Dan Brown tarihçi değil, sadece çok iyi bir romancıdır
DA Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown, bir yayınevinin kuruluş yıldönümü münasebetiyle İstanbul'a geldi ya... Güzide yazarlarımız, hattâ büyük gazetelerin genel yayın yönetmenleri Dan Brown ile konuşup Da Vinci Şifresi ve Kutsal Kâse ile ilgili yorumlarına onu da ortak ettiler. Dan Brown iyi bir romancıdır, zira konuları seçimi mükemmeldir, yazdıkları aslında karısının yaptığı çok yoğun araştırmaların mahsulüdür ve roman tekniği ile dili, gayet iyi kullanmaktadır. Ama, yazdıklarının çok okunmasının ve sinemaya da uyarlanıp gişe rekorları kırmasının asıl sebebi, seçtiği konulardır. Asırlardan buyana halkın merakını celbetmiş, hattâ üzerlerinde sayısız komplo teorileri kurulmuş esrarlı konular sürükleyici bir üslûpla kaleme alınır, üstelik yoğun bir reklâm desteği de verilirse, o eserin satmaması zaten imkânsızdır. Brown'un kitapları iyidir ve mükemmel yazılmışlardır fakat tarih kitabı yahut bugüne kadar bilinmeyenleri ortaya çıkartan kaynak eserler değil, sadece birer "roman"dırlar. Dünya edebiyatında, bu şekilde yoğun bir çalışmanın neticesinde ortaya konmuş çok sayıda roman vardır ve yapılan ön çalışma ne kadar ciddî ise, roman da o kadar tutunmuş ve klasik olmuştur.
PUŞKİN'İN KAHRAMANLARI
Meselâ, Rus yazar Aleksandr Puşkin'in "Kapitanskaya Doçka"sı yani "Yüzbaşı'nın Kızı" isimli eseri... Puşkin, 1773'teki Pugaçev ayaklanmasını unutulmaz bir aşk hikâyesi haline getirebilmek için ayaklanmanın safhalarını seneler boyu incelemiş, hattâ isyanın bölgelerini defalarca gezmiş ve masanın başına ancak ondan sonra geçmiştir. Bir başka örnek: Leo Tolstoy'un Rusça ismi "Voyna i Mir" olan, bizde senelerce "Harp ve Sulh" diye okunan ama son senelerde "Türkçeleştirme" denilen garabet uğruna ismi "Savaş ve Barış" hâline getirilen meşhur romanı... Tolstoy uzmanları, yazarın eserini kaleme almaya başlamadan önce sekiz ile on sene boyunca romanın konusu olan Napolyon savaşlarının cereyan ettiği arazilerde gezdiğini söylerler. Harp ve Sulh'de gayet ustalıkla tasvir edilmiş olan muharebe sahneleri, işte bu araştırmaların neticesidir. Böyle bir listeyi uzatmak kolaydır, zira herbiri ciddî araştırmalardan sonra yazılmış tarihî romanların sayısı hayli fazladır.
FEŞMEKÂN SULTANIN ÖYKÜSÜ
Dan Brown'un kitapları, işte bu şekildeki ciddî araştırmalara dayanan eserler listesinin son halkasıdır. Brown'un yaptığı, geçmişin esrarlı hadiselerini iyice incelemek, o hadiseler etrafında sonraki devirlerde yoğunlaşmış söylentileri biraraya getirmek ve bugüne aktarmaktır. Ama artık romanlara, özellikle de Dan Brown'un eserlerine bu şekilde bakılmıyor, romanlarda yazılanların gerçek olduğuna inanılıyor ve bu inanış öyle bir hale geliyor ki, Vatikan bile kitapların sadece bir "romandan ibaret olduğunu" açıklamak zorunda kalıyor. Meselâ Puşkin'in kahramanı Mişa'nın hakikaten yaşayıp yaşamadığını tartışmak yahut Pugaçev'in idamından bir gece önce Çariçe Katerina tarafından ziyaret edilip edilmediğini sorgulamak ciddî okuyucunun aklına gelmez. Yahut, Tolstoy'un kahramanı Piyotr'un babası Kont Bezukov'un hakikaten varolup olmadığı veya Bazdeyev'in masonik ilişkilerinin gerçekliği sorgulanmaz. Zira, herşey, sadece bir romandan ibarettir. Aynı davranış, yani tarihin tarih kitaplarından değil, romanlardan öğrenilebileceği inancı son senelerde bizde de maalesef giderek arttı. Feşmekân sultan hakkında sadece iki ayda karalanmış kitabı okuyanlar satırlara göz gezdirdiklerinde tarihi hatmettiklerini zannediyorlar. Unutulmaması gereken, romanların hoş vakit geçirme vasıtalarından biri, tarihin ise sadece ciddî tarih kitaplarında yazılı olduğudur.