Paris'te "Türk usulü kendin pişir, kendin ye" mevsimi
YAZACAĞIM yeni kitabım için bazı belgeler bulabilmek maksadıyla geçen haftanın başında Fransa'ya gittim ve birkaç gün Paris'te kaldım. Bugünlerde "Fransa" ve "Paris" dendiğine aklınıza ne gelir? Gazetelerimizde günlerdir tantanası yapılan ve "tanıtım şaheseri" olduğu iddia edilen "Türkiye Mevsimi" programı ile iki cumhurbaşkanının, Abdullah Gül ve Nicolas Sarkozy'nin Grand Palais'de beraberce açtıkları "Bizans'tan İstanbul'a: İki Kıtanın Limanı" isimli sergi değil mi? Yola çıkmadan önce ben de basında günlerden buyana yere-göğe konamayan bu eşsiz kültür faaliyetimizi düşünüyor, kendi kendime "Paris'i afişlerle, tanıtım posterleriyle nasıl donatmışızdır, kimbilir?" diyordum. Ve, havaalanından şehre girer girmez hayal kırıklığına uğradım... Hem de nasıl bir hayal kırıklığına... Birkaç gün boyunca Paris'in bir yanından öbür yanına taşındım, birkaç kültür merkezine gittim, hattâ bazı müzelerdeki sergileri bile dolaştım ama ne bir afiş gördüm, ne bir poster, ne de ufacık da olsa bir hatırlatma notu... Hiçbirşey yoktu... Bir tek, Louvre Müzesi'nin girişinde, üzerinde "Louvre'da Türk Mevsimi: Topkapı Sarayı'ndan Kaftanlar" yazılı büyücek bir tanıtım vardı, o kadar... Tanıtımı lûtfedip koymuşlardı, zira sergi orada açılacaktı, daha doğrusu eserler çoktan yerleştirilmişti ama sergi ziyaretçilere kapalıydı ve hangi akla hizmetse, içeriye sadece "davetliler" alınıyordu. Grand Palais'nin girişindeki afişleri ise tanıtımdan saymıyorum, çünki Türkiye ve Fransa Cumhurbaşkanları'nın açtıkları serginin mekânı Grand Palais idi...
AFRİKA VAR, BİZ YOKUZ!
Merak edenler için, Paris'te bugünlerde hangi kültürel faaliyetlerin reklâmının yapıldığını da söyleyeyim: Reklam panoları, Afrika'dan gelen bir yerel müzik grubunun üç gece üstüste vereceği konserin afişleriyle kaplanmıştı. Kültürel etkinliklerin yeraldığı tanıtım kutuları Türkiye'nin açtığı sergilerin dışında ne kadar sergi varsa, meselâ Arap Dünyası Enstitüsü'nde devam eden ve ayrıntılarını bugün kültür-sanat sayfamızda okuyacağınız Halili Kolleksiyonu'nun ve Jacquemart-Andre Müzesi'nde 11 Eylül'de açılan ve onbinlerce Parisli'nin yanısıra özellikle Avrupalı turistleri de celbeden Flaman tabloları sergisinin tanıtımıyla doluydu. Paris halkı, Kuzey Avrupa'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir memleketinin düzenlediği kültürel etkinliklerden haberdardı ama milyarlar yatırdığımız sergilerden bîhaberdi. Daha açık söyleyeyim: Basınımızın haftalardan buyana yere-göğe koyamadığı Paris'teki etkinliklerimiz ve açtığımız sergiler sadece kendi kendimize yaptığımız bir reklâmdan ve tatminden ibarettir. En sadık ziyaretçi grubunu teşkil edenler, organizatörlerin Türkiye'den uçaklara doldurup götürdükleri gazetecilerle diğer davetlilerdir; sergileri hasbelkader gezen Parisliler ise bu etkinliklerden yolları sergi mekânlarının meşhur cafelerine düştüğü sırada, tesadüfen haberdar olmuşlardır.
KİMLERİ ZENGİN ETTİK?
Türkiye'nin tanıtımını üstlenen şirketler lûtfetmiş ve Grand Palais'nin internetteki giriş sayfasına sergi hakkında minnacık da olsa bir anons koydurmayı akıl edebilmişler ama Louvre Müzesi'nin sayfasında bir tanıtımı maalesef becerememişlerdir. Biz böyle bir acz içerisindeyken, Jacquemart-Andre Müzesi gibi nisbeten küçük bir kültür mekânı bile sergilediği Bruegel'in, Memling'in ve Van Eyck'in tablolarının reklâmını Paris'in dört bir yanında gümbür gümbür yapmakta; önümüzdeki Mart ayında da Greco ile Dali'nin eserlerini getireceğini şimdiden duyurmaktadır. Ve, meselenin aslı: "Türkiye Mevsimi" adı verilen bu "kendin pişir-kendin ye" programı için harcanan milyonlarca euro, dolar yahut lira, her ne ise yerine gitmemiş, oraya-buraya saçılmış ve birilerini zengin etmeye yaramıştır!