Sırada şimdi Karabağ kazığı mı var?
GÜN geçmiyor ki yeni bir "açılım" haberi almayalım. "Kürt açılımı", "Demokrasi açılımı" derken şimdi de "Ermeni açılımı"nı yapıyoruz. Ama, ortada sadece Türkiye değil, diğer Türkî devletler, özellikle de Azerbaycan bakımından son derece hayatî bir mesele var: Dağlık Karabağ'ın hâlâ Ermeni işgali altında olması...
Ankara'nın daha önceleri yaptığı çok sayıda açıklamaya bakılırsa, Karabağ'daki işgalin son bulması, Türkiye'nin, Ermenistan sınırını açma konusundaki ilk şartıdır.
Ama, Ermenistan ile çok yakında başlayacak diyalog ile ilgili olarak yapılan protokolde, Karabağ'ın bahsi bilegeçmi-yor. Ankara'dan ve Erivan'dan gelen haberlere göre, Ermeni tarafı "Kamuoyumuzda tepki çekmemek için protokolde Karabağ'dan bahsetmeyelim ama söz veriyoruz, ilişkiler normale dönünce Karabağ'ı boşaltacağız" demişler ve biz de verilen bu söze inanmışız.
Cumhurbaşkanı Gül'ün bundan birkaç ay önce millî maç münasebetiyle yaptığı Erivan ziyareti sırasında rövanş maçı için Türkiye'ye gelme sözü veren ama sonradan vazgeçen Serj Sarkisyan sanki Ermenistan'ın değil, Japonya'nın başbakanıymış gibi...
Devlet olarak, şifahi olarak verilen sözlere ve vaadlere inanmakta üzerimize pek yoktur. Nezaketimizden yahut her milleti kendimiz gibi zannettiğimizden olacak, kim ne vaad ederse hemen inanır, garanti falan da istemeyiz.
UNUTULMAZ ÖRNEKLER
İlk örnek, 1918'den: Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ateşkes anlaşması yapmak için müttefiklerle Mondoros'ta Türk hükümeti adına görüşmeler yapan Rauf Bey'in (Orbay) önüne konan metinde, "Galip devletlerin istedikleri yeri işgal edebilecekleri" şeklinde bir madde vardır. Rauf Bey bu maddeyi kabul edemeyeceğini söyler, muhatabı İngiliz amiralin cevabı "Siz o maddeye bakmayın, semboliktir, işgal falan olmayacak" der, Rauf Bey verilen bu "asker sözü"ne inanıp metni imzalar. Netice ise mâlum: Müttefik donanmaları birkaç gün içerisinde İstanbul'a gelirler ve Anadolu'nun işgali başlar...
Cumhuriyet Tarihi boyunca senet sepet sormadığımız için yaptığımız diplomatik hatalarımız da pek çoktur.
1980'deki Rogers Planı'nda uğradığımız hayal kırıklığı gibi...
NATO Başkomutanı General Bernard Rogers, o sırada Türkiye'de işbaşında bulunan 12 Eylül yönetimine Yunanistan'ın NATO'ya dönüşü konusundaki vetosunu kaldırması halinde, Atina'nın Ankara'nın isteklerini kabul edeceği "sözünü" vermişti. Askerî yönetim bu "asker sözü" üzerine vetoyu kaldırmış, Yunanistan NATO'nun askerî kanadına dönmüş ama sözlerinin hiçbirini tutmamıştı!
RASMUSSEN'İN "SÖZ"Ü
Son şaşkınlığımızı, birkaç ay önce, Rasmussen hadisesinde yaşadık.
2005'te Danimarka basını yüzünden çıkan karikatür krizi sırasında Danimarka'nın başbakanı olan Anders Fogh Rasmussen, NATO Genel Sekreterliği'ne aday gösterilmişti. Türkiye ise hem İslam dünyasında karikatür krizi yüzünden yaşanan gerginlik, hem de ROJ TV'nin yayınları sebebiyle Rasmussen'in genel sekreterliğini veto ediyordu. NATO'nun Türkiye'yi ikna çabaları devam ederken, vetonun kaldırılması karşılığında Rasmussen'in İslam dünyasından özür dileyeceği ve ROJ TV'nin de susturulacağı yolunda garanti alındığı söylentileri ortaya atıldı ve veto kaldırıldı. Ama, netice aynı oldu: Rasmussen'den özür falan gelmedi, ROJ TV de hâlâ faaliyette...