Okuma özürlü hocalara açık davet
ERZURUM Atatürk Üniversitesi'ndeki yayın rezaletini, yani bu üniversitenin anlı şanlı profesörlerinin ve doçentlerinin Kurtuluş Savaşı'nın en önemli gazetelerinden olan Albayrak'ın tıpkıbasımını yapıp yeni harflere naklederken düştükleri affedilmez okuma hatalarını televizyonda gösterip gazetede yazdım ya... Öyle bir mesaj yağmuruna tutuldum ki, hâlâ devam ediyor... Yazanların hemen hepsi "Eline ve ağzına sağlık" diyor, üniversitenin indiği akademik seviyeye veryansın ediyor; birilerinin aklına uyan birkaç aklıevvel de okuma-yazma özürlü hocaların sebep oldukları bilimsel sefaleti bir tarafa bırakmış, üslûbuma lâf ediyor. Bugün, yayın sırasında gelen ve tamamını o sırada okumama imkân olmadığı için birkaç gün boyunca elden geçirdiğim binlerce mesaj arasında bir e-mail gördüm. Mesaj, Albayrak Gazetesi'nin, Erzurum Atatürk Üniversitesi tarafından katledilmesini sağlayan hocalar topluluğunun genel koordinatörlüğünü yapan Prof. Dr. Yavuz Aslan'a aitti. Prof. Dr. Yavuz Aslan'ın yazdıklarını, Türkçesine hiç dokunmadan, aynen naklediyorum. Tekrar söyleyeyim, mesajın dili bana değil, Prof. Yavuz Bey'e aittir: "Sayın Murat Bardakçı Öncelikle bu eserdeki yanlışların farkındayız. Şu an bunun tashihlerini yaparak yeniden yayına hazırlamaktayız. Çok kısa sürede çoğunluğu çok az okunan Albayrak nüshalarını, yayına tek tashih yapamadan baskıya vermek durumunda kaldık. Bu hataların çoğusu yazımdan kaynaklanan hatalardır. Hatta yanlışların farkında olarak baskıya vermek zorunda kaldık. Özellikle Prof. Dr. Dursun Ali Akbulut sadece bu eserin girişini yazdı. Okunmasında hiçbir şekilde ilişkisi yoktur. Şimdiye kadar çok az sayıdaki sayısı bilinen Albayrak gazetesini yayın hayatına kavuşturmak istedik. Bunları bir araya toplamak için çok büyük çabalar harcadık. Bize kalsa bu şekilde yayına vermezdik. Çok aceleye geldi. Hiç basılmamasından ise bu şekilde çıkmasını daha uygun gördüm. Bunu bir vatan meselesi haline getirmeden önce bizi arayabilseydiniz sizlere bunun sebeplerini açıklayabilirdik. Bütün okuma ve yazım hatalarına rağmen çok önemli bir hizmet yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bundan bizim tek kuruş kazanç sağlamamız söz konusu değildir. Yavuz Aslan".
Yavuz Bey, bir saat kadar sonra bir başka mesaj göndermiş, daha önce yazdıklarını aynen tekrarlamış, sadece "Mümkün ise yayına bağlanmak istiyorum" deyip telefon numarasını ilâve etmiş..
GÖRSEYDİM, ARARDIM
Bu mesajları yayın sırasında görebilseydim mutlaka bağlanır, tek bir sayfada bile böyle yüz küsur hata yapma maharetine sahip olmalarının sırrına ben de vâkıf olurdum! Yavuz Bey'e, Albayrak'taki hataların yanlış okumadan değil, bilgisizlikten ve eski dile âşinâ olamamaktan kaynaklandığını, "korkmadan, çekinmeden" demek olan "bi-muhâbâ"nın "muhasebe"; "düşük" mânâsına gelen "sâkıt"ın da "sakat" okunmasının ve böyle daha binlerce hatânın sebebinin başka türlü izahının mümkün olmadığını söylemeyeceğim, zira eminim biliyordur ama ifadeye dili varmıyordur. Hattâ, Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak'ın "Hataların düzeltilip eserin yeni baskısının yapılacağı" yolundaki açıklamasının hem "Yanlışlarla dolu baskıdan üniversitemize gelen Başbakan'a da vermiştik ama zararı yok", hem de "Kaynağı ödediğiniz vergiler olan ödeneğimizi canımızın istediği gibi har vurup harman savururuz" demek olduğunu da anlatmaya kalkmayacağım... Ama, bana bu mesajı gönderen ve "Bize kalsa bu şekilde yayına vermezdik" diyen Yavuz Aslan'ın açıklamak zorunda olduğu bir husus var: Asıl kabahatlinin, yani bu cehalet ve hacâlet örneğinin yayınlanması talimatını veren kişinin hüviyeti!
BUYURUN, İZAH EDİN!
Yarın akşamki "Tarihin Arka Odası" programında "Albayrak" rezaletini tekrar ele alacağız ve yayından önce Yavuz Bey'i arayacağım. Arzu buyurdukları takdirde katılıp hem "Albayrak"ı nasıl bu hâle getirdiklerini izah eder, hem de bana yukarıda metnini okuduğunuz mesajı göndermesinden bir gün sonra kendisinin "Sanki bir şey bulmuş gibi çıkıp televizyonda şov yapıyor"; refikaları hanımefendinin de "Murat Bardakçı'yı biliyorsunuz. Eline alıyor bir belge, istediği gibi konuşuyor" gibisinden demeçler vermelerinin esbâbını anlatıverirler...