Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ERTUĞRUL Özkök, Hürriyet'in başından ayrıldı. Basınımızın son yirmi senesinin en fazla tartışılan ismi olan Özkök'ü sevmeyebilir ve ondan hoşlanmayabilirsiniz; etik yahut siyasi tarafını dilinize dolayabilir, hattâ davranışlarından dolayı suçlayabilirsiniz ama çok önemli bazı özelliklerini inkâr edemezsiniz: Türk basınında entelektüel konularda sıkılmadan ve rahatça sohbet edebileceğiniz birkaç kişi kaldı ise, Ertuğrul Özkök onlardan biridir. Zira okur, dünyayı takip eder, belli ve seçkin bir zevki vardır, üstelik çok önemli bir hassaya, gerektiğinde kendi kendisiyle dalga geçebilme yeteneğine de sahiptir. Onu çok yakından tanıdığım ve bu özelliklerini gayet iyi bildiğim için söylüyorum: Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile "dışarıdaki" Ertuğrul Özkök arasında dünyalar kadar fark vardır. Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, sayfanın mizanpajından yazarların kaprislerine, patronunun siyasî ilişkilerinden ticarî bağlantılarına kadar binbir çeşit dengeyi gözetmeye mecbur ve dolayısıyla gerginleşen bir kişidir. Ama, "dışarıdaki" Özkök'ü farkettiğinizde, Gustav Mahler'in "Kindertotenlieder"ini yani, "Ölü Çocukların Şarkıları"nı dinlerken Jacques Prevert'in şiirlerini orijinal dilinde okuyan ve Jacques Brel ile Üçüncü Selim'in tanburundan aynı lezzeti alan ve asıl kişiliği ancak çok özel ortamlarda beliren bir entelektüel ile karşılaşırsınız. Karşınızda, sanki hayatının yarım asrını Türkiye'de geçirmiş bir Fransız vardır..

        MEMNUN OLDUM, ZİRA...

        Yirmi seneden fazla süren Hürriyet maceram sırasında Ertuğrul Özkök ile tartışmalarımızı, onun inadlarını, benim kaprislerimi, ama bütün bunlara mukabil karşılıklı hoşlukları ve Hürriyet'ten ayrılmamdan sonra da devam eden dostluğumuzu yahut işin gazete, patron, holding vesaire tarafını bir yana bırakarak kısaca söyleyeyim: Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'in başından ayrılmasından dolayı büyük memnuniyet duydum ama memnuniyetimin sebebi çok daha başka idi. 20. yüzyıl Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinin ortak bir özellikleri olduğunu ancak dikkat ettiğinizde farkedersiniz: Edebiyat, bazı büyük romancılarımız için sadece bir hobiden, bir meraktan ibarettir ve bu kişilerin asıl meslekleri gazeteciliktir... Türkçe'yi en iyi şekilde kullananlardan, yani Refik Halid Karay, Ref'i Cevad Ulunay, Cevad Fehmi Başkut gibi "romancı" diye bilinen gazetecilerden bahsediyorum. Ben, Ertuğrul Özkök'ün özellikle Pazar yazılarından edebiyatın bu büyük üstadlarının tadını aldığımı her zaman yazdım ve ifade ettim. Pazar günleri kendisini kayıtlardan âzâde kılan Özkök, sanki onlar gibi yazar ve âmiyâne tabiriyle söyleyeyim, döktürürdü. Genel yayın yönetmenliğinden ayrılmasına, işte bu yüzden çok memnun oldum. İşin gazete tarafı hakkında bir şey söylemek istemiyorum ama, Ertuğrul Özkök'ün zamanını bundan böyle patronajla, ilişkilerle, vesaire ile harcamaması ve yazmaya yoğunlaşması halinde, ileride "eski bir gazeteci" şeklinde değil, ciddî bir entelektüel olarak hatırlanacak ve ismi kalıcı olacaktır.

        ARADIĞI KİTAP BENDEDİR

        Bu yazıyı biraz daha uzattığım takdirde bir "post mortem"e yani hayata veda etmiş bir kişinin ardından yazılanlara dönme ihtimali olduğundan burada bitireyim ve bitirmeden önce bir itirafta bulunayım: Ertuğrul Özkök, birkaç ay önce "Ben Bradley'in 'A Good Life'ını gazetedeki odamda da, evimde de aradım ama bulamadım" diye yazmıştı. Boş yere aramış, zaten bulamazdı ve bulamaz, zira o kitap şimdi bende. Birkaç sene önce okumam için bana vermişti, sonra unuttu, ben de iade etmedim. Bundan böyle de hiç vermem, zira Hürriyet'in yazı işlerindeki veda konuşmasını o kitabın ismiyle bitirdiğine göre bendeki nüshanın kıymeti çok daha arttı demektir.

        Diğer Yazılar