Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Amerikan Başkanı Donald Trump yine uçuk mu uçuk bir karar verdi ve İsrail’in 1967 Savaşı’nda işgal, 1981’de de ilhak ettiği Golan Tepeleri’ni “İsrail toprağı” olarak tanıdı!

        Trump’un kararı uluslararası hem hukuka, hem barışa, hem de hak ve adalet kavramlarına tamamen terstir ama ardından yaşananlar bakımından çok daha hüzün verici bir tarafı vardır: Türkiye’nin haricinde hiçbir İslam ülkesinin bu oldu-bittiye karşı çıkamaması, Trump’a “Golan denen yer aslında Suriye’ye ait iken ve ortada Birleşmiş Milletler’in İsrail’i bölgeyi terketmeye çağıran kararları varken sana ne oluyor? Kimin toprağını kime veriyorsun?” deme cesaretini bulamamış olması!

        Mısır’ın Cemal Abdülnasır’ının, Suriye’nin Salâh Cedid’inin ve Ürdün’ün Hüseyin’in 1967’de beraberce sahneledikleri emsalsiz beceriksizliklerinin neticesinde İsrail’in işgaline uğrayan Golan Tepeleri, Ortadoğu’nun yarım asırdan buyana müzmin derdidir!

        Golan Tepeleri’ne bundan seneler önce Kudüs’te bulunduğum sırada zar-zor izin alarak bir-iki defa gitmiştim. Aşağıya baktığınızda bir tarafta alabildiğine Suriye, diğer tarafta da Ürdün uzanıyordu ve en yüksek noktalardan birinde turistler için konmuş teleskopu andıran dürbünler vardı! Şam’ı mı seyretmek istediniz? Dürbünün kumbarasına biraç şekel atıyor ve bir-iki dakikalığına Emevî Camii’ni bile görebiliyordunuz! Minarelerini, geniş avlusundaki insanları herşeyini…

        Maksat turistin parasını almak değil, “Suriye işte tabak gibi önümüzde duruyor! Şam’ı istediğimiz an dümdüz edebiliriz” mesajını vermekti, yani psikolojik harekâtın âlâsını yapıyorlardı…

        “CEVLÂN”I İŞİTTİNİZ Mİ?

        Bugün “Golan” denen bölge, Birinci Dünya Harbi’nin sonlarına kadar Şam sancağımıza bağlı olan ve o zamanki telâffuzumuzla “Cevlân” dediğimiz nahiyedir; başında uzun seneler, hattâ asırlar boyunca İstanbul’dan gönderilen Enderun’dan yahut Mekteb-i Mülkiye’den yetişmiş idareciler bulunmuştur.

        Ama, Golan’ın yahut Cevlân’ın bizim için çok daha önemli bir başka özelliği vardır: Bölgede tâââ 11. asırdan, yani bin seneden buyana Türkler’in, yani Oğuzlar’ın “Bayat” aşiretine bağlı Türkmenler’in yaşamakta olması!

        Golan Tepeleri’ndeki Türk varlığının geçmişini kısaca anlatayım:

        11. asırda Asya’dan ve İran taraflarından aşiretler halinde batıya doğru yürüyen Türk aşiretleri önce Irak’a ve Suriye’ye gitmişler, buralardaki otlaklar hayvanlarının ihtiyacını karşılayacak genişlikte olmadığı için gelenlerin ekseriyeti Güneydoğu Anadolu üzerinden Anadolu’nun iç kısımlarına geçmişti. Daha kalabalık bir grup, Malazgirt Savaşı’nın ardından ve Alparslan’ın ardından tahta geçen Melikşah’ın iktidar senelerinde Uvakoğlu Atsız’ın liderliğinde Suriye’ye gitti. Burada yerleşen Türk boylarının en kalabalık grubunu “Halep Türkmenleri” veya “Şam Bayatları” denen Türkmen aşireti teşkil ediyordu…

        Oğuzlar’ın 24 boyundan biri olan Bayatlar’a mensup olan Şam Bayatları, Halep ile çevresini yurt edindikten sonra hem Selçuklu, hem de Osmanlı devirlerinde kış aylarını Halep taraflarında geçirdiler ve her yaz yaylaya çıkmak için tâââ Sivas’a kadar uzandılar. Bu gidiş-gelişler devletin vergi tahsil edipasker sağlamak maksadıyla aşiretleri zorunlu iskâna tabi tutmasına kadar yüzyıllarca devam etti.

        Bayatlar ile beraber Suriye’ye giden Salur boyu da yine asırlarca Halep ile Sivas arasında mekik dokudu. Üsküdar’daki Valide Camii için hazırlanan vakfiyenin en önemli gelir kaynağını, mecburî iskâna tâbi tutulan bu iki aşiretten alınan vergiler teşkil edecek, aşiretler vergi kayıtlarında “Yeniil” diye geçeceklerdi.

        Suriye’de bugün iki milyonun üzerinde olduğu tahmin edilen ve bir kısmı savaşn ardından Türkiye’ye sığınan Türkmen nüfusun ekseriyetinin anadili zaten Türkçe’dir. Bölgenin yerle bir olmasına kadar Halep, Humus, Lâzkiye, Rakka ve Deraa’da yaşayan Türkmenler’in yanısıra 1967 Savaşı’na kadar Suriye toprağı olan ve şimdi İsrail’in işgali altında bulunan Golan’da artık az da olsa Türkmen nüfus vardır ve Golan Türkmenleri de Oğuzlar’a mensup Bayat aşiretinin mensuplarıdır.

        DIŞİŞLERİ’NİN ŞABLON TORBASI

        Dışişleri Bakanlığımız, Golan Tepeleri ile ilgili bir açıklama yapmış; “Bu kararı hiçbir şekilde tanımadığımızı ve tanımayacağımızı” söylemiş, sonra “Vahim sonuçlar yaratabilecek tek taraflı karardan ötürü bölgede artacak gerilim ve tırmanmanın tek sorumlusu İsrail olacaktır” demiş…

        Bu açıklamanın Amerikan Başkanı Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili ilhak kararını tanımasından sonra yapıldığını zannettiniz değil mi?

        Hayır! Açıklama bundan tam 38 sene önce, 1981 Aralık’ında, İsrail’in Golan’ı ilhak ettiğini duyurmasının ardından yapılmış! Ama, 1981’deki bu açıklama Başkan Trump’ın ilhak kararını geçen gün tanımasının ardından Dışişlerimizin yaptığı son açıklamasına öyle benziyor ki! Nerede ise tıpatıp aynı…

        Dikkat ederseniz son bir-iki sene içerisinde sadece Bakan Bey’in, yani Mevlüt Çavuşoğlu’nun alışılmıştan farklı ve sert konuştuğunu ama Bakanlığın açıklamalarının hep aynı minvalde, sade suya tirit sözlerden ibaret kaldığını görürsünüz…

        Dışişleri Bakanlığımızda zannedersem içerisinde “vahim sonuçlar yaratabilecek girişim”, “şiddetle kınıyoruz”, “şanssız bir ifade”, “kabul edilemez karar” yahut “talihsiz açıklama” gibisinden beylik sözlerle dolu bir torba var! Her diplomatik krizde bu torbadan niyet çeker gibi birkaç şablon çekiyor, bu şablonları bir kâğıda altalta sıralıyor, en üste hadisenin ne olduğunu ve tarihini yazıyor, sonra da bu işe “sert şekilde kınama” diyorlar!

        Diğer Yazılar