Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İstanbul'da, bir zamanlar gereksiz masraflara sebep olan fena bir âdet vardı: Düğünlere pahalı hediyeler götürme mecburiyeti... Bu âdet ailelerin belini bükecek derecedeydi ve davet edilen taraf hediyeyi sağlayabilmek için genellikle faizle borç para alıyordu. "Düğün mükellefiyeti" denilen bu gereksiz usul İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra, İttihad ve Terakki'nin eli sopalı iktidarı sırasında yasaklanabildi

        SULTAN Abdülmecid, 1845 senesinde, Kurban ve Ramazan Bayramları'nda yapılan törenlerden sonra bürokratların bayram tebriki maksadıyla konaklara giderek yüksek dereceli devlet adamlarını ziyaret etmelerini yasakladı. Gerekçe, bu ziyaretlerin konak sahiplerine maddi yıkım ölçüsünde zarar vermesiydi.

        Masraflı bayramlaşmalar bu şekilde son buldu ama aynı şekilde masraflı olan bir başka âdet, düğünlere hediye götürme mecburiyeti sadece İstanbul'da değil, taşrada da yürürlükteydi ve ailelerin belini bükecek derecedeydi.

        Bürokratlara getirilen bayramlaşma yasağının ardından, devlet, düğünlere pahalı hediyeler götürülmesini de bir nizamname ile yasak etti. Ama halk hâlâ büyük törenler yapmak merakındaydı. Söylenenlere kimse uymuyor, dolayısıyla masraflar gittikçe kabarıyor ve halk arasında bu pahalı âdete uyulmadığı takdirde neslin devam etmeyeceği şeklinde bir kanaat hâkim oluyordu.

        Gazeteci Ali Efendi, 1890'larda, çıkarttığı "Basiret" gazetesinde konuya değindi ve hediye taşıma zorunluluğunun hemen kaldırılması gerektiğini söyledi. Ali Efendi bu işin sadece masraflı bir tören olmaktan da çıktığını ve yabancı misafirlere bile sunulmayan hediyelerin alınıp verilmesine kadar gittiğini yazıyor ve devletin bu işe bir an önce el atmasını istiyordu.

        Çoğunlukla sünnet törenleriyle düğünlerde ortaya çıkan bu masraflı ziyaretler daveti veren kadar davet edilen misafirlerin de mali durumunu sarsıyordu. Öyle ki, gereken hediyeyi sağlayabilmek için davet edilen taraf genellikle faizle borç para alıyor ve götüreceği hediyeyi öyle tedarik ediyordu. Hele bu davetler sık aralıklarla olunca, davetli, sıkıntı ve geçim derdinin yanında bu gereksiz masrafın da altında ezilerek etrafa iyice borçlanmak zorunda kalıyordu.

        Ayrıntıları o günlerin Basiret'inde bahsedilen ve Ali Efendi'nin de şahit olduğu benzer bir olay şöyle yaşanmıştı:

        Hubyar mahallesi, üç sene içinde peşpeşe ve son derece masraflı bir düğün serisine şahit oldu. Önce, ailenin büyük oğlu evlendi, daha sonra da küçük kızlarının okuma yazmayı sökmesi şerefine evde yeni bir düğün tertip edildi. Büyük bey yegâne yeğeninin bütün masraflarını üstlenerek mükellef bir düğün yaptı. Düğünden birkaç ay sonra bu defa gelininin doğum yapması şerefine bir ziyafet düzenledi. Büyük kızını da evlendiren baba, hemen peşinden oğlunu da evlendirdi. Bütün bunların ardında oğlunun ikinci karısına, yeğenine ve kızma müşterek bir lohusa ziyafeti verdi. Toplam dokuz davet düzenleyen aile, böylelikle, davet ettikleri yakınlarının da büyük masrafa girmelerine sebep oldu.

        Davete gitmemek büyük saygısızlık sayıldığı ve kötü şöhret getirdiği gibi, dedikoduya da zemin hazırlıyordu. Davetlere uymak ise, altından kalkılması güç bir masrafı sırtlanmak demek oluyordu ve bunun son aşaması da faizle borç para almaktı.

        Masraflı bayramlaşma âdeti, Abdülmecid'in emriyle 1845 yılında yayınlanan bir nizamnameyle son bulmuştu. "Düğün mükellefiyeti" denilen hediye getirme zorunluluğu ise, ancak İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra ve İttihad ve Terakki'nin iktidarı sırasında yasaklanabildi.

        HATTIN ÜSTADLARI

        Sultan Abdülmecid (1823 -1861)

        SULTAN Abdülmecid, tarihteki rolünün yanısıra, çok önemli bir hattat olan İkinci Mahmud'un oğludur.

        Türkiye'de babası tarafından başlatılan modernleşme hareketlerinin ilerlemeye başladığı sırada, 1839'da tahta geçen Abdülmecid, devlet işleri arasında hat sanatına da merak sararak devrin ünlü hattatı Mahmud Celâleddin'in öğrencisi Tahir Efendi'den altı çeşit yazı ve celî dersleri alarak yetişti. Önce Tahir Efendi'den, daha sonra da devrinin en büyük hattatlarından olan Kazasker Mustafa İzzet'ten de ikinci bir icazetname aldı.

        Sultan Abdülmecid, klasik Osmanlı celî yazısına aykırı bir ekol kuran Mahmud Celâleddin'in üslubunu izledi. Yazdığı levhalara tezhip yaptırıp genellikle vezirlerine hediye ederdi. Yazıda Üçüncü Ahmed ve İkinci Mahmud kadar mahir değilse de, hat tarihinde önemli bir yere sahiptir ve İstanbul'daki bazı camilerde yazıları vardır.

        İFTAR SOFRAMIZ

        Ciğer Çorbası

        MALZEME

        ■ Kuzu veya koyun ciğeri

        ■ Yumurta

        ■ Sirke

        ■ Maydonoz

        ■ Nane

        ■ Biber

        ■ Tarçın

        ■ Limon

        Diğer Yazılar