Bir taciz hikâyesi...
"MADEM büyüsüne kapıldım, evine davet ettiğinde koşup gitmez miydim?"
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İklim Bayraktar'ın, "Beni taciz etti" suçlamasına tepkisini dün bu sözlerle dile getirdi.
Bayraktar ile yaptıkları konuşmanın detaylarını da anlattı. İklim Bayraktar, "Elimde resimleri var, onları vereceğim" diye ısrar edince görüşme gerçekleşmiş.
Fotoğraf getirmemiş, ne kadar iyi gazeteci olduğunu anlatıp, "Ancak güzelliğim başıma bela oldu" demiş. "Keşfedilmemiş olmaktan" yakınmış.
Baykal, "10 veya 15 dakikalık görüşmemizde, bazı insanlar hakkında olur olmaz ileri geri laflar edince rahatsız oldum; görüşmeyi bitirdim" dedi.
Bayraktar'ın bu noktada durmayıp ertesi gün ev telefonundan kendisini aradığını bildirip anlatımını sürdürdü:
"Canım cicimli laubali ses tonu ile 'Hani yemeğe çıkacaktık; madem sen beni evine çağırmıyorsun, o zaman ben seni evime çağırıyorum' dedi. Ben de ciddiyete davet ettim."
TANIYOR MUYUM?
Taciz olayına tekrar dönüp sordu: "Madem büyüsüne kapıldım, odada asılacak kadar ileri gittim; evine birkaç kez çağırdığında niye gitmedim? Çünkü Meclis'teki odama gelir gelmez laubali ilişki içine girmeye çalışıp ileri geri konuşmaya başladığında uzaklaştım da ondan... "
Bir an durdu, esprili ses tonuyla sordu: "Söyle bakayım, sen Bayraktar'ı tanıyor musun?"
Tereddütsüz yanıtladım:
"Neden sordunuz bilmiyorum, ama anlatayım. Ayrılmanızın ardından Mayıs 2010'da yapılan kurultay salonunda yanıma gelip Türkiye'nin en iyi gazetecisi olduğunu ve 'HABERTÜRK'te yazarlık yapması gerektiğini' söyledi. Ben de buna Genel Yönetmenimiz Fatih Altaylı ile patronumuz Turgay Ciner'in karar vereceğini belirttim. 'O zaman söyleyin, beni yazar yapsınlar' deyince, 'Sizi tanımıyorum ki' deyip uzaklaştım. İki gün sonra büroya gelmiş. Bu kez muhabir olmak istiyordu. Görüşmemiz kısa sürdü, 'Kadrom yok' deyip gönderdim."
Sözüm bitince Baykal, "Biliyor musun, 15 dakikalık o görüşmede senin tacizini anlattı" deyip gülerek devam etti:
"Ankara'da bazı gazete yöneticilerini ve duayen ağabeylerinizi de ziyaret etmiş. Senin de arasında bulunduğun arkadaşların için bana, 'Beni taciz ettiler' iddiasında bulundu... "
Bayraktar'ın bu iddiayı başkalarına da söylediğini belirtip aktardı:
"Bu kişi seni ziyaretten sonra bir duayen ağabeyine gitmiş. Bana da söylediği gibi 'Bana tacizde bulundu' demiş. Başka gazete yöneticilerinin de tacizde bulunduğunu belirtince duayeniniz, 'Aman kızım, sen şimdi benim için de aynı şeyi söylersin' deyip kapı dışarı etmiş."
Şaşkınlıkla, "Deniz Bey çok kısa görüştüm; yanımda asistanım Pınar da vardı" dedim.
Baykal, esprili üslubunu sürdürdü: "Ben anlamam, ama şimdi sen beni anlıyor musun?"
Hemen Pınar'ı aradım, randevu defterinden görüşme gününü ve görüntü kayıtlarından geliş gidişini çıkarıp getirdi:
"Muharrem Bey, bu kişiyi hatırlıyorum. Siz görüşmek istemediniz; 'Söyleyeceğimi söyledim, yapacağım bir şey yok'
dediniz. Ama o kadar çok ısrar etti ki hafızamda kalmış. Yanınızdaydım, 3 dakika görüşüp 'Kadrom yok' diyerek gönderdiniz... "
HANGİSİ DOĞRU
Ürktüm, midem bulandı...
Önceki akşam Teke Tek'te Bayraktar'ı ağırlayan Genel Yayın Yönetmenimiz Altaylı'ya durumu aktardım. Altaylı, "Program arası Bayraktar ile sohbet ederken senin de adın geçmişti" deyip anlattı:
"Senin yanına geldiğini ve 'Kadrom yok' deyip kendisiyle görüşmeden gönderdiğini anlattı. Bana senin tavrından yakındı... "
Şaşırdım... Acaba hangi versiyonu doğruydu?
Ben kendime inanıp, Âşık Daimi'nin "Bu da gelir, bu da geçer... " dizelerini mırıldanarak işime baktım.