananlar karşısında bu Baykal’ın hakkı olarak görülebilir.

        Bu kadar kısa sürede yeni bir genel başkanın çıkıp bu zorlu koşulların üstesinden gelmesinin güçlüğüne de atıf yapılabilir.

        Ancak geçmiş örnekleri gösterdi ki “emanetçi genel başkanlar” partilere güç katmadı, aksine çok daha kırılgan süreçlerin yaşanmasına yol açtı.

        Örnek mi; Turgut Özal’ın, Yıldırım Akbulut’u başbakanlığa getirerek genel başkan seçtirmesi...

        Veya Necmettin Erbakan’ın, yerine genel başkan olarak Recai Kutan’ı tercihi...

        İktidara dayalı, karizmatik lider odaklı merkez sağın bile çok zor kabullendiği emanetçi genel başkanlık dönemini CHP içine sindirebilir mi?

        Zannetmiyorum.

        Bugüne kadar sadece lideri; yani başı ile ilgilenen, teşkilatını bir diğer tanımla bedenini ihmal ettiği için bir türlü toparlanamayan CHP’de iki başlılık çok daha büyük sorunlara neden olacaktır.

        Ayrıca CHP’nin genetik yapısı da buna hiç elverişli değildir. Bunu anlamak için de CHP’nin tarihine bakmak yeterlidir.

        Diğer Yazılar