2010'da harcanacak olan her kuruş, Avrupa'nın değil, bizim paramızdır!
TÜRKİYE, haftalardan buyana Kürt açılımı, Ermeni yaklaşımı, yahut demokratikleşme gibisinden konuları tartışırken, İstanbul'da sessiz sadasız ve açık söylemek gerekirse kapalı kapılar ardında yoğun bir faaliyet var: "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" projesi... Gazetelerde, proje ve çalışmalar hakkında arada bir bazı haberler çıkıyor, sergiler açıldığından, konserler verildiğinden bahsediliyor. Projeyi bir takım ajansların ve komisyonların üstlendiği söyleniyor, komisyonlarda görevli olan birileri arada bir istifa ediyorlar, yerlerine başkaları geliyor ve tekrar söyleyeyim: Faaliyetler anlaşılmaz bir şekilde, kapalı kapıların ardında devam ediyor. Üstelik, işin tâââ başından buyana işitilen ve hemen hergün daha da artan tuhaf söylentiler de, işin cabası! Ve, konunun bizde pek üzerinde durulmayan bir diğer tarafı: İstanbul, 2010 senesinde tek başına Avrupa'nın kültür başkenti değildir; Almanya'nın Essen, Macaristan'ın da Peç şehirleriyle beraber müştereken başkentlik etmektedir. Yani, bir tarafta asırlar boyunca imparatorlukların pâyitahtı olan İstanbul, diğer tarafta sıradan bir Alman şehri ile şirin, tarihî, hattâ bizimle ortak hatıraları olan ama şehirden ziyade kasabayı andıran bir Macar beldesi bulunmaktadır!
HARCANAN PARA, BİZİMDİR!
Projenin bilmemiz ve unutmamamız gereken bir ayrıntısı daha var: Bazılarının yere-göğe koyamadıkları 2010 çabalamasının bünyesinde, İstanbul'un Avrupa'daki tanıtımının oranı yüzde onlarda bile değildir. Sözü edilen festivaller, programlar, konserler, vesaireler İstanbul'un hep "bizi" hedef alan reklâmından ibarettir. Ve meselenin çok daha önemli tarafı: Projeye harcanacak paranın tamamına yakını, bizim paramızdır, Avrupa'dan falan gelmemektedir! Meclis'ten 2007 Kasım'ında geçen 5706 sayılı kanun uyarınca yapılan yasal düzenlemelerle, benzin ve motorin satışından alınan yüzdeler bu projeye akmaktadır. Anlayacağınız, otobüs, taksi yahut kendi otomobiliniz ile katedeceğiniz her mesafede bu proje hissedardır ve hissesini iki seneden buyana zaten almaktadır. 2010 çerçevesinde ortada bugüne kadar açıklanmış ciddî ve kalıcı bir proje olsa, amennâ, ama yok! Yeni ve kalıcı bir eser ortaya koymayı bir tarafa bırakın, hangi tarihî eserin restore edileceği bile kararlaştırılmadı. Varsa yoksa konser hazırlıkları; birkaç gün devam edecek fotoğraf sergileri, balık-ekmek festivali gibisinden komik ötesi hayaller ve hepsinin ötesinde "Nereden ne kazanabiliriz?" merakı...
HABİTAT'I KİM HATIRLAR?
Önceki senelerde "Avrupa Başkenti" kapsamına alınan Avrupa şehirleri projeyi gayet iyi kullanıp ortaya kalıcı eserler koydular, 2010'daki ortaklarımız da projelerini çoktan hazırladılar. Meselâ, şehirden ziyade kasabayı andıran Peç, halkından topladığı paraları yatıracağı koskoca bir konser salonu ile bir başka kültür merkezinin planlarını çoktan yayınladı... Hatırlarsınız, 1996'da İstanbul'da bir "Habitat" zirvesi yapılmıştı. "Böylesine tanıtım fırsatı bir daha ele geçmez" denmiş, zirve bahanesiyle dünya kadar para harcanmış, dışarıdan birileri İstanbul'a gelip birkaç gün boyunca o davetten bu davete koşuşturmuşlardı. Bu arada Habitat aşkına bazı semtlerin kaldırımları değiştirilmiş, bu iş bile bir servete mâlolmuş, gelenler memleketlerine dönmüşler, yapılan kaldırımlar kısa bir müddet sonra başka müteahhitlerin tacizine arzedilmiş ve Habitat'tan geriye tanıtım falan değil, sadece unutulmaz bir israf kalmıştı, o kadar! "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" projesinin âkıbetinin de böyle olacağından, maalesef adım kadar eminim.