"Nişantaşılılaşma" hevesi yükselmeye değil, düşüşe yarar
SENELERDİR hasretini çektiği servete her nasılsa yeni sahip olmuş bir beyefendi yahut bu beyefendinin ter ü taze görünme uğruna yaptırdığı operasyonlar neticesinde çehresindeki en tabii mimiklerini bile kaybetmiş refikaları hanımefendi misiniz? Yoksa doğup büyüdüğünüz muhitten sıkıldınız ve yeni bir "stil" mi arıyorsunuz? Aynı yolun önceki yolcularının başlattığı modaya uyup Nişantaşı ve Teşvikiye taraflarına gitmeniz gerekir! Haftanın birkaç günü, malum caddede kaldırımın neredeyse üzerine parketmiş otomobillerin dibine konan masalarda egzos dumanlarının refakatinde birşeyler yerken görünmeniz yahut vitrin seyrindeyken fotoğraflanmanız, bu işin ilk şartıdır! Mönüden seçtikleriniz, ismini bundan birkaç sene öncesine kadar hiç işitmediğiniz cinsten olmalıdır... Üstelik, yediğinizin yahut içtiğinizin şayet Türkçesi varsa kesinlikle kullanmamalı, başka dildeki karşılıklarını söylemelisiniz... "Aystiii", "çiiiz pleyt", "tuna fiş", "asparagus", "pankeyk", "rozmeri" demek varken "buzluçay", "ton balığı", "kuşkonmaz", "gözleme" yahut "biberiye" sözlerini ağzınızdan kaçıracak olursanız vallahi çok ayıp edersiniz...
EGZOS GAZINDAN SOS
O arada cep telefonunuzdan dostlarınızı arayıp "Kafe bilmemneye yemeğe gelmiştim de... Senden n'aber darling?" demelisiniz. Hattâ yemek yememiş ve sadece birşeyler bile içmiş olsanız, havanızı lâyıkiyle atabilmeniz için, orada "branç" için bulunduğunuzu söylemeniz gerekir... Bol bol egzos dumanı teneffüs edip kaldırımın tozundan da kâfi miktarda yuttunuz mu? Afiyetler olsun! Mevcudiyetiniz de farkedildi mi? Tamaaam... Artık, yakın zamana kadar ismini telâffuzda zorlandığınız dükkânlardan alışverişinizi yapabilir, üzerinde mağazanın adının yazılı olduğu poşetleri otomobilinize arka camdan rahatça görünecek şekilde koyabilirsiniz... Hattâ, ismi birkaç sene öncesine kadar "Haydar" olan mağaza artık "George'Muğa yükselmiş bile olsa farketmez; ne de olsa hem Türkçe değildir, hem de eski ismini hatırlayan zaten pek kalmamıştır. Yeni sahib-i servet bir işadamı değil de bir gazetede köşe sahibi "trendi" bir yazar iseniz ve artık o semtin sakini olduğunuzu duyurmadan edemiyorsanız, malum caddede bir gün önce ne yaptığınızı, kiminle ve nerede ne yediğinizi yazmanız farzdır! Bizzat yazmasanız bile, bu vazifeyi kankanız olan bir diğer "trendi" kalemşörünüze devredebilirsiniz. Nâmınızı yüceltme işinde gazete sütunları kâfi gelmediği takdirde, hiç merak buyurmayınız, internet siteleri de emrinizdedir...
İFLAHI OLMAYAN ÇÖKÜŞ
Ama, unutmayalım: Bir semtin "şıklaşması" ile "şımarıklık vâsıtası yapılması" arasında dünyalar kadar fark vardır. Nişantaşı'nın yahut Teşvikiye'nin bu işin mekânı olduğunu zannederek böyle hevesler uğruna kullanmak, buralardan medet ummak, bu semtlerde görünmeye yahut yaşamaya çalışmak her ne kadar sosyal hayatta yükselme yahut sınıf atlama sanılsa da, aslında iç dünyalarda yaşanan hızlı bir düşüşün, daha doğrusu iflah olmaz birçokusun belirtisidir. Fıkrayı bilirsiniz: Genç kız ne yapıp etmiş, şık birşeyler bulup giymiş, çehresini değiştirmiş ve her Allah'ın günü "Anneee, biz artık değiştik, zenginiz, asil olduk diyelim" demeye başlamış. Anneye gına gelmiş ve kadıncağız sonunda patlamış: "Sus kız, sus!" diye bağırmış. "Bizi tanıyıp bilenler ölsünler de, öyle. Ne halt edeceksen, ondan sonra et!.."