Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TOPKAPI Sarayı'nda geçen hafta verilen konser sırasında yaşanan tatsızlıkların sebebi, kutsal emanetlere karşı saygısızlık yapıldığı iddiası idi.

        Merak edenler için, sarayda asırlardan buyana muhafaza edilen kutsal emanetlerin kaç adet olduğunu söyleyeyim: Tamamı 605 adettir ve 16. asırdan, yani Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethinden 1918'e kadar çeşitli vesilelerle değişik yerlerden toplanmışlardır.

        İslâmiyet'te Kabe'den başka kutsal bir mekân ve herhangi bir kutsal eşya yoktur; dolayısıyla saraydaki bu 605 adet eserin de "kutsal" olmaları gibi bir durum da sözkonusu değildir. Eski din âlimleri de emanetlere kutsallık izafe edilmesine karşı çıkmış ama aralarında Hazreti Peygamber'e ait eşyanın da bulunduğuna inanıldığı için, "Bunlara saygı göstermenin peygamberi sevmenin işareti" olduğunu söylemişlerdir. Muhafaza altındaki eşyaya asırlardan buyana gösterilen "saygı"nın ve Osmanlı zamanındaki önemli merasimler için Kutsal Emanetler Dairesi'nin seçilmesinin temelinde işte bu yorum, yani "peygamber sevgisi" yatar.

        ASUR TABLETİ

        Ama, sarayda bulunan ve çoğu bugüne kadar sergilenmemiş olan kutsal emanetlerin bazılarının Peygamber zamanından ve İslamiyet'in ilk devirlerinden kalmış olup olmadıkları konusunda, pek dile getirilmemiş olsa da, hep bir tereddüt vardır. Zira, çok sayıda tarihî obje gören ve eski eserlerin yüzyıllara göre değişen özelliklerini bilenler, kutsal emanetlerin bazısının daha ilk bakışta iddia edildikleri dönemlere değil, sonraki yüzyıllara ait olduğunu hemen farkedebilirler.

        İşte, özellikleri itibariyle "kutsal emanet" olmasına imkân bulunmayan eşyalardan bazıları:

        ■ Hazreti Muhammed'in "teyemmüm taşı" olduğu söylenen obje, bir Asur tabletidir, Asur sarayının baş hademesi Şumiddina'nın kral Asurbanipal'a gönderdiği tablet şeklindeki bir mektuptur ve mektupta Babilonya'da atelyeleri bulunan Mariştar adındaki bir heykeltraşa verilen siparişler yazılıdır. Taşın boyunun gerekenden küçük olması sebebiyle de teyemmümde kullanılamayacağı söylenmektedir.

        ■ Peygamberin mührü, mührün aslını bir kuyuya düşürdüğü bilinen Halife Hazreti Osman tarafından sonradan yaptırılmıştır.

        ■ Hazreti Fatma'ya ait olduğu iddia edilen seccade 16. asırdan kalmadır.

        ■ Hazreti Hüseyin'in kullandığı söylenen bir başka seccade de 17. yüzyıla ait bir Bergama halısıdır.

        ■ Hazreti Osman'ın öldürüldüğü sırada okuduğuna inanılan ve üzerindeki lekelerin Halife'nin kanı olduğu ileri sürülen Kur'an'daki lekeler ise ceylan derisi sayfaların rutubet yüzünden zamanla sararmasından ibarettir. Kur'an'ın yazı stili de sonraki devirlere, Emeviler dönemine aittir.

        ■ Hazreti Ayşe'nin bohçası olduğu iddia edilen muskalı kumaş, Kanuni Süleyman zamanından kalmadır, hattâ, bir kenarında kumaşın üzerindeki işlemeleri yapanın imzası da vardır.

        ■ Hazreti Muhammed'in ayakkabıları olduğu söylenen "nâlin-i saadet" ise, sanat tarihçilerine göre 13. yüzyılda yapılmış Bizans sandaletleridir.

        Saraydaki 605 adet kutsal emanetin üzerine bir de yine Kutsal Emanetler Dairesi'nde muhafaza edilen "Hazreti Musa'nın asasını", "Hazreti İbrahim'in tenceresini", Bizans'tan bize miras kalan "Hazreti Yahya'nın kafatasını ve kemiklerini", Hırka-i Şerif Camii'ndeki iki adet hırkayı, bazı camilerdekilerin yanısıra eski ailelelerde de bulunan çok sayıdaki "sakal-ı şerifi de ilâve edince, o devirden kaldığına inanılan objelerin sayısı binleri bulur. Bugün sadece gerçeği öğrenmek, yani bu eşyaların en önemlilerinin iddia edildikleri asırlardan mı kaldıklarını yoksa daha sonraki yüzyıllara mı ait bulunduklarını sadece on senelik bir hata ile ortaya çıkartabilmek için mükemmel bir imkân var: Objelerden alınacak en fazla bir milimetrelik bir parça üzerine Karbon-14 testi uygulamak!

        İŞ, İLBER'E DÜŞÜYOR

        Test sonuçlarının, kutsal emanetlere karşı dini inançlardan ve bir yerde de folklorik alışkanlıklardan kaynaklanan saygımızı azaltması hiçbir şekilde sözkonusu değildir. Ama, bu testin yapılması hâlinde emanetlerin hem gerçek yaşları ortaya çıkacak, hem de bir Bergama halısını Hazreti Muhammed'in torununun seccadesi zannetmek gibisinden tuhaflıklar son bulacaktır.

        Gerçeği ortaya çıkarmanın öncülüğü, sarayın başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya düşüyor.

        Karbon-14 testi için bir milimlik parça kâfi

        ŞİKAGO Üniversitesi profesörlerinden Williard Libby'nin buluşu olan Karbon-14 testinin temelinde, bütün canlıların hücrelerinde bulunan karbon miktarının ölçülmesi yatar.

        Bitkiler fotosentez yoluyla karbon dioksid alıp bununla gelişmelerini sağlarlarken, aynı işi bitkileri yiyen insanlar ve hayvanlar da yaparlar.

        Karbonun en ufak parçası "Karbon-14" veya "Radyokarbon" adını alır. Testin esasını, radyokarbonun 5568 yıl olan "yarılanma müddeti" oluşturur ve incelenecek örnekteki karbonda bulunan azalmış radyokarbonun oranı, o örneğin yaşını verir. Test için birkaç miligram veya milimetrelik parça kâfidir.

        Dünyada bugün 150'nin üzerinde Karbon-14 laboratuvarı bulunuyor ve test deri, kumaş, kan pıhtısı, kömür, mercan, reçine, gübre, boynuz gibi bütün organik maddelerin yanısıra son senelerde çanak-çömlek, duvar ve kaya resimleri ile demire ve maden içeren cevherlere de uygulanabiliyor.

        'İsa'nın kefeni' dedikleri örtü, testte sahte çıktı

        VATİKAN, 1988'de Hazreti İsa'ya ait olduğu iddia edilen bazı objelere Karbon-14 testi yapılmasını kabul etti ve Hazreti İsa'nın çarmıhtan indirilmesinden sonra sarıldığı kefen olduğuna inanılan ve bugün İtalya'nın Torino şehrindeki Vaftizci Yahya Kilisesi'nde saklanan örtünün, Hazreti İsa'dan en az 800 yıl "genç" olduğu ortaya çıktı.

        İki buçuk metre uzunluğundaki örtü, 11. asıra kadar Urfa'da bir kilisede muhafaza ediliyordu. Daha sonra İstanbul'a getirildi. Haçlılar'ın şehri 1204'de yağmalaması sırasında kayboldu, 1350'lerde ortaya çıktı, Avrupa'da bir kiliseden ötekine taşındı, 1532'de ciddi bir yanma tehlikesi geçirdi, 16. yüzyılın sonlarında İtalya'ya götürüldü ve Torino'daki Vaftizci Yahya Kilisesi'ne kondu.

        GÖZE PARA SOKARLARDI

        1898'de, kefende bir özellik keşfedildi: Parlak ışığa tutulması halinde, tam ortasında insan boyunda olan ve negatif filmi andıran bir görüntü beliriyordu. Kırbaçlanmış, başına dikenden yapılmış bir taç oturtulmuş ve çarmıha gerilmiş bir insanın fotokopik şekli vardı. Romalıların çarmıha gerdikleri mahkûmların gözlerine kendilerinden geçmemeleri ve acıyı daha fazla hissetmeleri için madeni bir cisim, genellikle de bir para koydukları bilinirdi ve kefende de böyle bir para izi vardı.

        Vatikan, 1988'de kefene Karbon-14 testi uygulanmasına izin verdi. Test, Teksas Üniversitesi'nde yapıldı ve kefenin 1260 ile 1390 yılları arasında imal edildiği, yani Hazreti İsa'dan 13 asır sonrasına ait olduğu anlaşıldı. Aynı test, daha sonra Arizona, Oxford ve Zürih Üniversiteleri'nde tekrarlandı ve yine aynı sonuç alındı. Moskova Üniversitesi'nde yapılan test ise, sonucu beş asır geriye, 8. yüzyıl başlarına götürdü ama netice aynı idi: Kefen, Hazreti İsa'nın zamanına ait değildi.

        İLK BELGELER GERÇEKMİŞ

        Karbon testi, Hristiyanlığın ve Museviliğin eldeki en eski yazılı kaynakları olduğuna inanılan "Kumran Tomarları"na, yani 1946'da Ürdün'de ortaya çıkartılan elyazması sayfalara da yapıldı ve bu defa da Vatikan'ın iddialarının aksi çıktı.

        Vatikan, elyazmalarının sahte olduğunu iddia ederken, Karbon-14 testinin neticesinde bunların bir bölümünün milâttan önce üçüncü asırdan, bir kısmının da Hazreti İsa'nın yaşadığı döneme ait olduğu anlaşıldı.

        SANCAK-I ŞERİF BAŞLAR ÜZERİNDE

        Padişahlar, kutsal emanetlere büyük saygı göstermişlerdi. Sultan Birinci Ahmed, Hazreti Muhammed'in ayak izinin küçük boyda bir kalıbını çıkarttırmış, bu kalıbı sarığının üzerine yerleştirmiş ve bizzat yazdığı bir şiiri de yine sarığına iliştirmişti.

        Diğer Yazılar