Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        JOHN Godolphin Bennett, veya yakın tarih kitaplarındaki ismi ile “Yüzbaşı Bennett” yahut “İşkenceci Bennett”, 1920’lerin işgal İstanbulu’nun en meşhur simalarından idi. İngiliz işgal birliklerinin önce irtibat, sonra da istihbarat subaylığını yapmıştı ve Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gidişi sırasında Bandırma Vapuru’nun Karadeniz’e açılabilmesi için almak zorunda kaldığı İngiliz vizelerinin altında onun imzası vardı.

        İşgal senelerinde yedeksubay olan Bennett savaştan sonra terhis edilince hayli maceralı bir hayat sürmüş, sonraları tasavvufa merak salmış, hattâ İngiltere’de bir tekke bile açmıştı. Türkiye ile münasebetini hiç kesmedi, gençliğinde işgal subayı olarak bulunduğu İstanbul’a sonraları kültürel maksatlarla ve tekke ziyaretleri için defalarca geldi.

        1973’teki son gelişinde katıldığı bir “ev faslı”nda, yani evlerde yapılan alaturka musiki toplantılarından birinde artık yaşlandığını söylemiş ve dostlarından kendisine birkaç günlüğüne refakatçilik yapacak bir genç bulmalarını rica etmişti.

        O sırada 18 yaşında idim ve tarihe merakımı bilen dostları Bennett’e “refakatçi” olarak beni uygun gördüler...

        Bennett ile İstanbul’da günlerce dolaştık. Bazı tekkelere, gençlik senelerini geçirdiği mekânlara, hattâ yarım asır önce tanıştığı ve o sıralarda artık seksenlerinde olan eski hanım arkadaşlarının çay davetlerine beraber gittik...

        ADAM BULAMAMIŞLAR...

        Günler boyu ben sordum, o anlattı... İşgal İstanbul’u, Kroker Oteli, Sultan Vahideddin, Damad Ferid Paşa’nın aptallıkları, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun yolculuğu, General Milne ile General Harrington ve Sevr dönemi ile ilgili “temel” diyebileceğim ilk bilgilerimi bu “birinci derece kaynaktan”, yani Yüzbaşı Bennett’ten edindim!

        Bir gün Sevr öncesinde yapılan temaslardan bahsettiği sırada “Müttefikler Anadolu’da bir Ermenistan kurulmasını kabul etmişlerdi ama Kürtler’in talepleri niçin reddedilmişti?” diye sorduğumda “Devlet kurduracak adam bulamamıştık” demişti:

        “Bir Kürt devletinin kurulmasını İngiltere de arzu ediyordu. Bunun için Kürt gruplar ile görüşmeler yaptık ama temaslarımızın daha en başında bu işin mümkün olamayacağını anladık. Bütün gruplar birbirleri ile didişiyordu. Devletin başına geçecek bir isim bulamadık! Kimin ismi üzerinde dursak diğerleri hemen karşı çıkıyordu. Ermeniler’in arasında ise anlaşmazlık yoktu. Ermenistan’ın kurulmasına bu sayede hemen karar verildi ama Kürdistan işinden mecburen vazgeçildi!”

        Mesud Barzani’nin yaptırdığı referandum ile yeniden başlayan bağımsız Kürdistan süreci, Birinci Dünya Savaşı’nın nihayetindeki bu çalışmaların günümüze uzanan halkasıdır!

        BU İŞ İCAZETSİZ OLMAZ!

        Osmanlı dönemindeki Kürt siyasî hareketlerinin temsilcileri savaşın galiplerinin dünyaya yeni bir nizam getirmek için 1919 Ocak’ında Paris’te düzenledikleri konferans ile Sevr öncesindeki bütün hazırlık toplantılarına bağımsızlık talepleri ile katılmış, o devrin Amerikan Başkanı ile Avrupalı liderlere sık sık mektuplar göndermişler ama Yüzbaşı Bennett’in de söylediği gibi kendi aralarında anlaşamadıkları için galiplerden bağımsız bir Kürdistan izni çıkmamış ve hayal bugünlere kadar devam etmiştir!

        Mesud Barzani şimdi bu hayali hakikat haline getirmeye çalışıyor ama geçmişteki tecrübeler gözönüne alındığında böyle bir işe kendi başına kalkışmasının, yani bir yerlerden destek almadan bağımsızlık ilânı yoluna girmesinin mümkün olamayacağı da belli oluyor.

        Burada önemli olan, Barzani’ye bu desteği kimin yahut kimlerin sağladığıdır!

        Meselenin bir başka tarafı daha var:

        Tarihi boyunca Arap, Türk ve İranî unsurlara ait devletlerin hüküm sürdüğü Ortadoğu’da 1948’de başka bir devlet kurulmuş, yani İsrail ortaya çıkmış ve bölgenin dengesi baştan aşağı değişmişti...

        Barzani’nin kurmayı hayâl ettiği Kürt devleti ile bu dengeler bambaşka bir şekle bürüneceğine göre, yeni bir devlet çabasının ilk adımı olan referandumun bir yerlerden icazet alınmadan yapılması mümkün değildir ve Türkiye öncelikle bu girişimlerin ardındaki hazırlıkları ortaya çıkartmak, nihaî politikasını da ondan sonra belirlemek zorundadır.

        Diğer Yazılar