Nevruz'da bir 'büyük hikâye' aramak!
Yarın 21 Mart...
Nevruz Bayramı...
Uzakdoğu ve Ortadoğu’da yaşayan birçok halkın, birçok kavmin ortak bayramı... Diriliş günü... Kışın uykuya dalan, kısa bir süre hayata ara veren doğada ne varsa, hepsinin üstündeki ölü toprağı silkeleyip yeniden, yeni bir hayata başladıkları gün...
Günler uzamaya, geceler kısalmaya başlar yarından itibaren... Su dala yürür, toprak uyanır, hava ısınır yavaş yavaş...
Doğada olan her şey insana da sirayet eder. İnsan da silkelenir.
O yüzden...
“Newroz piroz be!”
“Kutlu olsun nevruz” hepimize!
***
Eskiden bu kadar kaygıyla, korkuyla beklenen bir gün değildi Nevruz...
“İnsanlar şöyle güzel elbiseler giyer, şöyle yemekler yapar, bir yerlerde toplaşır yumurta tokuşturur, demir döver, ateşin üstünden atlar” diyerek, milyonlarca kez tekrarlanmış, artık herkesin ezberlediği birtakım klişe cümleler kurup kıymetli zamanınızı almak istemiyorum.
Bunları binlerce kez okumuş, duymuşsunuzdur.
Zaten bu da bizi bir yere götürmez.
Bazıları bugünü bir “baharı karşılama günü” olarak görmüş, bazıları “kırlarda koşma, eğlenme”, bazıları da “zulme başkaldırıp var olma” günü...
Bugünü bir “başkaldırı” günü olarak görüp ona “özel” bir anlam yükleyenlerin içinde bir kısım Kürt de var.
***
Her halkın macerası, aslında bir kök bulma, bir “genesis” arama macerasıdır. Geçmişe gidip mitolojide kendine bir kök arama arayışı, aslında insanoğlunun tarihi kadar eski bir arayıştır. Tarihin derinliklerinde bir mit, bir efsane bulup bu gününü o efsaneye, o mitlere dayandırmaya çalışmak, bir “hikâyeye” sahip olmaya çalışmaktır bir bakıma.
Ortadoğu halkları içinde uzak ve yakın dönemde, sahip çıkıp kutlayacakları bir “kurtuluş günü” olmayan halklardan birisi de Kürtlerdir.
Yani uzak ve yakın dönemde varoluşunu dayandırabilecekleri “özel bir hikâyeleri” yoktur.
O yüzden bunu Nevruz’a dayandırmak istiyorlar.
***
İşte son otuz yılda, 21 Mart’ı bu kadar “korkuyla beklenen” bir gün haline getiren şey, siyasi alanda var olan Kürtlerin Nevruz ile Demirci Kawa efsanesini iç içe sokup iki hikâyeden bir “büyük hikâye” yaratma gayretinin getirdiği şeydir.
İki omzunda çıkan iki yılanı insan kanıyla besleyen bir zalim krala başkaldırıp onu deviren Demirci Kawa’nın zaferinin 21 Mart gününe denk gelmiş olması efsanesini, günümüzde “zalime başkaldıran mazlum halkın” direnişinin tarihsel kökeni olarak göstermek, her ne kadar çok ikna edici değilse de, neredeyse elli yıllık bir geleneğe sahip olmuş olması, sözünü ettiğim “büyük hikâye” arama çabasında önemli bir mesafenin kat edildiğinin de göstergesidir.
Yani elli yılda hikâyenin oluşumunda bir “başarı” kazanılmadı değil.
Binlerce yıldan beri Nevruz’u “bahar ve diriliş” bayramı olarak kutlayan cümle Asya halkları, içlerindeki Kürtlerin bu günü özellikle kendileri için “bir kurtuluş günü” ilan edip “siyasi bir bayrama” dönüştürme gayretleri, aslında kendilerinin huzurunu ve mutluluğunu bozmadığı sürece, onların da çok itiraz ettiği bir şey değil, olmadı da.
Olsun, onlar öyle kutlarken, Kürtler de buna siyasi bir içerik kazandırsınlar. Yeter ki huzur bozulmasın, yeter ki bayrama kan bulaşmasın.
***
Ama ne yazık ki başta, 90’lı yıllardaki devletin “yanlış tutumu” sayesinde, çok uzun yıllar boyunca Nevruz bir şenlik gününden çok bir “kâbusa” dönüştü.
Devlet daha sonra tutum değiştirdi. Serbest bıraktı, hatta resmi olarak bayramı bile kutladı, Kürtlerin sevincine ortak oldu.
Ama bu kez PKK bu işi istismar etmeye başladı. Nevruz’u 21 Mart gününden çıkarıp bütün bir haftaya yaydı.
Bayramı halka “zehir ederek” onu kendi siyasi görüşlerini biraz daha yaymak için bir arena, bir alan olarak görmeye başladı.
Öyle ki savaşmakla bayram kutlamayı eşdeğer saydı.
15 Mart’tan 25 Mart’a kadar geçen on günlük süreyi bir “başkaldırı” dönemi olarak görüp “istismar” etti.
***
O yüzden hükümetin Nevruz bayramını, 21 Mart’ta Diyarbakır’da kutlamaya izin verip öteki yerlerde farklı günlerde “kutlamasına” izin vermemesi yerinde bir karardır.
21 Mart Nevruz bayramı, 21 Mart günü kutlanır.
Yani bayram bir gündür.
On gün süren bir bayram dünyanın hiçbir yerinde yoktur!