Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SURİYE'ye müdahalede Türkiye ile müttefiklerinin hedef ve amaçları ne kadar örtüşüyor?

        Sorunun nedeni iki gündür yapılan açıklamalar.

        Özellikle de Beyaz Saray Sözcüsü Carney'in, "Ele aldığımız seçenekler rejim değişikliğiyle ilgili değil" deyip, BM kararı arayacakları ve "askeri olmayan seçenekleri de halen göz önünde bulundurdukları" yönündeki açıklaması.

        Açıklamadan da görüldüğü gibi Washington ile Ankara'nın operasyondan beklediği hedef ve amaç örtüşmüyor.

        AB'nin başat ülkeleri Almanya, İtalya ise zaten baştan ters gidiyor...

        KAYGI SORULARI

        İşte, Ankara'nın kaygıları da burada başlıyor:

        "Operasyon bir rejimi değiştirmeyecekse nasıl bir etki yaratacak? Sonrasında Türkiye'yi nasıl etkileyecek?"

        Bir adım ötesi, "Hava operasyonu Türkiye'nin tek başına yürütmek zorunda kalacağı bir kara savaşına dönüşür mü?"

        Aslında kurulduğu günden bu yana uluslararası operasyonlarda AK Parti'nin sergilediği tutuma bakıldığında yanıt kolay.

        Kurulduğu günlerde 2001 'de Afganistan'a asker gönderme tezkeresi geldiğinde hayır oyu veren AK Parti, "Müslüman'ın Müslüman'a kurşun sıkmasına karşı olduğunu" ilan etmişti.

        Ardından gelen 1 Mart Irak Tezkeresi'nde de tutumunu sürdürdü.

        Sonrasındaki iki Irak tezkeresinde topraklarını yabancı ülke askerine açmadı, savaşan güç olmadı.

        Sadece hava sahasını açıp lojistik destek verdi.

        Kongo, Lübnan, Somali ve Libya tezkerelerinde tavrını korudu; lojistik destekle yetindi.

        Bu tutumu Suriye tezkeresine de yansıttı.

        Geçmiş tezkerelerin olmazı, "yabancı silahlı kuvvet unsurlarının Türkiye'de bulunması" ve "devamının icrası" ibareleri yer almadı.

        Hatta Suriye tezkeresindeki hedefini, "sadece savunma amaçlı" diye açıklayıp MHP'nin de desteği sağlandı.

        GÜL'ÜN TAVRI

        AK Parti'de dün sohbet ettiğim bazı milletvekilleri benzer tavrı sürdürüyordu.

        Çankaya Köşkü'ndeki yansımalar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de süregelen tavrını koruduğunu gösteriyor.

        Gül'ün, "Uluslararası meşruiyet tam sağlanmadan, dünyanın bir bütünlüğü, birliği olmadan; BM ve NATO kararları bulunmadan adım atılmasını doğru bulmadığı" vurgulanıyor.

        Görüldüğü gibi devletin zirvesi gibi iktidar partisi de "kara gücü kullanmak ve vurucu takımda yer almak" istemiyor.

        ABD ve oluşacak koalisyon gücünün hava destekli operasyon düşündüğü de belirtilip gönül rahatlığı sergileniyor.

        Sorun da bu noktada başlıyor; sonrasında ne olacağı sorusuna yanıt bulamayıp telaşlanıyor.

        KARA OPERASYONU LAZIM

        Çünkü cezalandırıcı olması için 4 şartın; uçuşa yasak bölge; yardım koridoru oluşturma; kara birlik destekli operasyon veya işgal gerekiyor.

        Rusya'nın desteğiyle bölgenin iyi hava savunma sistemine sahip Suriye'ye karşı bir hava operasyonunun "yapmış olmaktan" öte gitmeyeceği görülüyor.

        Ayrıca hava saldırısının etkili olması için B-52 gibi büyük bombardıman uçaklarının kullanılması, onların da operasyonu yaptıktan sonra altında güvenli kara parçasının bulunması gerekiyor.

        Burada da parmaklar dönüp dolaşıp Türkiye ve Ürdün'ü işaret ediyor.

        Denklem karışıyor...

        Diğer Yazılar