Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’na ne dediğini artık sağır sultan bile duydu.

        Burada bir de ben tekrarlamayayım; çok ayıp!

        ***

        Ağzında dil taşıyan herkes, aslında bir bakıma belasını da yanında taşır. “Dil-bela” ilişkisine dair o kadar geniş bir külliyat var ki halk kültüründe, şaşarsınız... Bülbülünden insanına, sanatçısından politikacısına dilinden “çekmeyen” çok az mahluk var yeryüzünde.

        Bir biçimde bir laf çıkar ağızdan insanın, toparla sonra toparlayabilirsen.

        Ağız bu torba değil ki büzesin!

        Laf bu, bir kez çıkar ağızdan. Ağızdan çıktıktan sonra da istediğin kadar büz dudaklarını... Olan olmuş, laf uçup gitmiştir.

        ***

        Kılıçdaroğlu’nun lafı, bu laflardan bir laf değil. Yani sehven söylenmiş bir laf değil. Boş bulunduğu bir anda aniden ağzından çıkıp arkasından kovaladığı, peşinden kovaladığı halde yakalayamadığı bir laf değil yani.

        Belli ki bilinçli söylemiş.

        Sonradan lafına sahip çıkma gayretine bakarsanız, kendince “az bile” söylemiş.

        ***

        “Halkçı” geçinen bütün “arkadaşların” ortak özelliğidir. Sabah akşam “halk” deyip dururlar. Hatta partilerinin içinde bile “halk” kelimesi geçer ama zerre kadar “halkı” anlamaz, tanımazlar.

        Geleneksel hayat, kültürü küçümserler.

        Halkın dilini horlar, kendi jargonlarını “halka” empoze etmeye çalışırlar.

        Yani anlayacağınız bütün hayatları boyunca “muhayyel bir halk” için mücadele ederler ama iş gerçek halkla hemhal olmaya gelince, gelip onun inancına, geleneğine, çoğu zaman diline çarparlar; o çarpmanın etkisiyle de sendeleyip bildiklerini de unuturlar.

        ***

        Halk kültüründe bir “yiğit”, başka bir “yiğidin” önüne yatar! “Önüne yatmak” bir deyimdir, kullananlar anlamını çok iyi bilir. “Erkekçe” bir laftır. Bir erkek, zor gününde bir başka erkeğin önüne yatar! Dara düştüğünde, başı belaya girdiğinde, bir erkek başka bir erkeğe siper olur, duvar olur, canını arkadaşının canına feda eder.

        Mertlik bunu gerektirir çünkü.

        Ama iş kadına gelince kazın ayağı hiiiiç öyle değildir.

        ***

        Bir kadın bir erkeğin önüne yatmaz! Halkın dilinde böyle bir deyim yoktur. Bu iş erkeklere mahsustur. Zor günde, bir çatışma anında, er meydanına çıktığında bir kadının bir erkeğin yanında pek yeri yoktur. Zaten geleneksel halk kültüründe kadın savaşın, kavganın olduğu yere gittiğinde, bırakın orada bir erkeğe siper olmak, duvar olmak, tam tersine orada o kavga, o savaş durur.

        Kadın barıştır çünkü.

        Zaten bir kadın bir erkeğin önüne yatar, yani ona siper olursa, her şeyden önce siper olduğu kişinin hanesine ayıp yazılır.

        “Kadının arkasına gizlendi” derler.

        Ayıplarlar...

        Geleneksel halk kültürü, bu durumu anlatan sayısız hikâyeyle doludur.

        Kılıçdaroğlu’nun en son okuduğu Yaşar Kemal’in “İnce Memed”inde bu durumun rafine örnekleri boldur.

        ***

        Kılıçdaroğlu’na naçizane tavsiyem.

        Uzun bir Anadolu seyahatine çıksın!

        Herkesle konuşsun, halka kulak versin. Uğradığı hiçbir şehirde, hiçbir kasabada, hiçbir köyde halk dilinde “erkeğin önüne yatan kadın” diye bir deyimin olmadığını bizzat kendisi görüp şaşıracak.

        Ve ne kadar ayıp, ne kadar nobran, ne kadar incitici, kadını ne kadar aşağılayıcı, ne kadar cinsiyetçi bir laf ettiğini görüp belki yüzü biraz kızaracak.

        ***

        Kızarmış bir yüz, Ramazanoğlu’nun şahsında aslında bütün kadınlarda açtığı “dil yarasına” merhem olur mu bilmem.

        Halk deyişidir; “dil yarası kılıç yarısına benzer”; kolay kolay iyileşmez.

        Ve çoğu zaman o yara, yaranın sahibini değil, yaralayanı vurur.

        ***

        Dil beladır.

        Kılıçdaroğlu arayıp buldu o belayı.

        Bakalım bu işin sonu ne olacak?

        Diğer Yazılar