IRA, ETA ve Türkçe ile Bask dilinin ilişkisi
İSMİNİ hâlâ koyamadığımız, "Kürt açılımı" mı yoksa "demokratik açılım" mı dememiz gerektiğine haftalardan buyana karar veremediğimiz girişimin tartışmaları devam ederken, "uzlaşma" konusunda iki örnek veriliyor: IRA ve ETA... IRA yahut "İrlanda Cumhuriyet Ordusu" ile İngiltere arasında varılan anlaşmalardan sonra silâhlar hakikaten sustu, görüşmeler de devam ediyor ama ETA meselesi, bizde zannedildiğinin aksine hâlâ çözülmüş değil. İspanyol Hükümeti, ETA ile bizde sanılanın aksine öyle kayıtsız-şartsız şekilde masaya oturmadı, af da ilân edilmedi ve teröre karışmış olan ETA militanları hâlâ tutuklanıyorlar.
1950'lerde öğrenci hareketi olarak ortaya çıkan ETA, tam ismiyle "Euskadi Ta Askatasuna" yani "Bask Anavatanı ve Özgürlük" isimli örgütün ve Basklar'ın bağımsızlığı için siyasi alanda çaba gösteren "Hem Batasuna" isimli siyasi partinin İspanya'ya seneler boyunca nasıl kan ve gözyaşı yaşattığını bilirsiniz. Herri Batasuna'yı 2003'te zaten kapatmış olan İspanya, Bask meselesinin asgari müştereklerde anlaşılması suretiyle çözülebileceğini kabul etmekle yetindi ama geçmişte silâh kullanmış olan ETA militanlarının da cezalarını mutlaka çekeceğini duyurdu.
Yani, konu bizde yansıtıldığı yahut yansıtılmaya çalışıldığı şekilde "geçmişin unutulması ve yeni bir sayfa açılması" şeklinde cerayan etmedi. Meselâ, ETA'nın liderlerinden olan ve 20 seneden buyana firarda bulunan Francisco Javier Löpez Pena, 2008 Mayıs'ında Fransa'da yakalandı. Örgütün en tehlikeli militanı olduğu söylenen Jurdan Martitegi de, geçen Nisan ayında yine Fransa'da ele geçti. Şimdi her ikisi de cezaevinde ve İspanya'ya iadeleri konusunda Paris ile Madrid arasındaki görüşmeler devam ediyor.
UNUTULMUŞ BİR ÂLİM
Söz ETA'dan ve Bask meselesinden açılmışken, Türkiye'de seneler önce bu konuda yapılan ama sınırlı bir çevrede kalan önemli bir çalışmadan da bahsedeyim:
Adını bugün az sayıda arkeoloğun hatırladığı bir âlimimiz vardır: Arkeoloji ve etnolo i alanlarında Türkiye'nin ilk ve önde gelen bilim adamlarından olan Hâmid Zübeyir Koşay.
Aslen Kazan Tatarları'ndan idi; Rusya'da okumuş, sonra kendisi gibi çok önemli âlimler olan Zeki Velidi Togan ve Abdülkadir İnan ile beraber Türkiye'ye gelmiş, Türk vatandaşlığına geçmiş, doktorasını Macaristan'da vermiş ve Ankara'da uzun seneler Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü yapmıştı. Yedi-sekiz lisanı anadili gibi konuşurdu ve memleketi dolayısıyla da hemen bütün Türk lehçelerine hâkimdi. Bir ara Ankara'nın amblemi olan meşhur "Eti Güneş Kursu"nu bulan arkeologların arasındaydı, Keban Barajı'nın inşasından önce bölgede yapılan kazıları da o idare etmişti, hattâ Türk Dil Kurumu'nun da kurucularındandı..
BASK DİLİ VE TÜRKÇE
Bu çok yönlü âlim, 1960'ların sonunda Bask diline merak sardı, o alanda yapılmış en önemli yayınları getirtti ve işin daha da tuhaf tarafı, yetmişinden sonra Baskça öğrendi. Çabasının tek bir sebebi vardı: Bask dilinin grameri ile Türkçe arasında benzerlik hissetmişti.
Hâmid Zübeyir Bey, 1970'lerde konusu Baskça ile Türkçe'nin mukayesesine dayanan birkaç makale yayınladı ama hiçbir zaman şimdilerde bilen bilmeyen herkesin iddia ettiği şekilde Bask dili ile Türkçe aynıdır gibisinden bir saçmalığı ortaya atmadı. Sadece "çocuk dilindeki" basit kelimeler arasındaki benzerliğe dikkat çekti ve 1984'deki vefatından önceki aylarda da, Bask dilinin Türkçe ile değil, Kafkas dilleri ile akraba olduğuna inandığını anlattı.