Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Burası benzemiyor bizim oralara. Hiçbir şeyi ama... Ne suyu, ne havası, ne insanı, ne hayvanı, ne ağacı, ne otu, ne böceği...

        Birkaç günden beri bulunduğum İsveç’ten bahsediyorum.

        Ülkeye ayak basar basmaz çok güzel bir kahve kokusu karşılar insanı..

        Sonrası sonsuz bir düzen!.. Belki de bizim için “sinir bozucu” denebilecek kadar... Hatta yer yer can sıkıcı, “Bu kadar düzen de şu düzensizliği kendisine alışkanlık haline getirmiş insanoğluna çok” dedirtecek kadar kusursuz bir düzen...

        Benzemiyor dedim ya hiçbir şeyi hiçbir şeyimize, tuhaflığa bakın ki, bu garip memlekete ayak basan kim olursa olsun, Türk olsun, İranlı olsun, Şilili olsun, Asyalı olsun, Afrikalı olsun çok kısa bir süre içinde hemen bu muhteşem düzene uyum sağlayıp çok kısa bir süre zarfında bu ülkenin tecrübeli bir yurttaşı olup çıkıyor...

        Kendi memleketindeyken önemsemediği misal kahve alma, yemek alma kuyruğunu, sanki kırk yıldan beri o kuyruktaymış gibi hemen benimsiyor. Kendi memleketindeyken karısına kızına karşı yaptığı kötü muameleyi burada anında kesiyor, vergisini düzenli ödüyor, yere tükürmüyor, arabanın klaksonuna asılmıyor, hatalı sollama yapmıyor, hız sınırını aşmıyor, yanlış yere park etmiyor, park ettiği yerde hemen parasını otomata yatırıyor, dışarıda süren o büyük uyumun bir parçası oluyor, anında kırk yıllık buralıymış gibi buranın bir vatandaşı olup çıkıyor. Uç bir örnek ama, eğer namus cinayeti işleyecekse bile, cezalandıracağı kişiyi memleketine götürüp orada yapıyor yapacağını...

        “Bu uyumu, kısa süre içinde buralı olma haline bürünmeyi sağlayan şey nedir?” diye sormuşumdur her defasında kendime, hâlâ doğru düzgün bir cevap bulmuş değilim soruma.

        Devlet hiçbir yerde çıkmaz yoluna. Yok gibi... Kolay kolay polise rastlayamazsın, hele asker zaten yok... Ama bir suç işlemeye gör, anında tepene biniyorlar.

        “Büyük Birader” hiçbir yerde sana rahatsızlık vermiyor ama her yerde seni, senin gölgenmiş gibi takip ediyor.

        Çocuk ve kadın cenneti bir ülkedir burası. Her şeyi özellikle kadınlar biraz daha rahat etsin, çocuklar özgür ruhlu, yaratıcı bireyler olarak büyüsün diye dizayn etmişler. Dünyanın en ağır suçu kadına şiddet, bir de vergi kaçırmaktır. Bu iki büyük suçun dışında her şeyin bir kolayı vardır kanunlarında.

        Aslında buraya kolay gelmemişler. Belki de, hâlâ aydınlatılmayan bir siyasi suikast sonucu yıllar önce öldürülen başbakanları Olof Palme’nin getirdiği “yabancılar yasası” olmasaydı, belki de kendi ırkçılarının deyimiyle “kara kafalılara”, yani “ötekilere” karşı bu kadar “merhametli” olamayacak, sorunlarını kısa süre içinde halledemeyeceklerdi.

        Aslında bugünkü refah düzeylerini İkinci Dünya Savaşı’na borçlu olmaları da ayrı bir tuhaflık. Savaş bütün dünyaya büyük bir yıkım getirirken, o sıralarda keşfettikleri “demir madeni” onların imdadına yetişmiş, Almanlara satmışlar, Almanlar o demirden kurşun yapıp sağa sola atarken, onlar da zenginleşmiş. Yoksa çok değil, yüzyılın başında açlığın pençesinde kıvranıyorlar. Üç milyon civarında olan ülke nüfusunun bir milyonu Amerika’ya kaçmış, geride kalanlar hızarla kesilen ağacın tortusundan çorba yapıp yemişler, ta ki Amerika’dan getirilen patates imdatlarına yetişinceye kadar.

        Dünyanın dört bir yanında askeri darbelerden kaçanların ilk sığındığı ülke oldu burası. Her durumda yaratıcı bir buluş yapmada üstlerine yok.

        Misal, şu sıralar Suriye’den, Afganistan’dan, Afrika’dan kaçan mültecilerden buraya kapağı atanlar için ilginç “buralı yapma” yöntemlerinden birisini devreye sokmuşlar.

        Ülkeye ulaşmış mülteci çocuklar için kamplar kurulmuş. O kamplarda yaşayan çocuklardan birisini alan her aileye yaklaşık 40 bin kron, bizim paramızla yaklaşık 12 bin lira aylık bağlıyorlar.

        Çocuğu alıyorsun, kendi ailenin bir ferdi gibi bakıyorsun, devlet sana 12 bin lira maaş veriyor. Başka bir iş yapmana gerek yok!

        Şimdi çoluk çocuğu büyütmüş olan birçok Türk, Kürt, İranlı, Iraklı yani vakti zamanında bura vatandaşı olmuş aileler sıraya girmiş, mülteci çocukları alıp bakmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

        Alan memnun, veren devlet!

        Diğer Yazılar