Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ERMENİSTAN ile imzaladığımız protokolün ikinci maddesinde arşivlerden söze-den bir paragraf var:

        Paragrafta "...İki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek şekilde bir diyalogun uygulamaya konulması..." deniyor.

        Bazı siyasilerimize ve Ermeni meselesinden haberdar olmayanlara göre, 191 5'te neler yaşandığının tam olarak ortaya çıkartılmasının tek yolu hem Türkiye'nin, hem de Ermenistan'ın arşivlerini açmalarından ve bu arşivlerde yapılacak incelemelerden geçiyor.

        Tamam, harika, çok güzel; Türk arşivlerini anlıyorum ama "Ermeni arşivleri" neyin nesi?

        Bu parlak fikirleri ortaya atanlar küçük, çok küçük bir ayrıntıyı unutuyorlar: Tehcirin yaşandığı 1915'te "Ermenistan" diye bir devletin henüz kurulmadığını, dolayısıyla Ermenistan'da tehcir ile ilgili bir arşivin bulunamayacağını, onların "arşiv" dedikleri kâğıt depolarının Türkiye'den götürülen bazı kilise kayıtlarından, Taşnak yahut Hınçak gibi örgütlerin evrakından ve şahsî hatıralardan müteşekkil olduğunu...

        İşin gerçeği, şudur: Tarihlere "Ermeni meselesi" diye geçen 1915'in öncesinde ve sonrasında yaşanan tatsızlıklarla ilgili bütün belgeler "Türk", daha doğrusu "Osmanlı" arşivlerindedir. 90 küsur seneden buyana devam eden sürtüşmelere sebebiyet veren hadiseler, bu topraklarda yaşanmıştır ve olup bitenlerle ilgili bütün belgeler de Türkiye'de, yani bizim arşivlerimizdedir.

        İŞGÜZARIN MARİFETİ

        Mesele de işte burada, yani Türkiye'deki arşivlerin durumunda...

        Biz istediğimiz kadar "Arşivlerimiz açıktır, isteyen gelir, arzu ettiği herşeyi görür..." diyelim, işin aslı maalesef böyle değil! Arşivlerimiz açık ama bazı belgelere ulaşma imkânı yok! Araştırmacılara gösterilmemeleri bir yana, tasniflerde bile gözükmüyorlar ve açıkça "gizleme" sözüyle ifade edilebilecek olan bu durumun sorumlusu da devlet değil, sadece ve sadece bazı işgüzârlar!

        Osmanlı Arşivleri'ni yakından bilen bir kişi olarak söyleyeyim: Devletin, arşivcilere "Filânca konudaki belgeleri gizleyin, sakın ola ki kimselere göstermeyin, sonra kabahatli çıkar, zarar görürüz"

        şeklinde bir talimatı hiçbir zaman olmamıştır. Buna rağmen bazı belgeler maalesef saklanmıştır, hâlâ da gösterilmemektedirler ama bunun sorumlusu ne devlet, ne de arşiv memurlarıdır; arşivde yöneticilik yapan ve "devletin namusunu korumakla görevli" olduklarına inanan bazı kişilerdir, o kadar! Geçmişimizde utanmamız ve gizlememiz gereken hiçbir şey bulunmamasına rağmen belgelerden ürküp vehme kapılmakta ve kerameti kendilerinden menkul bir "devleti koruma" içgüdüleriyle belgelerin kataloglanmasını bile engellemektedirler.

        MAALESEF REZİL OLURUZ!

        İki örnek vereyim: Osmanlı Arşivle-ri'nde bulunan ve sayıları 40 bin civarında olan "Nüfus Defterleri"nin neredeyse tamamı senelerden buyana kapalıdır. Bir zamanlar açılmış ve daha sonraları araştırmacılara kapatılmış değillerdir, hiçbir zaman ortaya çıkartılmamışlardır. Gerekçe ise, bu defterlerin Anadolu'nun birkaç yüzyıl öncesinden 20. asra uzanan etnik yapısını gösteren en önemli kaynak olmaları ve bundan duyulan derin endişedir.

        Ya "Sevk Defterleri"?... 191 5 tehcirinin en önemli kayıtlarının yeraldığı bu defterlerin, şimdi nerede bulundukları bile meçhuldür.

        Diğer Yazılar