Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YILLAR önce Hopa'nın yüksek köylerinde rastlamıştım.

        Küçük kuşlar iki metre boyundaki sopalara ayaklarından bir metre iple bağlanmıştı.

        İpin sağladığı özgürlük kadar uçup, tekrar sopanın üzerine konuyorlardı.

        Dikkat çeken ise minicik kuşun gözlerini kapatan deriden yapılmış korsan gözlüğü şeklindeki bantlardı.

        Dayanamayıp, biraz da tepkili bir tonla minik kuşun bağlı olduğu sopayı sallayan adama ne yaptığını sorduğumda yanıtı yöresel şiveyle şöyle olmuştu:

        "Eğitiyorum onu..."

        "Gaço" veya "Çiçeğen" adını verdikleri örümcekkuşunu neden eğittiğini açıklamaktan geri durmamıştı:

        "Ha bu kuş atmaca avlayacak; öğretiyorum ona..."

        Karadeniz fıkralarını düşünüp gülümseyerek yoluma devam etmiştim.

        Tepelere vardığımda gülümsememin yerini hayret almıştı.

        Gerilen ağların ardında çırpınan örümcekkuşunun, en iyi avcıyı nasıl avladığına tanıklık etmiştim.

        Minik kuşun çırpınışını gören atmaca var gücüyle dalışa geçiyor, göremediği ince ağa takılıp avlanıyordu.

        Avlanan atmaca, av için evcilleştiriliyordu.

        PEARL HARBOUR GİBİ

        Bütün bunları anlatmamın nedeni, Ankara-Haymana yolunun ortalarındaki bölgede bir süre önce karşılaştığım olay.

        Önce, saatlerce havada tur atıp dönen paçalı taklacı kuşlar, son sürat yuvalarına döndü.

        Kafkas çoban cinsi Duman, yıllardır görmediği akrabasıyla karşılaşmış veya gurbetten mektup getiren postacı görmüş gibi kuyruk sallayıp, hoplayıp zıplayarak havlamaya başladı.

        Ne olduğunu anlamadan gökten kahverengi bir top hızla indi, sap toplayan traktör tırmığının arkasına daldı, kanatlanıp havalandı.

        Onu onlarcası takip etti.

        Pearl Harbour'a saldıran Japon savaş uçakları gibiydiler...

        Her bir sortide tarla faresi, yılan veya kuş, ne varsa yakalayıp havalanıyordu.

        Bazılarına yükleri ağır gelince safra atan uçak gibi ayağındaki hayvanı havadan bırakıyor, yere düştükten sonra yanına inip parçalıyor, keyifle karnını doyuruyordu.

        Meyve ağaçlarının üzerine siyah çarşaf örter gibi sürü halinde inen sığırcıklar, gece boyu öten baykuşlar ortadan toz olmuştu.

        Kirpiler bile oklarını dikip duvar kenarına sinerek yaşamlarını sürdürür hale gelmişti.

        Bu görüntüler ekin kalkıp sapları toplanana kadar devam etti.

        Erik, dut, vişne, kiraz mevsimine denk düştüğü için sığırcık, serçe, saksağanı meyve ağaçlarından uzak tutan atmacadan köylüler de memnundu.

        İyi bir koruyucu bulunmuştu...

        YILAN DA OLSA

        Ancak atmacanın koruma görevi uzun sürmedi, bir gün sürü halinde güneye doğru uçup gitti.

        Felaket de koruma kalkanı kalktıktan sonra geldi...

        Bahçeler köstebek, tarla faresi istilasına uğradı.

        Çünkü atmacalar bölgede ne kadar yılan, baykuş, sansar, kokarca varsa toplamış, köstebek ve tarla faresinin baş düşmanlarını ortadan kaldırmıştı.

        Doğanın raconu bozuldu, cızırtısından insanı rahatsız eden köstebek kovucular işe yaramaz oldu.

        Bir çiçeğene, örümcekkuşuna kanan atmacanın, korumalığı da adı gibi atmaca oldu...

        Bir gün uçup gitti...

        Geriye, yılan da olsa aynı coğrafyada yaşadıklarımızın kıymetini anlamak kaldı...

        Diğer Yazılar