Baba Gurgur'dan kalan miras
SORUN 125 yıldır eksilmedi arttı.
Sultan Abdülhamid'in 1888'de Irak petrollerini "kişisel varlığı" olarak kayda geçirmesinden bugüne de çözüm bulunamadı.
Neredeyse her yıl bir krizle geldi.
Petrol ile ilgili herhangi bir sorun Türkiye'siz yaşanmadı.
Aynen bugün olduğu gibi...
Uluslararası Orta Doğu Barış Araştırmaları Merkezi'nin (IMPR) Enerji Siyaseti Raporu bu açıdan iyi bir çalışma.
Rapor Abdülhamid'in bölge petrol alanlarını kişisel varlığı haline dönüştürmesinden başlıyor; Alman
Demiryolu nun rayların iki yakasını hâkimiyet alanı ilan etmesiyle devam ediyor.
Kerkük'te Baba Gurgur isimli sahada 15Ekim 1927'deilkkez petrole ulaşılmasıyla İngiliz, Alman, Fransız ve Hollandalı şirketlerin Türkiye ile Türk Petrol Ofisi'ni kurmaları ve ABD'nin buna eklenmesine uzanıyor.
Ve bugünlere geliyor.
2010 ANLAŞMASI
Aslında bugünkü sorunun odağında Türkiye yok.
Sorun, Irak Anayasası nın petrolün paylaşımı ve işletilmesi konusundaki muğlak ifadelerinden kaynaklanıyor.
Yeni petrol boru hattı kurulması için Türkiye ve Kürt Bölgesel Yönetimi'nin anlaşmasında herkes iki taraf da kendisinin muhatap alınmasını istiyor.
Türkiye, Kürt Bölgesel Yönetimi ile anlaşma yaptığı için, Bağdat'ın hava sahası kapatılması dahil yaptırımlarını buluyor.
Bağdat ile anlaşması durumunda da Kürt Bölgesel Yönetimi'nin "Aramızdaki anlaşma iptal edilmez değil" restiyle karşılaşıyor.
Bağdat haklılığını ispat için 19 Eylül 2010'daki anlaşmayı gösteriyor.
Irak Petrol Bakanlığı ile Türkiye Enerji Bakanlığı'nın imzaladığı 15 yıllık anlaşmada muhatap devlet şirketleri olarak da SOMO, NOC ve BOTAŞ anılıyor.
Irak yönetimi, ülkesindeki petrolün tek yetkili satıcısının SOMO (State Oil Marketin Organization) olduğunu belirterek, anlaşmanın da buna işaret ettiğini anımsatıyor.
Ceyhan'dan piyasaya Kerkük-Yumurtalık hattı petrolünün tek yetkili satıcısının SOMO olarak kabul edildiğini belirtiyor.
Irak Başbakanı Malikinin sözcüsü Ali Musavi'nin sözleri de krizin derinliğini göstermeye yetiyor:
"Kürdistan'la boru hattı anlaşması imzalanmasına karşı olduğumuzu Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi'ne bildirdik. Böyle bir anlaşma olursa Bağdat-Ankara ilişkileri ciddi şekilde hasar görür."
DEVLET Mİ, ŞİRKET Mİ?
Türkiye orta yol modeli sunuyor.
Taraflar arasındaki anlaşma gereği petrol satışından elde edilecek gelirin, % 83'ünün Erbil'e, % 17'sinin de Bağdat'a aktarılmak üzere Türkiye'deki bankada tutulmasını teklif ediyor.
Bu kez BM Güvenlik Konseyi'nin, petrol gelirlerinin Irak Kalkınma Fonu'na aktarılacak hesapta tutulması zorunluluğunu getiren kararını karşısında bulunuyor.
Aslında birçok ülkenin şirketleri aracılığıyla çözdüğü meseleyi Türkiye devlet olarak girdiği için çözemiyor.
Çünkü benzer sorunları Exxon Mobil'den, Shell'e, Gazprom'dan KNOC'a, Chevron'dan Total'e kadar bölgede çalışan onlarca şirket de yaşıyor.
Ancak aralarındaki kriz hiçbir zaman devlet meselesi haline gelmiyor.
Sorun çıkarsa şirketlerin meselesi olarak kalıyor, devletlerarası diplomatik krize dönüşmüyor.
Bizde ise tersi oluyor.