Sana "Yazdıkların zor anlaşılıyor" demedim, "Yazamıyorsun" dedim
TARTIŞMAYI bu kadar uzatmaya hiç niyetim yoktu ama Ordinaryüs Doçent Halil Berktay'ın dili bir türlü durmak bilmiyor. Mâlum varakparede bendenize yine esip gürlemiş. Yazılarındaki üslubu için "fazla karışık" dediğim için, benim ve ne alâkası varsa, Erhan Afyoncu'nun beyinlerimizin "küçük" ve "sınırlı" olduğunu söylemiş! Senin zerafetine, nezaketine, ilmine, irfanına, idrakine ve üslubuna kurban olsunlar Halilciğim! Üstelik tam bir "günümüz aydını" portresi çizdiğin, kendini entelektüel zannedenlerin seviyesini ve seciyesini böylesine âşikâr ettiğin için sana ariz-amik şükranlar! Şimdi lutfet, bu yazımı da sana her zaman tavsiye ettiğim şekilde ağır ağır oku ve anlamaya çalış! Ben, senin için "karışık yazıyorsun" demedim; kibarca "Yazamıyorsun! Yazmaya hiç istidadın yok!" dedim. Ama alışık olmadığın şekilde, yani nazikçe söylediğim için anlamamışsın, şimdi daha açık ifade edeyim: Allah seni yazma yeteneğinden maalesef mahrum bırakmış. Yazamıyorsuuuun! Zira kafan karışık, fikirlerin de bulanık. Zihnini bir türlü toparlayamıyorsun, cümlelerinde rabıta falan hak getire. Karşındakine mahallevârî ucuz hakareti "fikir" zannediyor, bir gün yazdığını ertesi yazında tekzip etmeyi "düşünce" sanıyorsun! Üstelik, hafızana da bir haller olmuş... Yoksa, benim "esersiz" olduğumu iddiaya kalkmandan sadece üç gün sonra "Önemli belgeler yayınlamıştı" deyip kendi kendini tekzip etmez, üstelik yazı gününü unutup köşeni boş bırakmazdın.
MUHARRİR İLE "MUTEHARRİR" FARKI
Halilciğim, ciddi bir yazar, senin kullandığın şekilde "Ben fazla karışık yazıyormuşum; Murat Bardakçı (ve Erhan Afyoncu) anlamıyorlarmış... Vah vah. Böyle bir itirafı beklemiyordum; üzüldüm doğrusu. Ne yapayım, ben yıllar yılı kaliteli insanlarla konuşmaya tartışmaya alıştım; öğrencilerim, aydınlar, ülkenin ve dünyanın ciddî bilim adamları. Bu seviyeye inmeye pek alışkın değilim. Ama istedikleri gibi olsun" gibisinden ucuz cümleler kurmaz, hattâ istese de kuramaz. Bu "üsluba" ancak Enderunî Fazıl'ın "Bre bilmem ne kılıklı cadııı! Ayağıma papuç yapmam seni, tarlamda havuç bile olamazsın" gibisinden mahalle kadınlarının kavgalarını naklettiği mizahî eserlerde rastlanır. Gerçek yazarlar, beni "kanaat önderi" göstermek tuhaflıklarına, hele hakkımda "Türkiye'nin bazı şeylerden temizlenmesi, arınması mücadelesinin bir parçası" şeklinde tehlikeli ve mânâlı ifadelere tevessül etmezler. Senin meramını Türkçe ifadede çektiğin bu fakr u zarureti görünce, ergenlik yıllarındaki devrim hevesinin hüsrana uğramasının sırrını da galiba çözdüm: Sakın kaleme aldığın bildirilerde "Sabah erkenden toplanalım, filân fabrikada eylem yapacağız" diyecek yerde "Kızları alın, yarın diskoteğe gidiyoruz" demiş olmayasın? Kuraldır: Kişi, etrafını sarmış goygoycuların "Hocam, herifi ne benzetmişsin, bravo!" gibisinden tabasbuslarına kanıp yazar olduğunu zanneden bir "muteharrir" de olsa, yazı gününü asla unutmaz. Hafıza zayıflamasını "Toplantım vardı, çocuk ateşlenmişti, yemeğin de altı yanmıştı. Yazmayı unuttum" gibisinden bahanelerle örtmeye çalışmak, "muteharrir" için bile züldür! Sana tarihten bahsetmek ve ilmî mevzulara dalmak sadece zaman israfı olacağı için, hafızanın canlanması için sevabına bir tavsiyede bulunacağım.
SABAH AYASOFYA'YA GİT VE YAKAR!
Eskiden "Fosfostimol" diye bir hap vardı, beyindeki fosfor hücrelerinin kaybını yavaşlatırdı, bunamaya da iyi gelirdi ama bazı kadınlar bu ilâcı çocuk düşürmekte kullandıkları için maalesef yasaklandı. Dolayısıyla, elimden "Yarabbi, bana hafıza ver!" diye dua etmeni söylemekten ve bu iş için iyi bir adres göstermekten başka birşey gelmiyor, kusura bakma. Bir zahmet, Sultanahmet taraflarına uzan Halilciğim. Orada "Ayasofya"yı sor. Eski ve çok büyük bir binadır, herkes bilir, gösterirler. Kapısını bul, içeriye gir ve ilk rastladığına "Akşemseddin Hazretleri'nin Direği"nin nerede olduğunu sual et. Ama, Ayasofya'da çok sütun vardır, dolayısıyla yanlış bir direğe gitme ihtimalin yüksektir, sorduğun kişiye "Hatırlama ve anlama özürlüyüm, acaba beni o direğin önüne götürür müsünüz?" de. Direği buldun mu? Tamam... İçindeki haset ve cehalet cinsinden özelliklerin hepsini boşalt, ellerini aç ve hulûs-ı kalb ile Allah'ın sana hafıza bahşetmesi için yakar. Ama işi bu kadarla bırakma, garantiye almak için Evliya Çelebi'nin dediğini yap, yedi gün boyunca her sabah güneş doğmadan aynı yere git ve sabah namazını orada edâ et, kılmayı bilmiyorsan kılar gibi yap, kalbini temiz tutarsan kabul olur, zira önemli olan niyettir. Sen sen ol, direkleri şaşırma haaa! Badana iskelesinin kalasına değil, Akşemseddin Direği'ne gideceksin! Emin ol, çektiğin bütün bu zahmetlerin faydasını görürsün... Gazetedeki yazının gününü şaşırmaz, bana "Senin ne eserin var ki?" diye lâf etmeye kalkışmandan üç gün sonra "Son 15 yılın oyunlarını altüst eden belgeleri yayınlamıştın" demek tuhaflığına düşmez, hattâ, bir gece önce ne yediğini hatırlayacak hafızaya bile sahip olursun...