Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TOPLAM 331 sayfa tutan metni okuyup bitirdiğimde söyleyebildiğim tek cümle var:

        Master veya doktora tezi gibi mükemmel bir akademik çalışma...

        Sözünü ettiğim, Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nuri Yiğit’in, Yargıtay ve Danıştay santrallarını da kapsayan telekulak iddialarına ilişkin kararı.

        Savcı Yiğit, iddiaları incelemekle kalmamış, ilginç tespitlerde de bulunmuş.

        Daha ilerisi, bugünden yarına Türkiye’nin karşısına çıkabilecek, hatta başını ağrıtacak tehlikelere yönelik uyarılarını sıralamış.

        Telekulak işinin hangi boyuta ulaştığını gözler önüne sermiş.

        Yetmemiş, bir sosyolog veya psikoloğun dile getirebileceği duyarlılıkta tespitte bulunmuş:

        “Sırlarının başkaları tarafından öğrenildiğini, özel hayatının başkaları tarafından izlenildiğini düşünen kişi toplum karşısında kendisini çıplak kalmış, ayıplama konusu olmuş ve özel hayatının gizliliklerini öğrenen kişiler karşısında oyuncak olmuş hisseder. Bu durumdaki kişilerin ciddi psikolojik sorunlar yaşaması da kaçınılmazdır.”

        Kararını şöyle noktalamış:

        “Bu nedenle kişilerin sağlıklı iletişim kurabilmeleri yönünden özel hayatın gizliliği, diğer kişilere ve özellikle devlet gücüne karşı koruma altına alınmalıdır...”

        SON 3 YILIN DÖKÜMÜ

        Peki, savcının kararında vurguladığı, yurttaşın “devlet gücüne karşı koruma altına alınması” ne derece gerçekleşiyor?

        Son üç yılın rakamları sıralanmış...

        Jandarmanın talebiyle 2006 yılında mahkemeler 2 bin 805 dinleme kararı verirken, 2008 yılında bu sayı 12 bin 85, 2009’da ise 9 bin 452 olmuş...

        Polisin talebiyle mahkemelerin verdiği izin ise 2006 yılında 6 bin 524 iken, 2009’da 22 bin 10 olmuş.

        Geçen yıl 142 bin 135 kişinin telefonu dinlenmiş.

        Savcı bu kadar çok örgütlü kişi varsa Türkiye’deki çete sayısının da 10 binle ifade edileceğine dikkat çekmiş.

        Trajikomik duruma işaret ederken, gelecekteki tehlikeye de işaret etmiş.

        Bunun için öncelikle AİHM’deki kararlardan örnekler sıralamış.

        Bir yerde, son dönemde ortaya dökülen siyasilerin video görüntülerine de gönderme olacak şekilde şunları kaydetmiş:

        “Özel hayat, bireye içinde kişiliğini oluşturabileceği ve geliştirebileceği bir alanın garanti edilmesidir. Bu amaçla bireyin cinsel ilişki de dahil olmak üzere başka insanlar ile değişik türden ilişki kurması imkânına sahip olması gerekir.”

        Hatta, parkta cinsel ilişki kuranları seyretmenin suç olmadığını, videoya kaydedilmesinin suç teşkil edeceğini belirtmiş.

        MOBESE KARARI

        Bir başka örneği ise MOBESE kameralarla doldurulan büyük şehirlerin yöneticilerini ilgilendiriyor.

        Olay 1995’te İngiltere’nin Brentwood Belediyesi’nde geçmiş.

        Caddede bileklerini keserek intihara kalkışan Pack isimli şahıs, MOBESE kamerasından tespit edilip kurtarılmış.

        Belediyenin MOBESE sistemi sayesinde polisin tehlikeli durumları nasıl önlediği anlatılan bir yayında Pack’in yüzü kapatılarak gösterilmiş.

        Pack, AİHM’de dava açıp tazminat kazanmış.

        Başta da belirttiğim gibi, savcının kararı tam bir akademik çalışma; daha ilerisi gelecekteki tehlikeyi işaret eden siren gibi...

        Nice bayramlara...

        Diğer Yazılar