Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gazetelerde, özellikle de köşe yazarları arasında birkaç günden bu yana bir fasıl muhabbetidir gidiyor. Aydın Bey'in Hilton'daki fasıl davetinden sözediyorum... Yazarlarımız, o gece konusunda ikiye ayrılmış haldeler: Gidenler, "Aman ne geceydi!" diye medh ü senâ yarışındalar. Orada olmayı çok istedikleri ve bunun için her türlü yolu denedikleri halde kendilerini bir türlü davet ettiremeyenler ise küskün ve bir vesileyle kızgınlıklarını ifade etmedeler. İşin asıl önemli tarafından bahseden, pek yok... "Fasıl", malûmunuz, musiki ile alâkalıdır, bir fasıl gecesinde siyaset yahut sen-ben meselesi yoktur, sadece musiki yapılır. Ama, Aydın Bey'in fasıl daveti hakkında yazılanlarda musikinin bahsi neredeyse hiç geçmiyor ve o gece, yakın geçmişimizi ve bazı âdetlerimizi bilmeyenlerin yahut unutanların kalemiyle, tatsız bir magazin haberi haline getirilmiş halde. Servet sahiplerinin ve musikiye meraklı devlet büyüklerinin nadiren değil, sık sık, meselâ bir veya iki haftada bir fasıl tertip etmeleri, bizde çok eski bir âdetti.

        FASIL, EVDE YAPILIR

        Tabii, o davetlerle Hilton'daki meşhur fasıl arasında çok önemli farklar vardı: O zamanın zenginlerinin ve devlet büyüklerinin içerisinde müziği ciddî şekilde sevenlerin yanı sıra bestekâr seviyesinde profesyonel müzisyenler de bulunurdu ve bu davetlere boy göstermek için değil, ciddî musiki icra etmek yahut dinlemek için gidilirdi. Ve en önemli fark, fasılın böyle otellerde falan değil, evlerde olmasıydı. Davet sahibi kuş sütünün bile eksik olmadığı sofralar hazırlatır, hattâ kendisi ve hanımı başlangıçta ikramı bizzat yaparlar ve misafirperverliklerini azamî ölçüde gösterirlerdi. Dolayısıyla fasıllar medyatik bir hadise yahut magazin konusu halini almaz, ruhlara sükûn veren ciddî bir musiki hatırası olarak kalırlardı. Hattâ, Türk Müziği'nin bugün en zarif ve en seçkin eserlerinden kabul edilen bazı çok meşhur besteler, ilk defa bu davetlerde icra edilmişti. Birkaç örnek vereyim: Bir devrin unutulmaz Maarif Vekili, yani Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda da bestekârı Hasan Âlî Yücel, Suzinak'tan bestelediği bir şarkısını ilk defa 1940'larda, o zamanın zenginlerinden Abdullah Özgermi'nin evindeki bir fasılda okumuştu. "Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz / Sen saçlarını serdiğin akşam seher olmaz" sözleriyle başlayan şarkıyı, o davette bulunan sanatkârlar daha sonra meşhur edeceklerdi.

        ENTELEKTÜEL DAVETLER

        Mesud Cemil'in Nihavend makamındaki meşhur Saz Semaisi de, 1950'li senelerde, İstanbul'un en zengin ailelerinden olan İpekçiler'in evinde tanburla ilk defa bizzat bestekârı tarafından icra edilmişti. Eseri o gece orada bulunan bir başka meşhur müzisyen, Mesud Bey'in talebesi Ercümend Batanay notaya almış ve Batanay'ın birçok yerde icra etmesiyle, semai, repertuvarın en önemli eserlerinden biri olmuştu. Ben, bundan senelerce önce böyle fasılların bazılarına yetiştim. Davetliler arasında işadamları, siyasetçiler ve zamanın çok önemli bazı gazetecileri de vardı ama fasıl gecelerinde olanlar ne gazetelerde yazılırdı, ne de konuşulurdu; zira, bu geceler olağan birer entelektüel davetten ibaretti. Hilton'daki mâlûm fasıl gecesi, bence, iyi bir sosyolog için toplumdaki değişmeyi gözler önüne sermesi bakımından son derece ilginç ve önemli bir araştırma konusudur!

        Diğer Yazılar