Son Dakika

Kaşıkçı cinayetinden hayretteyiz ama torunu olan 19 yaşındaki kızı bile öldürtenlerle karşı karşıyayız!

22.10.2018 - 03:18 | Güncelleme:

 

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki konsoloslukta katledilmesinin tüyler ürperten ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve “Adamlar böyle bir cinayeti işlemeye nasıl cür’et edebilirler?” deyip şaşırıyoruz…

Hayrete düşmemizin sebebi, Suudi Arabistan’ın hâkimi Suud Hanedanı’nın geçmişte de bu şekilde küstahça teşebbüslerde bulunduğunu, hattâ aile mensubu olan 19 yaşındaki bir kadını bile gözlerini kırpmadan öldürdüklerini bilmememiz…

Size, Suudi prenslerin geçmişte azmettirdikleri bu cinayetlerden birini, Prenses Mişaal binti Fahd bin Muhammed el-Saud’un 1979’da katledilmesini anlatayım…

Mişaal, Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz’in büyük oğlu Muhammed’in oğullarından Fahd’ın kızıydı. Dedesi olan Prens Muhammed, Kral Abdülâziz’in hayattaki en büyük oğullarından olmasına rağmen aile konseyi taht ile bağdaşmayacak bir hayat sürdüğü ve alkole de fazla düşkün olduğu için kral olmasını istememişti ve tahtta küçük kardeşlerden biri, Halid vardı…

1958’de doğan Mişal, ailesine iyi bir eğitim görmek istediğini söyleyince Beyrut’a gönderildi, oradaki Amerikan Üniversitesi’ne kaydettirildi ve kalması için sahilde küçük bir villa kiralandı. Genç prensese Suudiler’in Lübnan Büyükelçisi Ali Hasan el-Şair göz-kulak oluyordu. Sık sık elçiliğe davet ediyor, ihtiyaçlarını soruyor, yemeğe alıkoyuyor, sonra şoförüyle villasına gönderiyordu...

FACİA BEYRUT’TA BAŞLADI…

Büyükelçinin Beyrut’ta yaşayan bir de kuzeni vardı: Halid... Mişaal ile Halid zamanla birbirlerine içten içe, hoş birşeyler hissetmeye başladılar.

Günün birinde, Mişaal’a Riyad’dan bir telefon geldi. Arayan, büyükbabası Prens Muhammed idi. “Hemen buraya, Riyad’a gel!” buyurdu. Memleketine giden Mişaal babası yaşında zengin bir Suudi ile haberi bile olmadan nişanlandığını, nikâhının da kıyılmak üzere olduğunu öğrendi ama Suudi kadınlarında o senelerde hiç rastlanmayacak bir cesaret gösterip “Hayır!” dedi. Başkasını sevdiğini ve onunla evleneceğini söyledi, sonra da büyükbabasının huzurundan kapıyı vurup çıktı!

O sırada Halid de Riyad’daydı... O gece beraberce Cidde’ye kaçtılar ve Mişaal’in yıllar önce bağlandığı bir şeyhin evine gittiler. Genç prenses yalvardı, yakardı ve şehi Halid ile nikâhını kıymaya ikna etti...

Artık karı-koca olmuşlardı ama büyükbabanın varlığı tepelerinde kılıç gibi sallanıyordu... Gerdeğe bile giremeden kaçış plânı yaptılar. Mişaal saçlarını kestirip erkek kılığına girdi ve Cidde’nin dışındaki bir otele iki yabancı gibi yerleştiler. İki Ermeni hostesle anlaşmışlardı; ertesi bu hosteslerin yardımı ile ve başka kimliklerle havaalanına gidip hürriyete uçacaklardı...

Sabah otelden dışarıya adımlarını attıkları anda, karşılarında büyükbabanın silâhlı adamlarını buldular... Hostesler hemen orada öldürüldü ama Mişaal ile Halid havaalanına gitmeyi başardı; hattâ uçağa da bindiler ve motorlar tam çalışacağı sırada içeriye dedesinin adamları doluştu... Çığlık çığlığa haykıran çifti diğer yolcuların hayretten açılmış gözleri önünde uçaktan sürükleyerek indirdiler.

Mişaal ile Halid, Mişaal’in büyükbabası Prens Muhammed’in o zamana kadar bir dediğini iki etmemiş kadılardan birinin huzuruna götürüldü. Prens de oradaydı ve torununun yüzüne bir defa olsun bakmadı, sadece “Bunlar zina etiler. Şeriata göre ölmeleri gerekir!” dedi.

Kadı, senelerdir bir dediğini iki etmediği Prens Muhammed’e ilk defa o gün karşı çıktı; “Evlenmişler, ortada zina falan yok, dolayısı ile suçlu değiller” cevabını verdi.

Ama büyükbaba inat etmişti ve torunuyla damadının kellelerini istiyordu! Kral olamamasına rağmen Suud hanedanının en büyük prensi ve ailenin de reisi idi. Gözünü bile kırpmadı, aile reisi olarak “Her ikisi de ölecek” buyurdu.

Oysa nikâh aile büyüklerinden izin almadan kıyılmış bile olsa hiçbir hukuk sisteminde suç sayılamazdı ve Suud Ailesi’nin en büyüğünün emrinin yerine getirilmesi de şarttı!

Prens’in verdiği keyfî ceza, 15 Temmuz 1977’de Cidde’de infaz edildi ama infazdan önce gençlerin canlarının ne şekilde alınacağı tartışması çıktı. Mişaal, şeriata göre suçlu olmadığı için taşlanamazdı; üstelik devletin resmi cellâdına da teslim edilmesi mümkün değildi, zira kararı mahkeme değil, ailenin büyüğü vermişti.

Çözümü namluda buldular, Mişaal ile Halid bir otoparka götürüldü ve prensesin ensesine tek bir kurşun sıkıldı!

Sonra sıra Halid’ye geldi...

Karısının gözlerinin önünde katledildiğini görmüştü, artık kendinde değildi ve kılıcın ense köküne indiğinin farkına bile varmadı!

THATCHER BAŞINI ÖRTÜP GİTTİ!

Derken aradan üç sene geçti ve İngilizler, gazeteci Anthony Thomas’ın bu cinayetler konusunda yaptığı araştırmaları bir TV belgeseli hâline getirdiler. “Prenses’in Ölümü” isimli belgesel 9 Aralık 1980 akşamı bir İngiliz kanalında yayınlanınca Suudiler kıyameti kopardılar, İngiliz Büyükelçisi zamanın hükümdarı Kral Halid’n emri ile hemen sınırdışı edildi. Kral’ın filmin oynatılmaması karşılığında yapımcı şirkete 11 milyon dolar rüşvet teklif ettiğinin duyulması üzerine ortalık daha da karıştı ve Suudi Arabistan, İngiliz mallarını boykot kararı verdi! Ticari anlaşmalar ardarda iptal edildi, ihaleler askıya alındı. Hattâ, belgeselin yapımında ortak olan Amerikan şirketi bile özür dilemek zorunda kaldı; Suudi Arabistan’da yatırımları olan petrol devi Mobil bile New York Times Gazetesi’ne tam sayda ilân vererek belgeselin Suudi, Arabistan ile mevcut ilişkileri bozacağını söylemek zorunda kaldı…

Krizi çözmek, birkaç ay sonra İngiliz Başbakanı Margareth Thatcher’e düştü. Thatcher, işadamlarından gelen baskılar üzerine başına ince bir tül sarıp Cidde’ye gitti, Kral’dan bir çeşit özür diledi ve yatırımları bu sayede kurtarabildi.

Prenses Mişaal’in ıztırap dolu hayat işte böyle noktalandı... Dolayısı ile “Suudiler konsoloslukta bu işi hangi cesaretle yapabildiler?” diye hiç şaşırmayalım, zira kendi torununu bile gözlerini kırpmadan katlettirenler daha neler yapmazlar!

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 17:27
    Velisiz nikah gecerli degildir. Sadece bir hatirlatma.
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 16:12
    Murat BARDAKÇI'ya Allah uzun ömür versin. Tarihi bilmeden bugün olup bitenleri doğru analiz edemeyiz. Her zaman olduğu gibi bizi yine aydınlattı ve bilgilendirdi. Tarihin Arka Odası Programını dört gözle bekliyoruz.
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 15:34
    roman gibi ama gerçek ALLAH mekanlarını cennet etsin...kurtulmuşlar bence
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 14:48
    insanlara bir durumu anlatmak çok zor nerelere baglamislar yorumlarda
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 14:04
    19 yasindaki kizin torunu mu olmus? "Bir seyden hayrette olmak ," ne demektir?
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 12:53
    bu kadar hirs dolu nasil olunur:sob:
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 15:05
    Aynı düşüncedeyim
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 12:46
    Hac boykot edilmeli.
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 14:44
    ibadet ayrı bir durum
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 10:56
    benim görüşüme göre kaşıkçı ölmedi, yaşıyor... kaşıkçı, muhaliflerin kim olduğunu saptamak için kral tarafından özel olarak görevlendirilmiş bir kişi idi. Muhaliflere gözdağı verilmek üzere böyle bir senaryo hazırlandı. Muhtemelen şu an kaşıkçı ya arabistan'da, ya da avrupa ülkelerinin birinde...
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 17:18
    tam paranoyak oldunuz hep komplo teorılerı ????????????
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 10:55
    sanıyorum 1977 doğru tarih. Murat hocam sehven yazmış olabilir 1979 tarihini
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 10:01
    çok sürekleyici yazmışsınız ellerinize sağlık
  • Misafir 23 Ekim 2018 Salı 08:30
    muhteşem bir yazı
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 17:12
    Bir tanesin HOCAM. Eline sağlık, güzel yazmışsın.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 17:00
    Olay önce 1979 da geçiyor diyorsunuz sonra infaz tarihi olarak 15 Temmuz 1977 tarihini söylüyorsunuz hangisi doğru ?
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:57
    Murat bey, zaten Suudi Arabistan'a girişiniz uzun zamandan beri yasaktı, şimdi artık bir yüz yıl daha hiç giremezsiniz. Siz de bunu bildiğiniz için bu kadar rahat yazmışsınız, iyi de etmişsiniz.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:20
    Eee, ne diyelim şimdi? "Ha iyi o zaman, demekki sözkonusu Suudiler olunca normalmiş böyle şeyler . Biz de boşuna uğraşmışız" mı diyelim? laf olsun diye yazı yazıyorsunuz. Ayrıca anlattığınızın bu durumla alakası yok. Kendi ülkelerinde ne halt ederse etsinler ama konsolosluk bile olsa yabancı bir ülkede bu iş yapılır mı? Bu arada, Bizim Suudi sevici devlet ricali hakkında birşey yazmayı düşünüyor mısunuz?
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:20
    evet bu yüzden cennet de lüzumsuz değil cehennemde bu dünyada isteklerini yaptığını sananlar bunun hesabını mutlaka verecekler
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 14:35
    Yemin ederim film gibi okudum he
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 12:10
    Sayın yazarımız , hep övdüğünüz Osmanlı zamanında bırakınız torunlarını , kundaktaki oğullarını yeğenlerini öldüren hanedana neden toz kondurmuyorsunuz ?
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 13:41
    400 500 yıl öncesinin şartları ile şimdiki dönemin şartlarını kıyas etmek gerçekten güzel bir mantık ürünü olsa gerek.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 14:30
    Konu Osmanlı değil. Sen de iyi niyetli değilsin.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:06
    sayın misafir, yazıyı nası okudunuz bilmiyorum ama monarşilerde bu olağandır. taht için yüzyıllardır aile bireyleri öldürülür. Fakat kadınlara dokunulmaz. konunun osmanlı ile ne alakası var.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:12
    taht kavgaları nedeni ile binlerce vatandaş öleceğine bu bedeli hanedan çocukları ödüyor. sizce 2-3 kişinin ölmesi mi binlerce kişinin olmesi mi daha makbul.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:23
    sapla samanı karıştırma birisi bireysel olay diğeri imparatorluğun parçalanmaması kan dökülmemesi için gerektiğinde oğullar kardeşler feda edilir
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:41
    şapka giymedikleri için devrim kanunlarına muhalefetten asılan vatandaşlarımız ne olacak peki...
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 15:56
    şu bilgi çagında bile miras kalan 100 metrekare arsa için iki kardes birbirini öldürüyor. sebep senin kısım niye denize bakıyor da benim arsa yola bakıyor. o zamanın koşullarını düşünün ve tahta gecen kişi imparatorluk yönetecek. tabiki bu yorumum kan bagı kisileri bogdurmayı maruz gostermez .
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 11:34
    Adam gibi bir adamsınız Murat Bey, saygılarımla...
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 09:06
    Hicaz DEVLETİ ALİYE DEN ingilizlerin işgali ile koparılıp .bir bedevi eşkiya olan SUUD hanedanına peşkeş çekilmiştir,kutsal topraklar bu eşkiya takımından kurtarılmalıdır,ortak bir konsey tarafından yönetilmelidir.
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 09:01
    oldukça sürükleyici bir yazı, iktidar hırsı insanlara neler yaptırıyor...
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 08:38
    Sayın Bardakçı , Osmanlının da 6 aylık bebekleri boğdurduğunu unutmayınız ...
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 11:36
    elmalarla armutları karıştırma
  • Misafir 22 Ekim 2018 Pazartesi 12:14
    Osmanlı devleti kız çocuğuna dokunmamıştır. Demek ki mesele hanedan meselesi. Taht kavgası çıkıp bir sürü insan öleceğine sorunu kökten çözelim diye düşünülmüş. Evet insani değil. Başka çözüm yolu bulunamaz mıydı? Bilemeyiz. Olayı devrine göre değerlendirmek lazım. Suud'un katilliği ile aynı şey değil.
Kalan karakter : 300