Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Göçebe toplumların özelliğidir, yerleşik hayattan, bir yere yerleşmekten, oraya bağlanmaktan, oraya kök salmaktan korkarlar. O yüzden göçebeler, saray inşa etmez. Türklerin tarihte kurdukları devletleri yöneten hükümdarları bile, saray yerine görkemli çadırlarda yaşamışlar.

        Osmanlı İmparatorluğu’nun 380 yıl boyunca yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’nın inşası bile 1478 yılına rastlar. Hatta neredeyse 400 yıl boyunca tek saray olarak kalır koca imparatorluğun hayatında. 19. yüzyılın başında “Batılılaşma” rüzgârı, yaşadığımız coğrafyayı da sarınca Dolmabahçe ve Yıldız sarayları inşa edildi.

        *

        Mustafa Kemal, iliklerine kadar Batı kültürünü özümsemiş, onunla yetişmiş bir komutandı. Gövdesi Doğu’daysa beyni Batı’daydı. Halkın içinden çıkmış bir askerdi ama halka benzemek yerine, halkın hayatını kendi hayatına benzetmeye çalışarak geçirdi hayatını.

        İstanbul yerine Ankara’yı başkent yapmaya karar verdiğinde, bu küçük Anadolu şehrinde bir saray inşa etmeye kalkışmadı. Gönlünden geçmediği için değil, devletine böyle görkemli bir yapıyı yakıştırmadığından hiç değil; yeni kurulan cumhuriyetin, yıkılan ihtişamlı imparatorluğun devamı olduğu duygusunu vermemek için olsa gerek... Bu yüzden de Çankaya sırtlarında bir Ermeni’den alınma küçük bir bağ evini köşk haline getirdi ve oraya yerleşti. Gerektiğinde İstanbul’daki sarayları kullandı.

        Mustafa Kemal, İstanbul’dan ayrıldıktan 8 sene 1 ay 25 gün sonra bu kez şehre Cumhurbaşkanı olarak döndü ve gittiği ilk yer, Dolmabahçe Sarayı oldu. Bundan sonra ölümüne kadar devleti bu sarayda yönetti.

        Mustafa Kemal’in saraya yerleşmesinin tatlı bir hikâyesini, vefatına kadar ona özel hizmetçilik yapan Cemal Granda, “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri” kitabında anlatır.

        Granda’ya göre Mustafa Kemal, önceleri padişahların oturduğu sarayda oturmaya hiç niyetli değilmiş. Hatta kız kardeşi Makbule Atadan, ağabeyini misafir etmek için Kuruçeşme’deki evini silmiş süpürmüş, ona layık hale getirmiş.

        O gün Dolmabahçe’de bir merasim varmış. Makbule Hanım da hem “Hoş geldin” demek, hem de merasimden sonra onu alıp evine götürmek üzere saraya gelmiş. İçeri girer girmez bir de bakmış ki ağabeyi keyifsiz, morali bozuk. Nedenini sormuş, meğerse saraya gelir gelmez, kendisine bir mektup vermişler, o da açıp okumuş, mektubu yazan kişi ona, “Sarayda oturmaya hakkın yok” diyormuş. Mektubu Makbule’ye uzatmış Atatürk, “Bak hain ne yazmış, imzasını bile atmamış” demiş. (“Mektubu yazan meçhul hain, Mustafa Kemal’in sarayda yaşamak istediğini nereden biliyordu?” sorusunun cevabı ne yazık ki Granda’nın kitabında yok.)

        Granda’ya göre, sonradan Makbule Atadan şu bilgiyi vermiş:

        “Ağabeyimin sarayda kalmasına sebep olan bu mektuptur. Çünkü sarayda kalmaya niyeti yoktu. İlk gün merasimden sonra bize gelecekti. Bu gibi tehditleri hiç sevmez, sinirlenirdi.”

        Mustafa Kemal, İstanbul’a Derince’den bindiği Ertuğrul yatıyla gelmiş, çok görkemli bir törenle karşılanmış. Gerisini Granda’dan dinleyelim:

        “Atatürk Dolmabahçe Sarayı’na çıkınca büyük merasim kapısının arkasındaki salonda İstanbul’un, her sınıfa mensup halkının temsilcilerini kabul etmiş. ‘Hoş geldiniz’ diyenlere verdiği tarihi cevapta, ‘Artık bu saray Tanrı’nın yeryüzündeki gölgelerinin değil, gölge olmayan, gerçek olan milletin sarayıdır. Ve ben burada milletin bir ferdi, bir misafiri olarak bulunmaktan bahtiyarım’ demişti. Atatürk bir daha Dolmabahçe’den ayrılmadı. İstanbul’a her gelişinde orada kaldı. Hayata da orada gözlerini yumdu.”

        *

        Mustafa Kemal’in ölümünden sonra hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı sarayına yerleşip oradan memleketi yönetmeye kendini “uygun” görmedi. İstanbul’da cumhurbaşkanlarına ayrılan birkaç köşkte “yaz dönemi çalışmalarını” sürdürdüler bazı cumhurbaşkanları, bazıları ise -Ahmet Necdet Sezer gibi- görev süreleri boyunca bu köşklere bile uğramadı.

        Cumhuriyet’ten sonra Osmanlı’dan kalan bütün saraylar müze yapıldı. Osmanlı padişahları Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşındıklarında, memlekete gelen yabancı konuklara kutsal emanetleri ve ecdattan kalan zenginlikleri göstermek için Topkapı Sarayı’na gezmeye götürmüşler ilk yıllarda, zaman içinde burasının müze haline gelmesi fikri de böyle doğmuş.

        Sonrasına ait “kumarhane yapma”, “eşyasını farelerin insafına terk etme” gibi gelişmeleri Murat Bardakçı, o tatlı üslubuyla gazetemizde anlatıyor bize zaten...

        Diğer Yazılar