Son Dakika
25.03.2018 - 04:04 | Güncelleme:

90 küsur senelik arayış: İstiklâl Marşı’nın bestesini 1924’te Mustafa Kemal de değiştirmek istemişti

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstiklâl Marşı için yeni bir beste gerektiğini söylemesinin ardından bir başka
marş arayışı ile beraber “İstiklâl Marşı’nın değiştirilip değiştirilemeyeceği” tartışması başladı. Bugün bu konu ile ilgili önemli bir belgeyi yayınlıyorum: Cumhuriyet Arşivleri’nde bulunan bu belgeye göre 1924’te Reisicumhur Mustafa Kemal’in ve hükümet üyelerinin imzaları ile çıkartılan bir kararnamede daha önce çok sayıda müzisyenin bestelediği farklı İstiklâl Marşları’nın yerine Paris, Viyana yahut Napoli Konservatuvarları’na yeni bir marş sipariş edilmesi düşünülmüş ama kararname bürokrasiye takılmış ve fırsat bulunup uygulanamamış! 

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta İstiklâl Marşı’ndan bahsederken “En büyük üzüntüm bu emsalsiz marşın hakiki mânâsını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış, bulunamamış olmasıdır” demesinin ardından bir marş tartışması ve yeni marş arayışları başladı...

Hattâ, bazı vatandaşlarımız Âkif’in şiirini, sözleri Hazreti Peygamber zamanından kaldığı söylenen ama müziğini Mısırlı bestekâr Riyad el Sunbati’nin 1972’de yine Mısır’ın meşhur sesi Ümmügülsüm için yaptığı “Sülâsiye el-Mukaddese” isimli uzun eserin bir bölümü olan ve Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad’ın 1976’da çevirdiği “Çağrı” filminde de kullanılmasının ardından Müslüman âleminin en meşhur melodilerinden biri hâline gelen “Talâal bedru aleyna”ya uyarlamaya çalışarak okumaya başladılar...

Yani, İstiklâl Marşı’nın Hazreti Muhammed’in devrine ait bir ilâhinin nağmeleri ile okuduklarını zannederlerken aslında Mısırlı bir bestekârın eserini terennüm ettiler!

Önce, bugün icra edilen ve sözleri Mehmed Âkif Ersoy’a, bestesi de Zeki Üngör’e ait olan İstiklâl Marşı hakkındaki şahsî düşüncelerimi yazayım:

- Marş melodi olarak güzeldir, hoştur, sanatlıdır ama nağmeleri alışık olduğumuz mehter gibi askerî musiki örneklerinin aksine “bize” değil, “batıya” aittir ve ihtiva ettiği ses aralıkları bakımından da icrası gayet zordur! Düzgün okunabilmesi ciddî bir musiki eğitimi gerektirir, üstelik üzerine güfte giydirildiğinde tuhaflaşır; söz müziğe, müzik de söze uymaz, birbirini iteler, yani “prozodi” bozuktan öte bir hâle gelir ve “larda yüzen”, “ocak obe”, “raaa helâl” gibi tuhaf ibâreleri haykırmak zorunda kalırsınız.

- Âkif’in şiiri mânâ ve âhenk olarak muhteşemdir; bir milletin istiklâlini elde edebilmek maksadıyla giriştiği mücadelenin maddî ve manevî bütün hissiyatını barındırır, edebî bir âbidedir ama “güfte”, yani bestelenmek üzere yazılmış nisbeten hafif manzumeler gibi değildir, saltanatlıdır ve ağırdır. Zaten “şiir” ile “güfte” birbirinden farklı edebî formlardır, her şiir “güfte” özelliklerini taşımaz, bestelenmeye gelmez ve divan edebiyatımızın meşhur ve sanat bakımından önde gelen örneklerinden pek çoğunun bestelenmeyip “şiir” olarak kalmalarının sebebi de budur. Önemli şairlerin, meselâ Mehmed Âkif’in yanısıra Necip Fazıl’ın şiirlerinin çoğu ezbere bilinir ama güfte olarak bestelenmiş ve nağmeleri dillerde dolaşan eserleri yok gibidir, zira “güftekâr” yani “şarkı sözü yazarı” değil, “şair”dirler!

İşte, Zeki Üngör’ün bestesinin Akif’în şiiri ile uyum sağlayamamış olması, okunuşundaki zorluk ve daha da önemlisi nağmelerinin bize hâlâ “yabancı” gelmesi yüzünden neredeyse doksan küsur seneden buyana İstiklâl Marşı’nın değiştirilip değiştirilmemesi meselesini tartışıyoruz!

Şimdi de İstiklâl Marşı’nın kabulü ile ardından yaşananlar hakkında bazı bilgiler vereyim:

- Büyük Millet Meclisi’nin açtığı “millî marş” yarışmasına 724 adet şiir gönderildi ama hiçbiri beğenilmedi ve Mehmed Âkif’e rica edilerek yazdırılan “İstiklâl Marşı”, Meclis’in 12 Mart 1921’deki oturumunda “millî marş” kabul edildi.

- Meclis, Âkif’in şiirini hemen Türkiye’nin dört bir tarafındaki, hattâ o sırada işgal altında bulunan İstanbul’daki bestekârlara da gönderdi ve şiirin bir anda birbirinden farklı çok sayıda bestesi ortaya çıktı. Bu bestekârlar arasında o sırada “Muzıka-yı Hümâyun”un yani İstanbul’daki saray orkestrasının şefi olan ve ileride “Üngör” soyadını alan Osman Zeki Bey de vardı. Ertesi sene orkestrası ile beraber Ankara’ya çağırılan Osman Zeki Bey’in bestesinin resmî törenlerde “millî marş” olarak çalınmasına başlandı.

- Büyük Millet Meclisi, millî marşın belirlenebilmesi için 1923 ilkbaharında İstanbul’da bir beste yarışması açtı ve Maarif Vekâleti 5 Ağustos’ta birinciliği Ali Rıfat Çağatay’ın bestesinin aldığını duyurarak Başbakanlık’tan resmî makamlara bu konuda talimat göndermesini rica etti.

- Ali Rıfat Bey’in eserinin kabulü ile marş kargaşası son bulmadı ve bestekârlar yaşadıkları şehirlerde kendi eserlerini çaldırmaya başladılar. İstanbul’un Asya yakasında ve Batı Anadolu’nun İzmir dışında kalan yerlerinde Ali Rıfat Bey’in Acemaşiran makamındaki bestesi, İstanbul’un Rumeli yakasında Zati Arca’nın eseri çalınıyordu. Edirne’ye Ahmed Yekta Madran, İzmir’e İsmail Zühtü, Ankara’ya ise Osman Zeki Bey hâkimdi...

- 1930’ların başında ise önemli bir değişiklik yapıldı ve “millî marş” olarak Osman Zeki Bey’in, yani Zeki Üngör’ün bestesi çalınır oldu...

Ama, arşivlerde senelerden buyana aramama rağmen Zeki Üngör’ün eserinin, yani bugün okunan İstiklâl Marşı’nın ne zaman, hangi makam tarafından ve ne şekilde “millî marş” ilân edildiği hakkında bir belge bulamadım ve tek bir kayda olsun rastlamadım!

Hükümet, marş karmaşasının devam ettiği senelerde o zamana kadar bestelenen eserlerin hiçbirinin “kabul edilebilecek kuvvete ve kudrete sahip olmadıklarını”, yani açıkçası “işe yaramadıklarını” düşünerek bir kararname çıkarttı. 19 Mayıs 1924 tarihli olan, altında Reisicumhur Mustafa Kemal’in ve Başvekil İsmet Paşa ile hükümet üyelerinin imzalarının bulunduğu kararnamede “marşın Türk bestekârlar tarafından yapılmasının arzu edildiği halde bunun olmaması sebebi ile Türkler’in yanısıra Avrupalı müzisyenlerin de katılacakları yeni bir yarışma açılması, gönderilecek eserlerin Paris, Viyana ve Napoli Konservatuvarları’na yollanıp aralarından üç eserin seçilmesi ve bu üç marştan en hoşa gideninin ‘millî marş’ kabul edilerek bestekârına maddî ödül ile madalya verilmesi” öngörülüyordu.

Bakanlar Kurulu’nun 19 Mayıs 1924’te kabul ettiği, İstiklâl Marşı’nın üç Avrupa konservatuvarı tarafından belirlenmesini öngören ve Mustafa Kemal ile Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaladıkları kararname

(Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 30-18-01-1-9-26-12).

 

BU MAKALEYİ OKUYUN

Ama, kararname çeşitli bürokratik sebepler yüzünden uygulanamadı ve 1947’deki bir başka değiştirme girişimi de neticesiz kaldı! Marşın değiştirilememesinin sebebini ve çalışmaların ayrıntılarını merak ediyor iseniz, Konya Yazma Eserler Bölge Müdürü Bekir Şahin’in 2011’de çıkan “Mehmed Âkif, Millî Mücadele ve İstiklâl Marşı” isimli yayında yeralan “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri” başlıklı makalesini bulup okuyun...

ALATURKA ÜSTÂDININ CD’Sİ

İstiklâl Marşı’nın müziğinin değiştirilmesi bugün aslında imkânsız gibidir ama günün birinde değiştirilecek olduğu takdirde yeniden besteletmeye lüzum yoktur. Elimizde 1921 ile 1924 arasında bestelenmiş çok sayıda marş vardır ve “Ordumuz etti yemin”, “Ey şanlı ordu ey şanlı asker” yahut “Gafil ne bilir neşve-i pür şevk-i vegayı” gibi en meşhur mehter marşlarının bestekârı Muallim İsmail Hakkı Bey’in eseri bunların içerisinde bence en mükemmelidir.

Diğer bestekârlara ait İstiklâl Marşları’nı merak ettiğiniz takdirde de, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1996’da İstanbul Belediye Başkanı olduğu sırada alaturka musikinin zamâne üstadlarından Mehmed Güntekin’in yaptığı “Bestelenen Şiirleriyle Mehmed Âkif” isimli CD’yi dinleyebilirsiniz...

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 28 Mart 2018 Çarşamba 12:44
    iktidar politikası aklama mercii. sultan ama şöyle buyurdu: bizim gönlümüze nakşedecek bir marş değil. sonra kıvırdı tabi
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 11:23
    Teşekkürler Murat Bardakçı. Beynine ve kalemine sağlık.
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 11:00
    Hersey bitti tukendi simdide sıkıntınız istiklal marsı pes dogrusu pes
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 10:43
    Atatürk bir şey isteyecek ve o istek bürokrasiye takılacak, bun kim yazdıysa pes doğrusu.Atatürk isteseydi o iş mutlaka yapılırdı. Ortada bir yanlışlık var.
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 10:06
    :thumbsup:
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 08:56
    Murat Bey sizden bir ricam olacak Mehmet Akif Ersoy un oglunun sefalet icinde olmesiyle ilgili yazilarda bunlara bakilmasi gerektigi ile ilgili yorumlar oluyor.Calisabilecek bir insan ise neden calismamis bana bir sey olsa ogluma kizima bakacaklar mi yillardir calisiyorym hala da devam ediyorumben yanlis mi dusunuyorum bana bilgi verirseniz cok sevinirim
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 17:07
    Eyyy Murat! ATATÜRK diyeceksin ATATÜRK...
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 11:04
    Mustafa!... Mustafa!... Mustafa Kemal!.. Mustafa Kemal!.. Hadi bakalım klavye delikanlısı... nefarkı var?
  • Misafir 28 Mart 2018 Çarşamba 12:52
    1924 de ATATÜRK soyadini almamisti... Benim Cahil yurttasim.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 16:24
    Murat beyin iddiasının;“Marş melodi olarak güzeldir, hoştur, sanatlıdır ama nağmeleri alışık olduğumuz mehter gibi askerî musiki örneklerinin aksine “bize” değil, “batıya” aittir ve ihtiva ettiği ses aralıkları bakımından da icrası gayet zordur” doğru olduğuna inanmıyorum. Günümüz Türkiyesin’de yüzde kaçımız mehter nağmelerine alışıktır!
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 11:02
    İnanmasan inama birader... paşa gönlün bilir Ama Bardakçı doğru söylüyor. İnancına dayandığın için senin müzik diye bir derdin olmadığı da anlaşılıyor.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 16:10
    İSTİKLAL MARŞI'ndan herkes elini çeksin.önce tarih öğrenin.okuyun.ülkenin daha öncelikli işleri var.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 13:37
    M. Akif'in dediği gibi: Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın ! Nur içinde yat büyük şair ...
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 11:02
    M.akif bu sozu 1924_5 te yeniden istiklal marsi arayisinda olanlar icin söylemiştir.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 13:27
    Bir köşe yazısı içeriği olabilir ama ben memlekette çok daha önemli gündem maddeleri olması gerektiği fikrindeyim...
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 13:22
    2004 veya 2005 yıllarıydı Gökdeniz ve Necati'nin oynadığı İsrail Türkiye ümit milli maçında akustiği mükemmel Ramat Gan stadyumunda İsrail orkestrasının çaldığı milli marşımız muhteşemdi.Bence,birkaç yerdeki söz ve beste arasındaki uyumsuzluğun müzikologlar tarafından revize edilmesi sorunu çözecektir.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 13:20
    Yazıyı anlamadığını söyleyenlere şaşıyorum. Yazar en sonunda şu dönemde yeni bir beste yapılmasının gereksiz hatta imkansız olduğunu söylüyor. Onun yerine zamanında yapılan bestelerden birini teklif ediyor.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 12:34
    İstiklâl yaşayan bir millet değiliz ki ne demek istiklâl marşı, milli marş demek daha âhenkli.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 17:12
    Çok kkk doğru aynen katılıyorum sana Bu
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 11:23
    Atatürke niye soyadini kullanmayarak hitab ediyosun? Yiyosa simdiki cumhurbaskaninada öyle hitab et bakalim
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 12:54
    bahsi geçen tarihte soyismi kanunu yürürlükte olmadığı için olabilir mi!!?? bre cahil haberin tamamını okusaydın diğer şahsiyetlere de bu şekilde hitap ettiğini görürdün.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 14:12
    Tarihi litaratürde Mustafa Kemal Atatürk, 1916'da generalliğe terfi edene kadar Mustafa Kemal Bey'dir. 1916'da general olduktan sonra Mustafa Kemal Paşa'dır. Sakarya Savaşı'ndan sonra meclisin kendisine verdiği ünvanla Gazi Mustafa Kemal Paşa olarak o günün gazetelerinde yazılır. 29 Ekim 1923'de cumhurbaşkanı seçildiği için Reis-i cumhur Mustafa Kemal'dir. 1934'te soyadı kanunundan sonra Mustafa Kemal Atatürk'tür. Tarihi metinlerde özellikle bu tür ayrıntılara dikkat edilir.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 15:30
    Çünkü 1924'te soyadı kanunu henüz çıkmamıştı. Yani o dönem Reis-i Cumhur Mustafa Kemal'di. Daha sonra 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca Reis-i Cumhurumuz Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadının verilmesi kararlaştırılmıştır. Daha net bir ifadeyle 1934'ten önceki dönemden bahsedildiğinde Gazi Mustafa Kemal, 1934 sonrası dönemden bahsedildiğinde de Gazi Mustafa Kemal Atatürk demek daha doğru, hatasız bir ifade biçimidir.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 10:38
    Kimse yazmadan ben yazayım ve sorayım; Bir müzik olması gerekiyor mu? Şiir olarak gayet güzel, güzel bir şekilde nasıl okunacağını öğretsek, diğer ülkelerin marşlarının çalındığı ortamlarda biz de İstiklal Marşını şiir olarak okusak olmaz mı? Murat Abi, Kim icat etmiş bu müzik eşliğinde marş okuma işini, bir araştırman var mı bu konuda? Mecburmuyuz müzik eşliğinde okumaya, müzik konusunda biraz fazla beceriksiz olanlar da var aramızda, onlar mükemmel bir müzik yapsanız da zaten bunu söyleyemiyorlar, böyle insanlar da var aramızda, biraz da böyle düşünmek lazım. Kardeşim "biz İstiklal Marşını şiir olarak okuruz ve bu okuma süresince saygılı bir duruş içinde oluruz, müzik eşliğinde okumayız çünkü müzik şiirin içinde doğal olarak var olan ahengi bozuyor" desek bizi bulunduğumuz ortamdan dışarı mı atarlar? Siz şiiri besteleyerek şiire ihanet ediyorsunuz desek ne olur?
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 10:17
    "Hatırlat zira mümin için faydası vardır." Bu sabah okuduğum ve vurgusunu çok sevdiğim bir cümle..Farkındasınızdır eminim,göz açıp kapayıncaya kadar,İslam'da güncellemeden İstiklal marşı güncellemesine geçiverdik! Olağanüstü mucizevi koşullarda çok yüksek bedeller ödediğimiz bir bağımsızlık savaşı sonrası benimsenmiş olan milli marşımız, bestesi güftesiyle,günahı sevabıyla Cumhuriyetimizin soluğu,türküsü olmadı mı? Bizler 4-5 nesildir onunla büyümedik mi? Bu vefasızlık niye? Her söylendiği dinlendiğinde herbirimizin içini bir ortak coşku kaplıyorsa ,marş işlevini layığıyla yapıyor demektir.O artık bir Milli Miras olmuştur. "Nihansın dideden.."diye başlayan şarkıya benzer nice güzelim eseri sözlerini anlamasak ta beraber söylemiyor muyuz?Aslolan, bestenin güftenin ötesinde bir ortak ruh yaratmak ve eserin icrası sırası birbirimize sımsıkı sarılmak değil mi?
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 10:16
    marşımızdan herkes elini çeksin
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 10:13
    Yazıyı üç defa okudum.Ana fikri anlamadım.
  • Misafir 26 Mart 2018 Pazartesi 12:10
    Üç defa daha oku, anlamazsan bir üç defa daha oku,anlamazsan bir üç defa...
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 10:03
    Çok Teşekkür Ediyoruz.Sayende tarihi doğruları ediniyoruz.Özgür Adam
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 09:19
    Bazı şeyler zamanında yapılır cünkü o dönemki duygiuyu o dönemde yadayan sairi bestekarı en iyi verir. Mozart betowen gibi adamlar geldi gecti. Yasadıgımız dönemde varmı onlar gibi mars yazabilen? Demekki devir insanı kavramı diye bir sey var.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 08:27
    Suphi İleri’nin bilhassa şu satırları pek dikkate şayandır: “İstiklâl Marşı’nın bestekârı Bay Zeki’dir. Bu marş bestesini Bay Zeki’nin ne vakit ve kimin için hazırladığını bilenler çoktur. Bu beste yapılırken ortada ne istiklâl mücadelesi, ne millî heyecan, ne inkılâp ve ne de cumhuriyet vardı. Bay Zeki’nin eseri olan bu marşı Bay Minas armonize etti. Bu marşın nasıl ve niçin hazırlandığını bando şefi Bay Veli namında bir zat herkesten iyi biliyormuş. Hasılı Bay Zeki’nin bestesi herhangi bir şarkı için değildir ve söylenemez, okunamaz. Bu beste Âkif’in şiirine kör topal uydurulmuştur. Uydurulurken herhalde musiki ile edebiyatın alâkaları ya bilinmiyor, veyahut pek yanlış telakki ediliyordu”. Eğer Suphi Nuri’nin bu neşriyatı tam hakikati ifade ediyorsa açıkça söyliyebiliriz ki, yalnız bu sebep dahi bu marşın değiştirilmesine bizi icbar eder. Zira bu kadar fedakârlıklarla bu kadar büyük bir eseri başarmış bir milletin böyle ötesi berisi kırpılıp kesilerek halayık entarisini hatırlatan bir millî marşı olamaz. İstiklâl Marşı’na şairin cezbeye tutularak yazdığı eser güfte olabilir. Ve böyle bir güfteyi ancak vecd içinde, ruhuna sindire sindire yaratılmış bir musiki şaheseri orkestraların, fanfarların diline tercüme etmiş sayılabilir. Ve ancak böyle bir güfte ile böyle bir bestenin mes’ut imtizaç ve izdivacından doğacak bir millî marştır ki, bizi zaman zaman günün kötü hesaplarından, realitelerden koparıp, alarak göklere uçurabilir. Kahraman, istediği kadar kendi kendine “Ben realistim!” diye teşhis koysun, öğünsün. O, ilahî adamdır, romantik adamdır! Türk devleti, Türk sanatkârların, Türk milletine onun romantik tab’ına yaraşır kıymette bir eser verebilmelerine imkân bulmalıdır. Nizamettin Nazif, Haber Akşam Postası, 15 Mayıs 1937.
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 15:40
    Tamam da Sayın Nizamettin Nafiz şairin ölümünden 4,5 ay sonra neden bunları yazmış, neden şair hayatta iken kendisi ile bu konuları konuşmamış, fikrini sormamış, bu beste bu şiire oldu mu dememiş? Kıymetli şair Mehmet Akif Aralık 1936 da vefat edince mi bunlar aklına gelmiş, 4,5 ay düşünnüp sonra mı yazmaya karar vermiş? insanın aklına birçok soru takılıyor doğal olarak. Bence şiir olarak mükemmel gerçekten, Mehmet Akif ne hissediyorsa şiire aktarmış, şimdi bu şiire beste yapabilmek için benzer bir ortamda aynı duyğuları yaşayan bir bestecinin var olması gerekiyor. Yani bu iş ısmarlama olmaz,...
  • Misafir 25 Mart 2018 Pazar 07:21
    Muhtesem bir yazi tesekkurler murat bey
Kalan karakter : 2000