Son Dakika

Güzellik yarışmalarının ve eş bulma programlarının öncüsü, 1925’te Gezi Parkı’nda yapılan ‘bacak’ yarışmasıdır

19.02.2017 - 00:06 | Güncelleme:

 

İşte, Türkiye’nin ilk ve belki de en tuhaf yarışması: Beşiktaş Klübü 4 Eylül 1925 akşamı Taksim Bahçesi’nde, yani şimdiki Gezi Parkı’nda bir “Güzel Bacak” ve “Dans” müsabakası düzenledi. Dört hanımın katıldığı yarışmanın jürisi, hanımların diz altlarından ayak bileklerine kadar olan kısımları ve baldırlarını değerlendirerek Amerikan Koleji’nde okuyan Enise Hanım’ı “en güzel bacaklı kadın” seçti, “Dans Müsabakası”nı da Nadide Hanım ile ismi açıklanmayan erkek arkadaşı kazandı.

Televizyonlardaki evlilik programları pek bir revaçta... Biri bitmeden öteki başlıyor; çiftlerin, özellikle de ekranlarda müstakbel kocalarını arayan hanımların ilk soruları, “Geliri ne kadar? Oturduğu ev kendisinin mi?” oluyor, derken kavga, gürültü vesaire çıkıyor, ortalık birbirine giriyor ve bu hır-gür dolu anları seyirciyi mestediyor...

Türkiye’nin çiftlerin katıldığı programlarla yahut yarışmalarla ne zaman tanıştığını bilir misiniz?

1920’lerde...

AYAKLANMA, İDAM VE YARIŞMA

O senelerde evlenmek isteyen erkekle kızın birbirlerini milletin önünde tanımaya çalışmaları, hele çarşıdan fasulye alırcasına herkesin gözü önünde evlilik pazarlığı yapmaları akla bile gelmezdi ama başka maharetlerini, meselâ danstaki becerilerini gösterebilirlerdi ve bu işin teşhir mekânı da yarışmalar idi.

Türkiye, 1920’lerin ikinci yarısından itibaren birçok alışılmadık, eski devirlerde hepsi birarada yaşanmamış hadiselere şahit oluyordu: Bir tarafta ayaklanmalar, yeni rejime başkaldırılar, bol bol idam cezası veren mahkemeler, inkılâbın liderleri için yazılan güzellemeler, sosyal hayatta ardarda gelen inkılâplar, diğer tarafta da sık sık yapılan dans, ses ve güzellik yarışmaları vardı...

İşte, Amerikan Koleji öğrencisi Enise Hanım’a ait olan ve Türkiye’nin seçimle belirlenen ilk “güzel bacakları”!

KADININ ADI VAR, ERKEĞİN YOK

Bu yarışmaların ilklerinden biri 1925 Eylül’ünde düzenlenen “Güzel Bacak” ve “Dans” müsabakaları idi ve yarışmanın öncülüğünü Beşiktaş Klübü yapıyordu...

Klüp 1925’in 4 Eylül akşamı Taksim Bahçesi’nde, yani şimdiki Gezi Parkı’nda bir eğlence tertip etti. O gece güzel bacak ve dans yarışmaları da yapıldı, dört hanımın iştirak ettiği ve jürinin diz altından ayak bileğine kadar olan kısımları, özellikle de baldırları değerlendirerek karar verdiği “Güzel Bacak Yarışması”nı Amerikan Koleji’nde okuyan Enise, “Dans Müsabakası”nı da Nadide Hanım ile erkek partneri kazandılar.

Tuhaf olan taraf, hanımın isminin verilmesi ama erkeğin adının söylenmemesi idi!

Yarışmanın halka duyurulmasının öncülüğünü Cumhuriyet Gazetesi üstlenmişti. Gazete, 6 Eylül 1925’te “Memleketimizde ilk defa yapılan bir müsabaka. Evvelki akşamki Güzel Bacak Müsabakası’na dört hanım iştirak etti” başlığı ile verdiği haberde bacak yarışmasını ve neticesini okuyucularına şöyle duyuruyordu:

“...Beşiktaş Klübü tarafından Taksim Bahçesi’nde tertip edilen bahçe eğlencelerinde bir de ‘Güzel Bacak Müsabakası’ mevcut olduğunu yazmıştık. Memleketimizde ilk icra edilen bu müsabakaya baldırlarının güzelliğinden çok emin ve mağrur dört hanım katılmıştır. Müsabakaya bu kadar az hanımın iştirak etmesi İstanbul’da güzel bacak ve baldırların azlığından değil, fakat pek yeni olan böyle bir yarışmaya güzel baldır sahibi her hanımın katılma cesaretini gösterememesindendir. Gerçi son moda elbiselerin diz kapaklarına kadar kısalan etekleri hergün herkesin bakışlarını devamlı olarak bir bacak müsabakasının hakemi yaptırmaktadır ama, ortaya ‘müsabaka’ sözü girince fazlaca utangaç olanların cesaretinin kırılması pek tabiidir.

Her ne hâl ise, bacak müsabakasına iştirak eden dört kadın arasında birinciliği Enise Hanım isminde Amerikan Kolleji’nde okuyan bir küçük hanım kazanmıştır.

O gün ‘Türk Hanımları Kıyafeti Revüsü’nde de çağdaş Türk hanımını temsil eden Enise Hanım şimdi ‘İstanbul’un en güzel bacaklı kadını’ olmakla iftihar edebilir.

Dans müsabakasına iştirak eden çiftler arasında da Nadide Hanım ile arkadaşı birinciliği kazandılar”

Sonraki senelerde güzellik yarışmalarının yapılmasına başlandı ve Türkiye’nin ilk resmî güzellik müsabakası, 1929’da düzenlendi. Yarışmaya katılabilme şartları da enteresandı: Barlarda çalışmamak; namuslu, evlenmemiş ve Türk teb’asından olmak, 18 ile 25 yaş arasında bulunmak...

Taksim Bahçesi’nde 4 Eylül 1925’te yapılan “Güzel Bacak” ve “Dans” yarışmalarını anlatan gazete haberi.

‘TOMBUL’ VE ‘SİVRİSİNEK’

O sene ve daha sonra yapılan yarışmaların jürilerinde kimler yoktu ki... Halid Ziya, Hüseyin Rahmi ve Cenap Şehabeddin gibi zamanın en meşhur yazarları, “şâir-i âzâm” Abdülhak Hamid ile eşi Lüsyen Hanım, ressamlardan İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Namık İsmail, müzisyenlerden Cemal Reşid, Muhiddin Sadık ve Mesud Cemil, devrin önde gelen gazetecileri ve daha pekçok meşhur isim...

Güzelleri ellerinden tutup jürinin önüne Peyami Safa götürüyordu!

Türkiye’nin ilk resmî güzellik kraliçesi 2 Eylül’de seçildi: Kraliçe, gazetenin ifadesi ile “orta boylu, kıvırcık lepiska saçlı, altın gözlü, beyaz tenli, narin ve zarif endamlı” Feriha Tevfik Hanım olmuş; Semine Hanım ikinciliği, Madmazel Araksi de üçüncülüğü elde etmişlerdi.

1930’un güzellik kraliçesi müsabakası, ilk yarışmadan dört ay sonra yapıldı. 10 Ocak gecesi Beyoğlu’ndaki Turkuvaz Gazinosu’nda verilen ve siyasetçilerin, paşaların, bazı yabancı büyükelçilerin ve İstanbul sosyetesinin iştirak ettikleri Güzellik Balosu’nda yirmi hanım finale kaldı, 12 Ocak’ta da finalistler arasından Mübeccel Namık Hanım kraliçe seçildi.

O seneki yarışmaya tekrar girmiş olan önceki senenin kraliçesi Feriha Tevfik Hanım ise, yeniden seçilemediği için hiddetlenmişti. Bir sene önce aldığı unvanı Mübeccel Namık’a hiç de istemeyerek devrederken etrafına “Bula bula bu şişkoyu mu seçtiler?” diyor, 70 kilo olan Mübeccel Namık da, Feriha Tevfik’in zayıflığını kastederek “Tombulluğu sivrisinekliğe tercih ederim” cevabını veriyordu.

Mübeccel Hanım’ın kilosu hakkında fazla konuşulmuş ve yeni kraliçe biraz “etli” bulunmuş olmalı ki, tenkidlere karşılık vermek Peyami Safa’ya düştü. 14 Ocak günü Cumhuriyet’teki köşesinde bazı eleştirilere cevap verirken “Kraliçe biraz fazla etli değil mi?” diye soruyor ve kendi sorusuna “Vücudun iskeleti son derece uygundur. Hakem bunu tedkik etmiştir. Kalabalıktan, sıcaktan, heyecandan, güzellerin vücutlarında biraz yorgunluk, gevşeklik ve rehavet bulunması pek tabiidir” cevabını veriyordu.

İlk güzellik yarışmalarında adaylar bir masanın üzerine çıkartılır, jüri de etrafındaki sandalyelere otururdu.

DEVRİMİN ZAFERİ: KRALİÇELİK

Peyami Safa güzellerin fotoğraflarından daha güzel olduklarını da yazacak, “Çünki fotoğraf denilen hain ve soğukkanlı makine güzellerimizin, bilhassa kraliçemizin renklerini, gözlerinin ve tavırlarının her an değişen mânâlarını tesbit edememiştir” diyecek ve Mübeccel Namık Hanım’a “alenen biat ettiğini” söyleyecekti!

Güzellik yarışması, dönüp dolaştı ve siyasî kimlik kazandı. Yapılan ve yapılacak olan müsabakalar Türkiye’ye devrimlerin armağanı idi! Mübeccel Hanım’ın Paris Operası’nda düzenlenen Avrupa Güzellik Müsabakası’na katılmak için 29 Ocak 1930’da babası ile beraber İstanbul’dan yola çıkmasının ardından Yunus Nadi, “Haremden gümüş köprüye” başlığı ile ve Mustafa Kemal’e ithaf ettiği yazısında “Dün harem, yarın Paris Operası’nın gümüş köprüsü... Gazi! Bunları hep sana borçluyuz. Teşekkür ederiz!..” diyordu...

Yazının başında da söyledim... Evlenmek isteyen erkekle kızın milletin önünde birbirlerini tartmaya çalışmaları yahut evlilik pazarlığına girişmeleri o senelerde akla bile gelmezdi. Ben, Türkiye’de düzenlenen ilk yarışmaları hatırlatmak istedim, o kadar...

ATATÜRK'ÜN AİLE KAYITLARINI BULAN YUNAN TARİHÇİNİN KİTABI NİHAYET YAYINLANABİLDİ! 

Yunan tarihçi Prof. Vasilis Dimitriadis’in yıllar önce bulduğu Atatürk’ün ailesi ve Selâ- nik’te doğduğu ev konusundaki belgeler, Türk Tarih Kurumu tarafından kitaplaştırıldı. Dimitriadis, “Bir Evin Hikâyesi. Selânik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün Evi ve Ailesi Hakkında Türkçe ve Yunanca Belgeler” isimli eserinde Türkçe ve Yunanca çok sayıda arşiv belgesine yer veriyor.

Otuz yıl boyunca Selânik’teki Makedonya Devlet Arşivleri’nin başında bulunan Prof. Dimitriadis, eserini Türk Tarih Kurumu’na ulaştırılması için bundan seneler önce Selâ- nik’teki Türk Konsolosluğu’na vermiş ama her ne oldu ise olmuş ve müsveddeler kaybolmuştu!

Prof. Dimitriadis’in kitabı.

6 NUMARADAKİ ‘PEMBE EV’

Dimitriadis, kitabında Selânik’te Koca Kasım Mahallesi Numan Paşa Sokak 6 numarada bulunan ve Atatürk’ün doğduğu bina olarak bilinen “Pembe Ev”in yanısıra aynı sokaktaki dört evin daha Ahmed oğlu Ali Rıza Efendi’ye, yani Atatürk’ün babasına ait olduğunu anlatıyor ve Ali Rıza Efendi hakkındaki arşiv kayıtlarına yer veriyor.

Prof. Dimitriadis’in Atatürk’ün nüfus kaydı ve Selânik’teki hayatı hakkında çok önemli bir çalışma yaptığından seneler önceki yazılarımda sözetmiş ve eserinin yayınlanmasından sonra hemen tanıtacağımı yazmıştım. Bu çok önemli kitabı daha geniş şekilde yazmak isterdim ama yayından dün akşam bu sayfanın yapılmasının ardından ve geç saatlerde haberdar olabildiğim için şimdilik bu kadar yazabiliyorum.

Sözünü ettiğim kitap, uzun zamandır anlatmaya çalıştığım bir hususu maalesef doğruladı: Üniversitelerimizdeki yüzlerce İnkılâp Tarihi hocasının “Senin mavi gözlerinin verdiği heyecanlaaaaa!....” gibisinden sözler etmekten başka bir iş yapmadıklarını, Atatürk’ün doğumu ve ailesi hakkındaki en önemli kayıtları ortaya çıkartma işinin bu konuda daha önce önemli bir yayın yapmış olan Mehmet Ali Öz adında emekli din adamının ardından Yunan Prof. Dimitriadis’in kitabı. tarihçi Prof. Vasilis Dimitriadis’e düştüğünü...


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300