Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen pazar günü Yıldız Sarayı’nın “Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi” olacağını yazdım ve yazım bir hayli ses getirdi...

        Sarayın devletin en üst makamına tahsis edilmesine karşı çıkanların bahanelerini bir tarafa bırakıyorum, zira “Boş kalsın, yıkılsın, perişan olsun, hattâ alâkasız yerlere bile tahsis edilsin ama devlet kullanmasın” zihniyetine birşeyler anlatabilmek hakikaten güç, hattâ imkânsızdır!

        Yazımın yayınlanmasından sonra okuyucularımdan gelen çok sayıdaki mesajda “Cumhurbaşkanlığı ofisi” kavramının “külliye” sözü ile ifade edilmesini nasıl değerlendirdiğim soruluyordu.

        Bence doğru ve makuldür, zira İstanbul’daki saraylardan geçmişte sadece isimleri ile değil, mutlaka bir başka ibare ile bahsedilmiştir. Meselâ, Topkapı Sarayı’nın ismi devletin merkezi olduğu asırlarda “Saray-ı Cedîd” veya “Saray-ı Âmire” dir; Dolmabahçe’ye de “Dolmabahçe Sarayı” değil, “Dolmabahçe Saray-ı Humâyûnu” veya sadece “Saray-ı Humâyûn” denmiştir.

        Saraylar geçmişte sadece hükümdarın ikametine ve bazı yerleri de idarî kadroya tahsis edildikleri ama halka kapalı tutuldukları için başka şekilde isimlendirilmelerine gerek görülmemiştir. Ama içerisinde kamuya açık kütüphane, toplantı salonları, ibadethaneler yahut yine halka açık başka mekânların bulunduğu yeni merkezlere “külliye” denmesi yerindedir; zira “külliye” sözü zaten bu çeşit mekânları ifadeye mahsustur. Türkçe’de asırlardır kullanılan bu kelime varken “Cumhurbaşkanlığı kompleksi” demek yahut kulak tırmalayan “yerleşke” lâfını kullanmak bence lüzumsuzdur!

        İLİM MERKEZİ İDİ AMA SONRA?

        Şimdi, Yıldız Sarayı’nın “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi” olması hâlinde yapılması gereken hayırlı bir işten, daha doğrusu kurtarılması şart olan bir kültür hazinesinden bahsedeyim:

        İmparatorluğun son senelerine kadar, Yıldız Sarayı’nda Türkiye’nin en zengin ama en şanssız elyazması kütüphanelerinden biri vardı. Kütüphane, Sultan Abdülhamid’in 30 küsur senelik iktidarı sırasında yavaş yavaş kurulmuştu. Kitapların çoğu satın alınmış, alımda son derece ciddî davranılmış, akademik bakımdan önemli ve sanat değeri yüksek eserler seçilmiş, başta Topkapı Sarayı Kütüphanesi olmak üzere önemli kitaplıklarda birkaç nüshası olan bazı elyazmalarının fazla olan nüshaları da Yıldız’a nakledilmişti.

        Sultan Abdülhamid’in talimatı ile kütüphaneye sadece elyazmaları değil, Avrupa’da eski asırlarda basılmış olan son derece nâdir eserler de getirilmiş, Türkiye’de yayınlanan ama bulunması çok zor olan nadir kitaplar da temin edilmiş, hükümdarın emri ile çekilen ve onbinlerce fotoğraftan meydana gelen “Yıldız Albümleri” de buraya konmuştu.

        EŞİĞE YATIP KURTARDI

        Derken 31 Mart hadisesi yaşandı, Selânik’ten İstanbul’a gelen Hareket Ordusu’nun patırtıyı bastırmasından hemen sonra Yıldız Sarayı yağma edildi, binbir emekle toplanmış olan eşyaların çoğu kapanın elinde kaldı ve sarayda yağmadan tek kurtulan yer, kütüphane oldu.

        Her biri mücevher gibi olan elyazmalarının nasıl olup da yağmalanmadıklarını geçen gün yazmıştım, kısaca tekrar edeyim:

        Abdülhamid’in “hafızkütübü”, yani kütüphane müdürü olan Kalkandelenli Sabri Efendi önde gelen bir Arnavut ailesine mensuptu, aynı zamanda şeyh idi. Hareket Ordusu’ndaki Arnavut birliklerin kütüphaneyi de yağmaya geldiklerini görünce eşiğe yatmış, “İçeriye girmek için önce beni çiğneyin” demiş, askerler gayet tanıyıp hürmet ettikleri Sabri Efendi’yi görünce “Aman şeyhim, estağfirullah” diyerek geri çekilmişlerdi!

        Sultan Abdülhamid’in kitapları işte bu şekilde kurtuldu. Cumhuriyet’in ilânından sonra Yıldız Sarayı’nın bir kısmı bir İtalyan şirketine kumarhane yapılması için verilip bazı binalar da başka kuruluşlara tahsis edilirken kütüphanenin Yıldız’da kalmasına gerek olmadığı düşünüldü. Kitapların tamamı İstanbul Üniversitesi’ne gönderildi, Bayezit’ten Süleymaniye’ye giden yolun üzerinde bulunan binaya yerleştirildiler ve binanın ismi de “Üniversite Kütüphanesi” oldu.

        Topkapı Sarayı Kitaplığı ve Süleymaniye ile beraber İstanbul’un en önemli üç elyazması kitaplığından biri halini alan Üniversite Kütüphanesi, kitabı “bilen” ve en önemlisi de “seven” idarecilerinin ve memurlarının sayesinde ilim dünyasına senelerce mükemmel şekilde hizmet verdi ama 1990’ların sonunda maalesef perişan edildi!

        Binayı önce 1999 depremi, sonra da 28 Şubat vurdu! Depremde hasar gören bina uzun süren bir restorasyondan geçti, ardından başına bir hanım profesör getirildi ve bu hanım, öğretim üyelerinin Atatürk rozeti takıp takmadıklarının soruşturulduğu günlerde eski Türkçe bütün kitapları sandıklara doldurup mahzene indirtti! Derken zamanın rektörüne gidip “Harf Devrimi’nden önce yayınlanmış bütün kitapları kütüphaneden kaldırdım hocam” diye bir de tekmil verdi!

        ASLÎ YERİNE GİTMELİ!

        Üniversite Kütüphanesi’nin tekrar toparlanması seneler sürdü ama kolleksiyonlar hiçbir zaman eski hâlini alamadı ve son senelerde de dijitalleşme merakının kurbanı oldu! Sultan Abdülhamid’in kitapları şu anda üniversitenin açtığı ihaleleri kazanan bilgisayar şirketleri için gelir kaynağıdır, İstanbul Üniversitesi’ne bağlı kitaplıklardaki elyazmaları güya dijital ortama aktarılıp kataloglanmaktadır ama bu işi konunun uzmanı olmayanlar yaptıkları için çekimler maalesef hiçbir işe yaramaz vaziyettedir.

        Bugün bu köşede Üniversite Kütüphanesi’nin gadre uğradığı ve paketlendiği günlerde, yani 2000’lerin başında çekilmiş bir fotoğrafını görüyorsunuz. Fotoğraftaki kolilerde bir eşi daha bulunamayacak olan kitaplar, yani Yıldız Sarayı’nın elyazmaları vardır ve Sultan Abdülhamid’in şimdi kör-topal ayakta tutulmaya çalışılan kütüphanesi, bir zamanlar işte böyle bodrumlara atılmıştır!

        Bunları neden mi yazdım? Geçmişteki hüzünlü macerasını artık az kişinin bildiği Üniversite Kitaplığı’nın, daha doğrusu Sultan Abdülhamid’in kütüphanesinin eski şaşaalı ve ilim merkezi olduğu günlere dönebilmesi için...

        Bunun tek yolu, seneler boyu her şekilde perişan edilen kütüphanedeki 18 bin 600 adet elyazmasının başına daha başka işlerin gelmemesi için tamamının ve onbinlerce fotoğrafın asıl yerine, yani yakında “Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi” hâline gelecek olan Yıldız Sarayı’na nakledilmesinden geçer ve bir “külliye”ye böyle bir kütüphane yaraşır!

        Diğer Yazılar