Ermeni meselesi ancak birkaç nesil sonra çözülebilir
PEŞİNEN söyleyeyim: Ermenistan ile aramızda vârolan düşmanlık seviyesindeki soğukluğun ortadan kalkmasına yardımcı olabilecek bir protokol imzalamamıza hiçbir zaman karşı olmadım. Muhalefet bâbında ne tek satır yazdım, ne de TV'lerde çözüme karşı olduğum yolunda bir söz ettim. Yakınlaşmayı desteklemem gayet tabii idi, zira 1915 tehcirinin mimarı Sadrazam Talât Paşa'nın 90 küsur sene boyunca ailesinde kalmış olan evrakını yani birinci derecede önem taşıyan belgeleri hiçbir sansüre tabi tutmadan, kitap hâlinde bendeniz yayınlamıştım. Dolayısıyla, bunu söylemek tevazu sınırlarını belki biraz aşacaktır ama, Ermeni meselesini en yakından bilen kişilerden olduğumu açıkça ifade edebilirim. Bugün, Anadolu'da tehcir öncesi ile sonrasındaki Ermeni nüfusu arasında 972 bin 246 kişilik büyük bir fark bulunduğu bilgisinin kaynağı da, benim yayınlarımdır. Ermeni meselesinde karşı olduğum fikir, 1915 olayları konusunda Türkiye'nin suçlu gösterilmesi, üstelik bizdeki bâzı çevrelerin de bu iddiayı sahiplenmeleriydi. Bu konuda sadece şunları söyledim: Tehcir, verdiği bütün ıztıraba rağmen Osmanlı Devleti bakımından nefis müdafaası yani bir mecburiyet idi; tehcir ile "soykırım" kavramının bir alâkası yoktu ve 972 bin 246 sayısı 1915'te ölenlerin değil, Anadolu'yu terkedenlerin adediydi. Bu sayıya hayatlarını kaybetmiş olanlar da dahildi ama bu miktarın içerisinde başka memleketlere göçeden, Türkiye'de kalıp da kimliklerini değiştiren ve Mütareke döneminde geri gelen Ermeniler de vardı.
ARADA MAALESEF 'KAN' VAR!
Bütün bunları, günlerdir aldığım "Senin kafanla gidecek olursak, Ermenistan ile hiçbir şekilde barışamayız" meâlindeki mesajlara cevap olarak yazdıktan sonra, şimdi protokol konusuna geleyim: Protokolü imzaladık ve Ermeni Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın bugün Bursa'da oynanacak maça gelmesini sağladık ya... Bazılarımız, bütün bu gelişmelerden sonra Ermenistan ile aramızdaki bütün meselelerin yarın-öbürgün hallolacağını ve herşeyin bir anda unutulacağını zannediyorlar... Hatâ, işte burada: Protokol daha işin başında öyle çok önemli bir netice verip harikalar yaratacak falan değildir, imzalanması sadece bir iyiniyet belirtisidir, üstelik çıkılan yol uzun, çok uzun bir yoldur. Alınması gereken mesafe herşeyin yakında hallolacağına inananların söylediklerinin aksine gayet büyüktür, manialarla doludur, zira iki tarafın arasına maalesef "kan" girmiştir. Cedleri imparatorluk zamanında Adana, Sivas yahut Maraş gibi vilâyetlerde yaşamış olan Ermeniler'in, özellikle de diasporadakilerin kendilerine 90 küsur seneden buyana anlatılanları unutmaları nasıl zor ise, aynı zorluk Anadolu'nun Müslüman halkı, meselâ Erzurumlular veya Vanlılar için de sözkonusudur.
ÇÖZÜMÜ BİZLER GÖREMEYİZ
Şimdi gelin, büyük dedesi tehcir sırasında salgınlar yahut saldırılar yüzünden can vermiş bir Ermeni'yi yahut büyükbabası Ermeni çeteleri tarafından kazığa oturtulmuş bir Erzurum Türkü'nü buyurun ve açılım konusunda ikna edebilirseniz, edin! "Kan" bulaşmış böyle meselelerde bir çözüme varılması için, tarafların ikna olabilmeleri ilk temasın üzerinden bir değil, birkaç neslin geçmesinden sonra mümkündür ve tarih bunun birçok örneği ile doludur. Dolayısıyla, imzalanan protokollerin ve oynanan dostluk maçlarının herşeyi unutturup sıkıntıların bir anda halledilmesini sağlayacağını kimseler beklemesin ve hayâle dalmayalım... Ermeni meselesinde şayet bir çözüme varılacak ise, bunu bizler değil, ancak torunlarımız, hattâ onların torunları görebileceklerdir.